New York Gezi Notları 5: Bagel, Financial Center, South Sea Port, Brooklyn Bridge, 5 Napkin, MoTown

New York’daki son günümüzde evde kahvaltı etmek yerine bir New Yorker kahvaltısı için Murray’s Bagel‘ın yolunu tuttuk. Sebebi belli Google’da New York Bagel yazdığınızda harita üzerinde işaretlenen ilk bagelcı burası. Hakkında çok da fazla bir şey bilmeden yolunu tuttuk. Çeşit çeşit ekmek arasından, çeşit çeşit harç malzemesi ile birlikte bir seçim yaparak önce yumurtalı ve baconlı söyledik. Bu bize biraz kuru geldi. Çünkü aslında Bagel’ın en temel malzemesi krem peynir. İkincide aynı hatayı yapmayıp ortadan yarıya kesilmiş taze soğanlı krem peynirli, bacon ve domatesli nefis bir bagel’ı Ozzy ile paylaştık. Yanında bir güzel cafe latte ile gerçekten bizi mest etti. Bizim seçimlerimiz dışında tarçınlı, üzümlüden tutun soğanlı, çavdarlı, tam tahıllı, sarımsaklı en az 10 çeşit ekmek vardı. Sadece tuzlu değil, nutellalı, fıstık ezmeli, humuslu farklı çeşitte bagelları da burada tadabilirsiniz.  Eminim daha New York’ta çok iyi bir sürü bagelcı var. En iyisi siz de gözünüze kestirdiğiniz birinde bagel ile sabah kahvaltısı yapmadan gelmeyin.

egg and bacon bagel Murray's bagel

Murray's Bagel

Murray's bagelBu güzel kahvaltının ardından  yine Manhattan adasının güneyine doğru indik. Öncelikle Dünya Ticaret Merkezinin olduğu bölgedeki Memorial’ı ziyaret ettik. 11 Eylül 2001’de 90 milletten yaklaşık 3000 kişinin öldüğü saldırının ardından yıkılan iki binanın yerine iki havuz yapılmış. Bu havuzların orta yerindeki boşluktan aşağıya dökülen sular Kuzey Amerika’daki en yüksek çağlayanını oluşturuyormuş. Havuzların kenarındaki mermer duvarların üzerinde ölen kişilerin isimleri yazıyor. Alanın geriye kalanı ağaçlandırılmış.

9/11 Memorial

9/11 Memorial

9/11 Memorial

9/11 Memorial

9/11 Memorial

9/11 MemorialBuradan ayrıldıktan sonra gökdelenlerin arasında güneş vurmayan yollada yürüyerek Wall Street’e doğru ilerliyoruz. Siyah takım elbiseli finansçıları, bankacıları görmeyi beklerken aslında daha çok bizim gibi turistlerle birlikte sokaklara dolaşıyoruz.

New York Stock Exchange

New York Stock Exchange

Wall Street New York

Wall StreetNew York’ta sokakta yemeği bir klasik… Wall Street’de bile olsanız. Aman dikkat kravata damlatmayalım!

Wall Street Sokak yemekleri

Wall Street Sokak yemekleriBuradan önce sahile doğru yürüyoruz, sonra Brooklyn köprüsüne giden yola sapıyoruz.

Lower Manhattan New York

Lower Manhattan New YorkVe sonunda rüzgara rağmen Brooklyn Köprüsündeyiz.

Brooklyn Köprüsü

Brooklyn Bridge

Brooklyn BridgeBrooklyn Köprüsünün sonuna kadar yürüyemedik biz. Aşırı rüzgarlı bir gündü ve zaten günlerdir o kadar yol yürümenin verdiği yorgunlukla göze alamadık. Ancak eminim bahar mevsiminde çok rüzgarlı olmayan bir havada bu köprüyü geçmenin tadına doyum olmuyordur.

Buradan çıkınca hemen köprünün dibindeki bir parkta oturup dinlendik, ardından da kendimizi ödüllendirmek için  5Napkin‘e doğru uzadık. O kadar çok hamburger yememize rağmen, bana hiç fenalık gelmediğini söylesem size. Kalın ve sulu sulu köftesiyle bence buradaki hamburger bizim bildiğimizden çok farklı bir şey. Shake  Shack ve Bill’s Bar and Burger uğradığımız hamburgecilerden benim hatırlayabildiklerim. Shake Shack’e bayıldım, İstanbul’dakine daha gitmedim, nasıldır bilmiyorum.

