Lübnan Gezi Notları 6: Anjar ve Baalbek

Lübnan’daki üçüncü günümüzde Bekaa vadisine gittik. Hizbullah’ın en güçlü olduğu bölgelerin başında geliyor Bekaa. Bizim açımızdan bir o kadar da ürkütücü aslında. Burası Filistin Mülteci Kamplarının da bulunduğu bölgelerden biri. Yolculuk ilerledikçe çevredeki manzara değişmeye başlıyor.Önce çingeneleri görüyor. Herkes onları Filistinli mülteciler zannediyor ama değiller. Fakirlik ve yeşillikler bir arada.

Bekaa Vadisi

Bekaa VadisiÇocuk her yerde çocuk, geçen turist otobüslerine el sallıyorlar. Sanki tanıdık görüntüler bunlar…

Bekaa VadisiYolun iki yanında Nasrullah’ın resimlerini görüyoruz. Yanılmıyorsam beş ya da altı kez güvenlik noktasından geçiyoruz. Güvenlik noktalarında fotoğraf çekmek kesinlikle yasak. Karşınıza ne zaman çıkacakları belli de olmadığı için fotoğraf ya da video çekmek stresli bir iş haline geliyor bu bölgede.

Bekaa Vadisi verimli toprakların olduğu bir bölge Lübnan ‘da.  Asma bağları, üzümcülük ve şarapçılığı ile ünlü bir bölge aynı zamanda. Programda ilk Ksara şarap fabrikasını gezmek var. Ancak fabrika Paskalya tatili yüzünden kapalı olduğu için bir başkasına gidiyoruz. Dürüst olayım ben burada tattırdıkları şarapları beğenmedim. Beyazlar limon kolonyasından hallice, kırmızıları gövdesiz bol alkollü, asitli şaraplardı. sabahın saat 10’unda biri burnunuza böyle şarapları dayayınca haliyle çok hoş kaçmıyor.

Buradan Anjar’a geçiyoruz. Anjar Beyrut’a 58 kilometre uzaklıkta Lübnan’daki diğer antik kentlere benzemeyen bir yerleşim yeri. Anjar’ı farklı kılan şey Emevilerden kalmış olması. Epeyce korunmuş bir antik şehir. Keyifle geziliyor. Eğer meraklısıysanız hiç kaçırmayın.

Anjar

Anjar

Anjar

Anjar

Anjar

Anjar

AnjarAnjar Lübnan’ın önemli Ermeni yerleşim yerlerinden biri.  Antik şehir çıkışındaki bakkaldan birer Almaza alıp grubun toparlanmasını beklerken konuşmaya başladığımız amcalar Türkiye’nin güneyinden göçmüşler Lübnan’a. Türkçeleri, tatlı dilleri ve sevimli halleri ile bizi kendilerine hayran etiler. Mayrig’deki misafirperverliğin üzerine bu hoş tesadüf beni ciddi ciddi bir Ermenistan turu yapmak konusunda heveslendirdi. Amcaların resmini çekmeyi unutmuşuz… çok üzücü ama elden ne gelir.

Anjar gezisinden sonra öğle yemeği molası verdik. Yemek artık kanıksadığımız şekilde meze ve kebap üzerine kuruluydu.

IMG_0636Ancak şu aşağıda gördüğünüz sebze-salata tabağının mantığını hiç anlayamadık.

IMG_0631Yemekten sonra benim seyahatin başından bu yana sabırsızlıkla beklediğim Baalbek’e doğru yola çıktık. Bu arada bir Filistin Kampının yanından geçtik. Kontrol noktaları birbirini kovaladı. Hizbullahın Camisinin önünden geçip Beyrut’tan 85 kilometre uzaktaki Baalbek Tapınaklarının merdivenlerini tırmandık. Lübnan’daki Romalılardan kalan en önemli arkeolojik alan burası. Venüs, Jüpiter ve Baküs Tapınaklarının yer aldığı alanda bugüne en çok korunarak gelen Baküs tapınağı olmuş.

Gerçekten de nefis bir Antik şehir. Efes’i gezeli çokkkkk uzun zaman olduğu için (yaklaşık 25 sene)  kıyaslayamıyorum ama burası bana epeyce etkileyici geldi.

