Kim gerçekten hayvanseverdir?

Yaklaşık 2 hafta önce erken bir Cumartesi sabahı site içerisinde miyavlayarak bana koşan bir kedi gördüm. Tam eğilmiş severken apartman görevlilerinden biri bana yaklaşarak aynı kedinin garajda doğurduğunu, iki de yaşayan yavrusu olduğunu söyledi. Sonra da aç sanırım, maması bitti dedi. Gidip yavruları gördüm.  Eve elimdekileri bıraktım ve soluğu evin çok yakınındaki petshopta aldım. Durumu anlattım bana bir haftalık mama verin dedim. Sonra geri dönüp emanetleri site görevlisine teslim ettim. İki haftadır bizim sitenin bahçesinin bir köşesinde iki yavru ve anneleri mutlu mesut yaşayıp, büyümekle meşguldüler. Biliyorum ki bir süre sonra çekip gidecekler.

Ben her gün yanlarına uğrayıp iki dakikallığına da olsa dünyanın bütün derdini unuturken, site sakinlerinin bir kısmı kedileri besleyip sevmeye çalışıyor ama başka bir kısmı da bu anne kedi ve yavrulardan feci halde muzdarip oluyormuş. Bizim daha bir yaşında bile olmayan anne kedi meğer sitenin köpeklerini dövüyormuş!

Site yönetimine hasbelkader girmiş bir hanımın ( burada içimden çok başka şeyler söylemek geçiyor!!!!) minik köpeği bu anne kedinin saldırısına uğramış! Hatta öyle ki anne kedi o saldırı esnasında güvenlik görevlisini de çok ciddi yaralanmış! Sanırsın site bahçesinde kaplan besliyoruz.

Bugün kedilere mama almış apartan görevlilerine teslim etmeye gelmişken, 2 aylık kedi yavrularının ve annelerinin site yönetiminde olan zat-ı muhterem hanım marifeti ile siteden atılmak üzere olduğunu öğrendim. Cins köpeği ile arzı endam eden hanım! beni yavru kedilerin üzerine kaynar su dökmek veya zehirlemekle tehdit etti. Ben camdan aşağı baktığımda kedi görmek istemiyorum diye de ekledi.

Köpeğini çok doğal şekilde  (hiç yadırgamıyorum, eleştirmek için yazmadım) kendi evladı sayan hanım, sokak kedileri ölüyor ne var, burası kedi beslenecek değil çok istiyorsanız eve alın dedi.  Bu arada kendisi su götürmez bir hayvansever! İkiyüzlüsünüz dedim.  Bir hayvansever tüm hayvanları sever sadece evde beslediğini değil dedim.  Olabilir dedi.

Meğer ihtiyacımız olmayan bir cana kıymet vermek ne zormuş. Hayvanseverler ve kendi hayvanını sevenler ya da aslında kendisinden başka kimseyi sevmeyenler diye ayrım yapmak da çok mümkünmüş.  Bu hanım teyze hakkında türlü analizlere ve bir takım zümreleri de töhmet altında bırakacak değerlendirmelere girmek çok mümkün. Zira kendisi tam bir stereotip. Fabrikasının nerede olduğunu merak ettiğim cinsten. Benim türüm kıymetli, gerisi ne ki diyen cinsten!

Tüm bu konuşmalar esnasında tansiyonumun nerelere çıktığını bilmiyorum ancak ense köküme uzun süre geçmeyen bir ağrı saplandığını ve bunun benim hiç bilmediğim bir ağrı olduğunu biliyorum.

Şu anda akıl sağlığı yerinde olmayan bir site sakininin tehdidi altındaki kediler -5’te bir depodalar. Orada ne kadar kalabilirler bilmiyorum. Çok seyahat ettiğimiz için 3 tane kediyi eve almak olası değil.  Sağı solu aradım özellikle yaz zamanı hayvan sahiplenenlerin sayısının %50 düştüğünden bahsettiler. Bazıları götürüp, Maçka Parkı veya Şairler Parkına bırakmamı söylediler.

Ben ise şu anda oturmuş, minik yavrulara nasıl bir çare bulabileceğimizi  düşünüp, halen sinirden kendimi yemekle meşgulüm!

 

 

Site hayatı, güvenlikli yaşam, çiçekli balkonlar

Neredeyse 10 aydır yaşadığımız yeni evimize gören bayılıyor. Neden mi? Çünkü site içerisinde, çünkü güvenli, hatta o kadar güvenli ki neredeyse bizi de içeri almayacaklar. Bir süre önce insanlarla mümkün olduğunca az muhatap olacağım, kapıcısıyla, komşusuyla uğraşmayacağım, çok daireli bir apartmanda oturma hayallerim vardı. Karma bu ya istediğim oldu. 103 daireli bir apartmanda kim kime dumduma bir hayat yaşamayı beklerken, sitenin içerisindeki güvenlik kameraları, kartlı giriş çıkış sistemleri, bütün dairelerin TV’lerinde girenin çıkanın izlenebiliyor olması nedeniyle bir nevi biri bizi gözetliyor evine taşındığımızı anlamam çok da sürmedi aslında. Apartmanın kapısında 24 saat oturan güvenlikçi amcalar mahalle muhtarından beter vaziyetteler ve ben bu duruma sinir oluyorum. Hani diyeceksiniz, nedir bu gizlilik isteği. Önemli biri değilim, ajan vs. hiç değilim, kendi halinde sade vatandaşım ama bu durumda bile bu kadar güvenlik tantanası bana fazla geliyor.