5Napkin New YorkYemekten sonra Starbuckstan aldığımız kahvelerimizi Time Square’de merdivenlerde oturarak içtik.

Times SquareYanıp sönen ışıkları izleyen inanılmaz bir kalabalık… Reklam panoları yine gözlerimizi alıyor. Kahvelerimiz bitince biz bu defa MoTown‘u izlemek üzere tiyatroya yollandık. Eğer siz de gitmeden önce müzikal biletlerinizi almak isterseniz, TicketMaster’ın Amerikan versiyonunda bir hesap açmanızı tavsiye ederim. Böylece internet üzerinden biletinizi alıp rahat edebilirsiniz.

MoTown’u ben çok beğendim. Tam bir dönem hikayesi ve biyografik bir müzikal olduğu için hem hikayeyi dinlerken müthiş keyif aldım hem de şarkılarla coştum gittim. MoTown Records’un kurucusu Berry Gordy’nin hikayesinin yanında Diana Ross,  Stevie Wonder ve hatta Jackson Five’ı sahnede izliyorsunuz.  Eğer yakın zamanda İstanbul’da Jersey Boys’u izleyip beğenen varsa, MoTown’u fırsat bulduğunda hiç kaçırmasın derim.

Bizim New York maceramız şimdilik bu kadar. Yaptığımız bir sürü şeyin yanında yapamadığımız tonlarca başka şeyi arkamızda bırakarak San Francisco’ya uçtuk. Gecikmeden San Francisco yazılarında buluşmak üzere, herkese iyi haftalar diliyorum.

Reklamlar

New York Gezi Notları 4: Greenwich Village, Soho, Little Italy

New York’a ayırdığımız 6 günün aslında sadece bir önizleme olduğunu döndükten sonra daha iyi anladım. Öyle ki şehrin en bayıldığım yerlerine şöyle bir değip geçmek aslında yeniden gitme isteğimi de ciddi şekilde kamçılıyor.  Sevdiğim yerlere tekrar tekrar gitmeyi çok isterken, bir yandan da yeni yerler keşfetme isteği kafamı karıştırmaya devam ediyor.  Ancak öyle ki ben sanırım New York’ta şöyle bir 6 ay kadar yaşamayı gerçekten çok isterim. Bakalım hayat neler getirecek.

Yaptığımız kısacık turlarda şehrin sokaklarında öyle serbest bir yürüyüş yaptık ki aslında gördüklerimizin yanında göremediğimiz  bir sürü yer de kaldı. Gezerken o gün ziyaret etmek istediğimiz belli başlı noktaları belirleyip , Google Mapsle çizdiğimiz rotada yol üzerinde ne varsa yürüyerek gördüğümüz için ve aslında aşırı planlı da olmadığımız için, genellikle akşamları eve geldiğimizde o gün nereleri gördüğümüzün daha iyi bir çetelesini tutabildim.

İşte bu serbest New York yürüyüşleri esnasında Eataly’den çıkıp, Chelsea Market’ı gezdikten sonra  istikameti Soho’ya çevirdik. Arada Greenwich’den geçtik.

Greenwich VillageNew Yorkluların kısaca Village dedikleri Greenwich, 1800’lerde köymüş. New York’un sokakların Caddeleri 90 derece açıyla kesen diğer bölgelerine nazaran çapraşık sokakları ve rengarenk binaları var. Daha rezidans alanı gibi sanki ama bir yandan da her yer şık butikler dükkanlarla dolu. Bohem bir hayat varsa New York’da, merkezlerinden biri de bu bölge.

Yol üzerindeki  bir sokak beni kendine aşık etti. İsmi Bleecker Street. Şimdi burada isterseniz açın şuradan Simon and Garfunkel’in Bleecker Street şarkısını ve okumaya devam edin. O kadar sevimli bir sokak ki burası, insan yürüdükçe bitsin istemiyor gerçekten.

Sex and the City hayranları işte Carrie Bradshaw’un tek yatak odalı stüdyo evi de buralarda.  Yoğun ilgiden dolayı evin merdivenlerine bir zincir takılmış ve ziyaretçilerden sessiz olmaları, fotoğraf çektirmek için evin merdivenlerini çıkmamaları rica edilmiş.

Carrie Bradshaw Apartman dairesiMagnolia Bakery buradaki dükkanların en ünlülerinden ancak çok sayıda tasarımcı, butik de burada sıralanmış vaziyette. Yürürken kendinizi garip bir huzurla dolmuş gibi hissediyorsunuz gerçekten de. Ağaçlar, bol yeşillik, rengarenk binalar, daha az araç ve daha sakin bir hayat.

Bleecker Street New York

Magnolia Bakery New YorkLulu Guinness’ten harika bir çanta aldı Ozzy. Benim gibi alışveriş meraklısı olmayan birinin bile başını döndüren bir çanta!

Bleecker Street New York

IMG_1955Soho’ya doğru devam ettikçe karşımıza bu apartmanlar çıkmaya başlıyor. Yangın merdivenleri ve mazgallardan yükselen su buharı görüntüsü benim için New York klasikleri dendiğinde ilk aklıma gelecek şeyler. O yüzden bir sürü yangın merdiveninin fotoğrafını çekerken buldum kendimi.

NEW YORK

Soho'nun dökme demir binalarıAz daha ilerleyince SoHo’ya geliveriyoruz. SoHo ismi SOuth of HOuston Street’in kısaltması. Bu isim aynı zamanda Londra’daki SoHo’ya da referans oluyor. SoHo kısaltması başka New York lokasyonları için de referans oluyor ve bugüb Tribeca diye bildiğimiz bölge aslında “TRIangle BElow CAnal Street”, ya da NoHo “NOrth of HOuston Street”in kısaltması aslında.  Burada görülmesi gereken sokaklar Greene, Spring ve Broadway, vaktiniz darsa bile bu sokaklarda dolaşmadan geçmeyin SoHo’dan. SoHo’nun büyük bir bölümü Cast-Iron Historic District olarak da anılıyor. Dış cephesi demir dökme binalar zarefetlerini hala koruyorlar. Eskinin sanayi bölgesi olan SoHo artık bir alışveriş cenneti. Gelip görmeden önce SoHo benim kafamda ufak kafeteryaların, restoranların olduğu, kitapçılar, plakçılar ve vintage mağazaları ile antikacıların doldurduğu entel bir semt hissi veriyordu.  Belki ben yanlış yerlerini dolaştım ama bana kalırsa, alışveriş konsepti ve büyük markalar burayı zaptetmiş gibi. O yüzden çok bayılmadım ama sırf demir dökme binaların hatrına bile gezilir. Gerçekten güzeller.

Denildiğine göre   ilk etapta SoHo’ya yerleşen sanatçı camiası bu semtte kiralar artmaya başlayınca  sanatçılar Tribeca’ya doğru kaymış. Bu arada New York ünlülerinin haritasını görmek için buraya da bir göz atabilirsiniz.

Burada sokak aralarında biraz dolaştıktan sonra Lower East Side’a doğru ilerliyoruz ve kendimizi Little Italy’de buluyoruz. Lower East side İtalyan ve Çin mahalelerinin yer aldığı eskinin göçmen yerleşim yerleri. Tabi o zamandan bu zamana köprülerin altından çok sular akıp gitmiş, herşey biraz ufalmış, biraz turistik olmuş. İşte o yüzden gerçekten de ufacık bir semt Little İtaly. Dünyanın pek çok farklı şehrindeki İtalyan mahallelerinin tamamında aynı durum geçerli sanırım. Ben daha büyük bir İtalyan mahallesi bekliyordum ancak aşağı yukarı 1-2 sokaktan oluşan ve İtalyan restoranlarının yanyana dizildiği bir bölge çıktı karşımıza.  Sokakta yürürken bir yandan da bundan 2 yıl kadar önce izlediğim Big Night filmi geldi aklıma. İtalya’dan Amerika’ya gelen iki kardeş, açtıkları İtalyan Restoranı, hayatta kalma çabaları ve tabi çılgın yemekler. Köfteli Spagettinin Amerikan icadı bir yemek olup, has İtalyan mutfağı sevenlerin bu tip uyarlamalardan hiç hoşlanmadıklarını bu film sayesinde öğrenmiştim ben.

Little Italy New York

LITTLE ITALY NEW YORK

Little Italy- New York

Little Italy

Little Italy New Yorkİtalyan mahallesinde bir kahve içtikten sonra China Town’a doğru yürümeye başladık. O yorgunlukla China Town’dan çok fazla bir şey de anlamadık aslında. Colombus Park’ta oturduk biraz. Oradaki uzak doğulu ve sanırım Çinli teyze ve amcaların söyledikleri ilahileri dinledik. Bir nevi huzur evi gibi sadece yaşlıların nerede ise ağlayarak şarkılar söyledikleri bir ortam düşünün. Cidden değişikti. Bir süre sonra bütün amacımız akşam izleyeceğimiz müzikal saatine kadar ayaklarımızı uzatıp oturabileceğimiz bir şey bulmaktı. Bir taksiye atladıkve gerisin geri Mid Town’a döndük. Akşam Gershwin Theater’da Wicked’ı izleyecektik. Pret A Manger’de bir kahve ve hafif bir sandwich yedikten sonra Tiyatronun yolunu tuttuk.