Biraz geç oldu ama anladım ki ben karmadan yanlış bir şey istemişim. Ayrancı’daki kocaman balkonlu, mahalle hayatının içerisindeki evimizi çok özlüyorum. Alışveriş merkezi tarzında yerlerden alışveriş yapmaktan nefret eden, hafta sonu tatilini o yapay, plastik mekanlarda harcayanları hayretle izleyen ben bir nevi alışveriş merkezinde yaşıyor gibi hissediyorum kendimi. Mahallenin bakkalı, yufkacısı, kuru temizlemecisi, otobüsü, taksi durağı, dolmuşu evimin 2 adım ötesindeyken şimdi sitenin içinden medeniyete varmak tam 8 dakika sürüyor. Akşam evdesiniz diyelim arkadaşlarınız var, evde bira, şarap bitti. Saat 9’dan sonra sitenin bakkalı kapatıp gittiği için kendiniz evden çıkıp, 8 dakikada medeniyete varıp sonra eksiklerinizi tamamlayıp evinize geri dönüyorsunuz.  Gel de GÜRKO’yu arama şimdi. 24 saat açık ve eve servisleri gece saat 2’ye kadar mümkün. Acıktınız mı? İşte size Uğur ASPAVA. Dürüm dönerler soğumadan kapınızda. Şehrin içinde yaşamaktan hiç bir zaman vazgeçemeyecek olan ben, Ümitköy, Konutkent civarında yaşayan arkadaşlarıma çoğu zaman dağ başında oturuyorsunuz diye takılırdım. İşte o sekiz dakika aslında şehrin göbeğinde otururken  benim kendimi dağ başında hissetmeme neden oluyor.

Üstüne üstlük, bu aralar anlamadığım bir sebepten dolayı evde internet de doğru dürüst çalışmıyor. Blog yazılarımı evde yazamıyorum çünkü wordpress evde açılmıyor. Zaten wordpress açılsa bu defa blogger açılmıyor ve ben takip ettiğim bloglara erişemiyorum. Telekoma sorarsanız sorun bilgisayarımda. İş için kullandığım laptopla bağlanmaya çalıştım sorun yine giderilemedi. Yani sorun aslında bilgisayarda değil. Bu benim için bizim site için özel olarak kurulan Türk Telekom santrali ve TTnet ofisindekileri öldürmem için yeterli bir bahane oluyor.

Bütün sorunlar bununla da bitmiyor. Bir de balkon meselesi var ki en fecisi o. Yeni keşfedip okumaya başladığım Dilayra’nın “Journey to Blue”su benim bu balkon sevdamı yeniden kabarttı ve sevgili Dilayra’nın geçenlerde bana yazdığı yorumda bahsettiği baharda balkon kahvaltıları bana aslında hiç unutamadığım eski balkonumu bir kere daha hatırlattı. Ne çok özledim ben o eski balkon sefalarını. Şimdiki balkona çıkmak kolay girmek zor. Kapı dışarıdan kapandığında tekrra içeri girebilmek için birinin size kapıyı açması gerekiyor. Dışarda rahat rahat sigara içemedikten sonra ben ne anladım o balkondan. Üstelik henüz çevre düzenlemesi yeni bittiği için aşağıdaki çimenler dışında pek yeşillik de yok. İnşallah bir 10-15 seneye dikilen ağaçlar büyürse ben de daha zevkli balkon kahvaltıları edebileceğim.

Şimdi sanırım kendime saksı çiçekleri alarak en azından balkon sevdamı biraz hafifleteceğim. Hem bahar da geliyor. Camın önünde rengarenk saksılar içimi açmaz mı? Hem de nasıl açar. O zaman ne yapıyoruz Londra’dan döner dönmez kendimizi bir çiçekçiye atıyoruz.

Yazıya balkon resmi ararken bir de yaratıcı balkon çözümü buldum kendime 🙂  Balkonunuz mu yok. Alın size tersine balkon 🙂 Bence cidden çok şık durmuş.

Adama Not:

1- Bilkent’te, Konutkent’te, Temelli’de oturmam. Ayrancı’yı severim.

2- Balkon isterim.

3-Çiçek bi de sucuklu yumurtalı sabah kahvaltıları dilerim.

4- Ayrıca öperim.