Gershwin Theater New York WickedWicked Witch of the West romanından uyarlama olan bu müzikal Oz büyücüsünün bilinmeyen hikayesini anlatıyor. Büyükler için masal kıvamında bir müzikal. Dekorlar, kostümler ve sahne derinliğinin kullanımı mükemmeldi. Ama yine de benim izlediğim en iyi müzikal olmaktan uzaktaydı. Müzikallerle ilgili daha sonra fırsat olduğunda daha çok yazmak istiyorum. Umarım çok geciktirmem.

Gershwin Theater- New York WickedSon iki yazıda size New York’taki bir günümüzü anlatabildim. Ne kadar az zamanda ne kadar çok şey görmüşüz yazınca daha iyi anladım. Bir sonraki yazıda Lower Manhattan’da olacağız. Görüşmek üzere.

New York Gezi Notları 3: Empire State, Flatiron Building, Eataly, Chelsea Market

New york’ta biz bir tam günümüzü alışverişe ayırdık. Bunun için de Woodbury Common‘a gittik. Eğer sizin de geniş çaplı bir alışveriş planlıyorsanız kesinlikle Woodbury’i tavsiye ederim. İlk bir iki günümüzde alışverişi aradan çıkarınca da yine verdik kendimizi New York sokaklarına. İşte sırada Empire State ve Flatiron’u kapsayan Mid-Town günümüz.

Empire State için herkes aman çok kuyruk oluyor erken gidin demişti. Biz de o sabah çok geç olmadan yola koyulduk. Ancak zaten elimizdeki New York City Pass ile en azından bilet kuyruğunu atladık.  Zaten binaya yaklaştıkça görüyorsunuz ki sokaklar bilet satan karaborsacılarla dolu.

Empire State BuildingBinanın lobisi çok süslü..

Empire State Building

Benim için Empire State Sleepless in Seattle ve Gossip Girl demek. 1931 yılında tamamlanan bina 443 metre yüksekliğinde. Binanın yapımı tamamlandığında kiralarının yüksekliğinden dolayı fazla rağbet görmemiş. Hatta bir ara Empty State Building olarak da anılmış. Binanın boyutlarını anlatmak için Big Ben’in 67, en yüksek piramitin 107, Eyfel Kulesinin 319 metre olduğunu söylemem yeterli olur sanırım. Doğal bir paratoner görevi görüyormuş ve yılda ortalama 100 yıldırım düşüyormuş binaya.  Asansör kuyruğunda hızlıca ilerliyoruz ve sonunda tepedeyiz. Bizim City Pass’imizle ancak 86. kata kadar çıkabiliyoruz. Ancak dileyenler için 102. kattaki gözlem kulesine çıkmak da mümkün. Biz sabah çıktık tepesine ama eminim ki gece de buradan manzara çok güzeldir. İşte size New York!

New York

New York

New York

New YorkBuradan çıkmadan önce mutlaka mağazaya uğramanızı tavsiye ederim.. Binbir çeşit hediyelik ve orijinal eşyayı burada bulabilirsiniz. Biz çıktıktan sonra ütü binaya doğru yürüdük. Az önce Empire State’in tepesinden gördüğümüz Flatiron Building işte burada. Yapıldığında rüzgardan yıkılıacak diye beklemişler ama bakın hala ayakta.

Flatiron Building

Flatiron BuildingTam yanında Madison Square Park var. Karşısında ise Eataly. New York’a gitmeden önce okuduğum tüm Türkçe bloglarda  Eataly’den bahsedildiğini görünce burayı zaten listeme almıştım. Henüz New York’ta yemekten hiç bahsetmediğimin farkındayım. Zaten nerede ise 1 hafta boyunca birbirinden güzel hamburgerlerle beslendiğimiz için onları ayrı bir yazıya bırakıp burada Eataly’i anlatmadan geçmek istemiyorum. Eataly gerçekten görülmeye değer bir yer. Umarım Zorlu Center’ın içine açılacak olan da New York’daki kadar başarılı olur. Burası hem bir gurme market hem de farklı restoranlarıyla insanın ağzını sulandıran bir cennet. İçeride yemeyi bırakın alışveriş yapıp evde buradan aldıklarınızla yemek pişirmek bile nefis bir tecrübe olur. Bir akşam buradan alışveriş yapıp evde makarna bile yaptık. Bunu hep yapabilmek ne güzel olurdu.

Eataly New York

Eataly

Eataly

eataly new yorkİçeride nerede ise 1 saat kalıp müze gibi gezdiğimiz Eataly’den yemek yemeden çıkmak istemedik. Hem de denk getirip iki gün üstüste öğlenleri burada  yedik. İlk gün taze taze açılmış makarnalarından denedik. İkinci gün deniz ürünlerinden tattık. Yumyum yum. Yanına da birer kadeh sarap söylediniz mi değmeyin keyfinize…

Eataly

Eataly

EatalyHayatımda yediğim en güzel ızgara kalamarlardan birini de burada yedim desem… Gerçekten çıldırtıcı bir tabaktı bu…

EatalyBu da sonradan gelen yılan balığı, ancak bunun yerine bir kalamar daha yesem daha mutlu olurmuşum. Çok beğenmedim. Tatsız tuzsuz geldi ne yalan söyleyeyim.

EatalySonrasında kahvelerimizi ve tatlımızı alıp, dikkandan çıktık ve yan taraftaki büfenin önündeki masa sandalyelere oturup Flatiron manzarasına karşı kendimizden geçtik.

Eataly- FlatironBiz buradan doğruca Chelsea Market’a yollandık. Burası da New York’un bir başka lezzet durağı. Ancak karnımız o kadar tok olunca sadece bakmakla yetindik.  Deniz ürünü yemek isteyenler burayı sakın kaçırmasın derim.

Chelsea Market

Chelsea Market

Chelsea Market

Chelsea Market

Chelsea Market

Chelsea MarketBuraya kadar henüz günümüzün yarısı bitti ama ben lafı çok uzatmadan burada bitiriyorum ve bir dahaki yazıda bu bölgede gezinmeye devam ediyorum.

New York Gezi Notları 2: Müzeler- The MET, MOMA ve Guggenheim

New York’taki ikinci günümüzü müzelere ayırdık. Yağmurlu bir gündü ve iç mekanlarda vakit geçirmek mantıklı geldi bize.  Bir önceki gün yürüyerek geldiğimiz Yukarı Doğu Yakasına bu defa metro ile gittik. Planımız kuzeyden başlayarak ilk Guggenheim‘ı gezmek ardından Metropolitan Museum of Art ve MOMA‘yı dolaşmak vardı.  Tabi biz neden bahsettiğimizi bilmediğimiz için bu üç müzeyi birden aynı güne sığdırmaya çalıştık! Bana kalırsa Metropolitan’a en az bir tam gün ayırmak gerek. Moma için yarım gün yeterli olacaktır. Guggenheim ise restorasyonda olduğu ve sergilerin değişim döneminde olduğu çok tat vermedi!

İşte karşınızda Guggenheim Museum… Amerikalıların ünlü mimarı Frank Lloyd Wright’in yaptığı bina bana kalırsa içeridenki sanat eserlerinden daha ilginçti. Özellikle de yapım yılı 1959 olunca insan daha klasik bir bina beklerken karşısına çıkan bu “Kanyon”vari yapı insanı daha da şaşırtıyor.

Guggenheim Mseum NYC

Guggenheim’daki inşaat hali bizi çok da fazla oyalanmadan doğrudan kendimizi Metropolitan’a attık… Daha bahçesinden içeri girerken aman tanrım dedirten müze bence Amerkalıların gerçekten de gurur duyabilecekleri nefis bir kültür merkezi. National Geographic’in New York Rehberi müzeyi şöyle tanımlamış: “Metropolitan Museum of Art’ta antik Mezopotamya, 19. yüzyıl Paris’i ve 1960’lı yılların New York’u birbirinden sadece birkaç dakika uzaklıktadır. 1870 yılında, açılan Met, dünyanın en iyi ansiklopedik müzesidir. Dört blok boyunca uzanan müze, altı kıtadan toplanan ve dünya tarihinin 800 yılını temsil eden ürünleri sergiler.” Nasıl sizce de çok etkileyici değil mi?

Metropolitan Museum of Art NYC

The MET- New York

The MET- New York

The MET- New York

The MET- New York

The MET- New York

The MET- New York

Ben Metropolitan’a bu defa doyamadım. Diyorum ki yine gitmeliyim. Daha geniş zaman ayırarak sindire sindire gezmeliyim bu nefis müzeyi. Siz de eğer müze sever biriyseniz, derim ki Metropolitanı gezmeye ayırdığınız güne başka program koymayın. Gerçekte çok etkilyici bir yer burası.

Biz bırakın bir günü Metropolitan’a ayırmayı burada yaklaşık 2-3 saat kaldıktan sonra hızlıca birşeyler atıştırıp, kendimizi MOMA’ya attık! Arkamızdan atlılar koşturmuyordu ama New York’ta yapacak o kadar çok şey var ki, eğer  burada sadece 1 haftanız varsa heryere tadımlık, koşturarak vakit ayırabiliyorsunuz.  Tabi bu arada bir daha geldiğinizde şehrin nerelerinde daha çok vakit geçirmek istediğinizi de kafanıza tek tek not alıyorsunuz.

Metropolitan’da tarihin derinliklerinde gezindikten sonra MOMA bizi yeniden bu zamana getiriverdi. Bu zaman getirdi dediysem de MOMA’nın 1929 yılında açıldığını ve modern sanat müzelerinin doğuşuna da önayak olduğunu söylemek lazım. Girdikten sonra içeride sizi Frida karşılayıveriyor.

MOMA- New YorkKöşeyi dönünce karşınıca Picasso çıkıveriyor…

MOMA- New York

MOMA- New York

MOMA- New YorkVe tabi Andy Warhol…

MOMA- New York

MOMA New YorkDostum bu müze bir harika, içeride sergileri gezip bitirdikten sonra nefis bir mağaza da sizi bekliyor üstelik. Mağazayı gezip kasa kuyruğuna girip dışarı kendinizi atmanız bie 1-1,5 saatten aşağı sürmeyebilir. Biz göremedik ama içeriden farklı restoranlar da varmış üstelik. Sanırım New York’ta yaşasam, 2-3 ayda bir uğrardım ben buraya.  Gerçekten nefis. Dışarıda yağan yağmuru da görünce mağazadan gökkuşağı renklerinde birer şemsiye kapıp kendimizi dışarı atıyoruz.  Ne gündü ama. Ayaklarımıza yine karasular indi. O kadar yorgunuz ki, bir marketten yiyecek birşeyler alıp doğru evin yolunu tutuyoruz. Duş ve ayaklarımızı uzatacak birer sandalye lazım bize… Çünkü ertesi gün yine çokkk yoğun geçecek 🙂

 

New York Gezi Notları Bölüm 1: Times Square, Central Park…

Bir bayram tatilinin daha sonuna gelmiş bulunuyoruz. Bu sabah saat 2.30’da yatıp saat 5.30 gibi ayağa kalktım. Bu garip uyku düzenimi dün akşam yaklaşık 30 saat süren San Francisco-Istanbul yolculuğunun ardından, memlekete ayak basmaya borçluyum. Günüm tersime döndü tahmin edeceğiniz üzere. Valizim New York’u çok beğenmiş olmalı ki bizden sonraki uçağa binebildi ancak. Umarım kavuşuruz bugün içerisinde kendisi ile.

Uçakta uyuduğum için, 3 saat uyku ile kendini toparlayan bünyem şu an cin gibi. İlerleyen saatlerde neler olacağını tabi ki kim bilir? Ancak hazır bu kadar ayıkken ve bloğumu gerçekten çok özlemişken bu fırsatı kaçırmayayım ve verdiğim uzun araya bu defa son vereyim istedim. Ne de olsa Pazartesi gününden itibaren yeniden çılgın bir koşuşturmaya dahil olacağım ve büyük olasılıkla yine benden en az bir 15 gün hiç ses seda çıkamayacak. O zaman başlayalım.

5 Ekim 2013 Cumartesi günü öğle vakti, Ozzy ile birlikte Atatürk Havalimanına doğru yola çıktığımızda aklımızda sadece yol stresi, uçakta uyur muyuz, uyuyamaz mıyız endişesi, bitmeyen arkamızdan bizi kovalayan işlerin muhabbeti vardı ve New York her ikimizin de çok uzun zamandır gitmek isteyip de maalesef bir türlü yolunu düşüremediği rüya şehirdi.

İst-NycBizim gibi Sex and the City’e hayran olup, arada moral bulmak için açıp açıp izleyen bir nesil için rüya şehir New York gerçekten de. Öyle ki, teenage dizisi olmakla birlikte tam da bu yüzden Gossip Girl  de uzunca bir süre beni kendisine müptela etmişti. Carrie’nin dolaştığı 5th Avenue, Park Avenue, Madison Avenue zinciri, Mr. Big, Miranda’nın Brooklyn’e taşınmasının olay olması kafamızda bir efsaneydi.

sex_and_the_citys carrieYaklaşık 10 saatlik bir uçuşun ardından JFK Havalimanına indiğimizde, Neco bizi karşıladı. New Jersey’de tam da New York skyline manzaralı bir evde oturan Neco, bizi bir hafta evinde misafir etti. Ben her sabah şu aşağıdaki manzaraya uyandım ve yine aşağıdaki manzarayla uyudum. 🙂

New York Skyline from New Jersey

New York Manhattan Skyline from New JerseyNew York’un kozmopolitliğinin yanında evde kalmak bizi bir haftalığına gerçekten New Yorklu yaptı. Market alışverişi, otobüsle ulaşım, biletler, sefer tarifeleri, hayatımızın bir parçası haline geliverdi. Her gün kilometrelerce yürüdük. Hatta nerede ise hiç metroya binmeyip Manhattan içerisinde sadece yürüdük diyebilirim gönül rahatlığıyla. Her uzun yürüyüşün sonunda kendimizi mutlaka kocaman sulu bir hamburgerle ödüllendirmeyi ihmal etmedik. Benim gibi alışveriş sevdalısı olmayan birini bile delirti New York. Pazarlama dünyasının duayenlerinin şehrinin benim üzerimde de farklı bir etki yaratması beklenemezdi elbette.

Gitmeden aylar önce aldığım tonlarca New York kitabını önceden okuma fırsatım olmadı. O kadar kitabı yanımda taşıyamayacağım için de tek bir kitapla gittim.

New York Gezi Rehberi- Dost Sonra tam bir klasik olduğu üzere, gittiğim ilk gün Barnes and Noble‘da Time Out New York’u görür görmez aldım.

new-york-time-out-guideBiz gitmeden önce New York City Pass aldık. Kafamızda klasik ilk New York turunda yapılması gerekenler vardı elbet. O yüzden mutlaka Empire State’in tepesine çıkılacak, MOMA, Metropolitan Museum of Art ve Guggenheim’a gidilecekti.  İyi ki de öyle yapmışız çünkü çok işimize yaradı. Rahatlıkla tavsiye edebilirim ki son derece faydalı ve tasarruflu bir kart bu. Tasarruf sadece maddi değil aynı zamanda zaman açısından da önemli. Sıra beklemek istemiyorsanız gitmeden önce mutlaka bir tane edinin. Bunun dışında, pek çok farklı tur var tahmin edebileceğiniz üzere. Diğer tur şirketleri, hop on hop off turları, yemek turları, dizi turları herkes için ilgi alanına göre pek çok seçenek sunuyor.

New York’a gidip de Broadway’de bir gece geçirmeden olmaz. Biz bu ilk gidişimizde iki müzikal birden seyrettik: Wicked ve MoTown. Biletleri yine online aldık. Ben bunun için kendime Biletix’in global versiyonu olan Ticketmaster’da bir hesap açtım. Her iki müzikalin biletlerini de buradan aldım, pişman olmadım. Size de tavsiye ederim.

İlk sefer olduğu için tahmin edebileceğiniz üzere biz bütün vaktimizi Manhattan’da geçirdik. Zaman olsa Brooklyn’e de dalabilirdik ancak bu defa öyle bir şansımız olmadı. Queens’i havalimanından gelirken görebildiğimiz kadarı ile gördük. Brooklyn köprüsünde yürüdük ancak karşıya geçmedik. New Jersey’de kaldığımız ev Time Square’e otobüsle 15 dakika uzaklıkta olduğu için aslında New Jersey’i de görmedik. Bu seferlik, amaç şehrin kült mekanlarını tanımak ve gelecekteki New York seyahaterimiz için temel New York kültürümüzü geliştirmek olduğu için bu defa gece klüplerini, restoranları es geçtik.

Manhattan haritasıManhattan boydan boya uzanan caddeleri kesen sokaklarıyla gezmesi son derece kolay, kaybolması imkansız bir şehir. Central Parkın böldüğü şehirde bir adresi bulmak için önemli bilgilerden biri doğu yakasında mı yoksa batı yakasında mı olduğunu bilmek. Gerisini tamamen cadde ve sokak numaralarıyla çözebilirsiniz. 16. yüzyılda New York’a  ilk gelen Avrupalılar Hollandalılar olmuş. Hatta buraya New Amsterdam adını vermişler ancak sonradan İngilizler Hollanda egemenliğini silip süpürüp buraya New York adını vermişler.

manhattan haritası6 Ekim sabahı New Jersey’den bindiğimiz 128 numaralı otobüs bizi Port Authority Bus Station’da bıraktıktan sonra çıktığımız caddenin 8. Cadde olduğunu bilmekle birlikte şehri  tanımamanın verdiği şaşkınlıkla Time Square’i aradık. Aslında istasyon çıkışında, tam karşımızda dikilen New York Times binası bize kocaman bir ipucuyla göz kırpıyordu.  Blok kavramının hayatımıza girdiği bu anda, o sisli New York sabahında adını New York Times gazetesinden alan Time Square’i bulduk. Mazgallardan yükselen duman tam da benim filmlerde gördüğüm gibiydi. Ama şaşkınlığımı artıran asıl şey sabahın köründe tüm reklam panolarının renk cümbüşü içerisinde yanım sönmesi oldu. Akşam havalimanından eve giderken 5. Caddeden geçmiş ve bu rengarenk dünyanın ilk sinyalinin almıştık aslında ama yine de sabahın köründe karşılaştığımız bu manzara beni gerçekten serseme çevirdi. Pazarlama denilen şeyin mucidi kim bilmiyorum ama Amerikalıların bunu olabilecek en üst noktaya taşıdıkları aşikar bence. Kendimi bir an Truman Show’da zannettim desem az gelir, ya da bir nevi matrix. Yapma bir dünya ve öylesine afallatıcı ki yeni doğan bir bebeğin ilk gördüğü nesnelere baktığı gibi dakikalarca gözlerimiz reklam panolarında Ozzy ile nerede ise hiç konuşmadan yürüdük. Bu renk cümbüşü aslında çok da keyfi bir şey değilmiş. Times meydanındaki tüm mağazaların imar yönetmelikleri gereği ışıklı tabelalar koyması zorunlu imiş.

Times Square NYCBugünkü haline bakınca Times Meydanının 18. yüzyılda at pazarı olarak kullanıldığına inanmak gerçekten de çok güç. Ta 20. yüzyılın başlarında Broadway’ın bu bölümü parlak ışıklandırmaları nedeniyle Great White Way olarak anılmaya başlamış. Ancak zamanla şehrin odağı Manhattan’ın kuzeyine kaydıkça özellikle 60’larda bu bölge, sex shopların, striptiz klüplerinin meyhanelerin topandığı bir bölge olmuş. 1990’lı yıllarda ise hem kamu hem de özel sektörün çabaları ile yenilenmiş.

Time Square- NYC

Times Square- NYC

Time Square- NYCŞaşkınlığımız bir parça geçtikten sonra el yordamı ile 5. Caddeyi aradı gözlerimiz. Henüz yer ve yön duyumuz da çok gelişmediği için epeyce sokaklarda dolanıp yolumuzu bulduk. Bu arada karşımıza çıkan güzeller güzeli bir parka girip birer kahve içelim dedik. Sonra anladık ki Bryant Park’a gelmişiz. Bu Park da 1960’larda uyuşturucu tacirlerinin elindeyken yenilenerek bugünkü haline kavuşturulmuş. Şimdilerde yazları moda şovlarına, film gösterimlerine ev sahipliği yapıyormuş.

Bryant park - NYCBryant Park’ta gördüklerimizi bir parça anlamlandırdıktan sonra yürümeye devam ettik ve 5. Caddeye çıktık. İlk gün  heyecanı ve bir an önce onca yıldır merak ettiklerimizi görmek amacıyla Yukarı Doğu Yakası ve Central Park tarafına gitmek üzere kuzeye doğru döndük. Emlak kralı Donald Trump’ın gökdeleni başınızı döndürecek kadar yüksek.

Trump Tower NYCRockefeller binasından, tüm ünlü mağazalara ve Apple binasına kadar burada bulmak mümkün.

Rockefeller - Top of the Rock

Rockefeller Building NYC

5th Avenue NYC

5th Avenue NYC

5th Avenue NYCTam bu at arabalarını gördüğünüz yerde Central Park’ın güney ucuna ulaşmış oluyorsunuz. Buradan sonra parka dalıp içeride ne kadar zaman geçireceğiniz size kalmış.

Central Park NYC

Central Park - NYC

Central Park

Central Park NYC
Central Park NYC

Central Park NYC

5th Avenue Central Park

New Yorker - 5th AvenueBizim ilk günümüz New York’ta böyle geçti. Umarım şehrin geri kalanını kısa süre içerisinde anlatmayı başarırım…

Herkese güzel bir hafta diliyorum şimdiden.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