Baalbek

Baalbek

Baalbek

baalbek

Baalbek

Baalbek

Baalbek

Baalbek

Baalbek

Baalbek

Baalbek

Baalbek

IMG_0722Bu gezinin akşamında Mayrig’e bir kez daha gidip kendimize nefis bir ziyafet daha çektik. Geriye sadece 1 günümüz kalmıştı ve son günkü turu acenta iptal etmişti. Aklımıza ilk gece taksisine bindiğimiz Andre geldi. Bir telefonla ertesi sabah saat 9’da kendisi ile otelin önünde buluşmak üzere anlaştık. Kafamızda yarım günlük bir tur vardı ama bakın neler oldu. Arkası bir sonraki yazıda…

Reklamlar

Lübnan Gezi Notları 4: Jeita, Harissa, Byblos

Lübnan yazı dizisi yapacağım derken yine araya epey zaman girmiş. Arayı daha fazla soğutursam unutup gideceğim detayları korkusu sardı beni. Hava dışarıda nefis ama benim dışarı çıkasım yok bugün. O zaman blog vakti. Turun ikinci günü programda Jeita Grotto, Hariss ve Byblos vardı.

İlk Jeita’ya gidiyoruz. Yemyeşil bir vadinin ortasından kıvrıla kıvrıla giden yollardan geçiyoruz. Bir kez daha Lübnan’nı neden bu kadar yeşil hayal edemediğimi düşünüyorum. Sanırım kafamda tüm Arap ülkelerinin çöl olduğu gibi bir ön yargı varmış.

Jeita Grotto

Jeita

Jeita

Jeita

Jeita Grotto dünyada eşine zor rastlanan türde mağaralardan biri. 1836’da Amerikalı bir misyoner tarafından keşfedilmiş. Sarkıt ve dikitlerle süslü bu damlataş mağarası iki galeriden oluşuyor. Bizim her ikisini de görme şansımız oldu. Alt galeride mağaranın içerisinde kayık benzeri tekneyle gezerken kendimi Indiana Jones film setinde hissettim 🙂 İçeride resim çekmek yasak. Yapılan uyarılara karşın turdaki kimi aklı evvellerin fotoğraf çekmeye çalışmaları kayıkçıların uyarısı ile sonuçlandı. Yukarı galeride tepelere çıkıldıkça nefes almak zorlaşıyor. İçeride inanılmaz nem var. Ancak aşağı galeride gezinti cidden çok keyifli. Benim açımdan bu seyahatin en etkileyici yeri olmasa da meraklıları açısından görmeye değer. Resimlerini görmek isterseniz buraya bir tık.

Jeita’dan ayrılıp Harissa’ya doğru yola çıktık. Burası Beyrut’u tepeden kuşbakışı görebileceğiniz bir tepe. Otobüsle çıkıp, teleferikle inebiliyorsunuz, ya da tam tersi. Teleferik yolculuğu epeyce eğlenceli 🙂 Meryem’in heykeli ne kadar da heybetli, manzara buradan ne kadar da güzel değil mi?

IMG_0466

Harissa

BeyrutBiz buradan teleferikle indik. Ufacık kapsüllerin içerisinde denize doğru süzüle süzüle, biraz da acaba başımıza bir şey gelmeden tek parça halinde buraya iner miyiz korkusuyla 🙂 Bundan sonraki durağımız öğle yemeği.  Byblos’a yakın deniz kenarında bir restorana gidiyoruz.

ByblosByblosByblosHumus ve tabule her soframızı şenlendiriyor. Ancak şu sol üst köşede gördüğünüz meze gerçekten de dillere destan bir şey. Adını öğrenemedik ama işte tarifi aşağıda.

Byblos öğle yemeğiBalıklı, tahinli meze: Evde kalan balıkları değerlendirmek için yapılan bir mezeymiş bu meze. Bence rakının yanında şahabe gidecek bir lezzet. Soğanları piyazlık doğrayıp kavuruyoruz. Ardından balıkları didikleyip kavurulmuş soğanlara ekliyoruz. Üzerine tahin ve tahini inceltmek için limon suyu ekliyoruz.  En son zeytinyağında hafifçe kavurduğumuz dolmalık fıstıkları üzerine ekliyoruz. Yum yum yum.

Yemek bitince bu defa Byblos’un içine giriyoruz. Bir sahil kasabası, taş evler, yollar ve kemerlerle dolu. Haçlılardan kalma bir kale var. O kadar çok medeniyet gelip geçmiş ki her biri bir öncekini biraz yıkmış, sonra ondan kalanlarla yeni bir şehir kurmuş buraya. Byblos’un ismi papirüs’ten geliyor. Papirüs ticareti ile ünlüymüş bir zamanlar ve dünyanın en eski kesintisiz yerleşim yerlerinden biriymiş. Şehrin Pazar yerine sütunlarla çevrili Roma yolundan geçerek varıyrsunuz Sonrasında Souk denilen bir pazar yeri var. Cafeler, baharatçılar, hediyelk eşya satanlar, hatta balık fosilinin kopyalarını satanların hepsi burada. 

Byblos

Byblos

Byblos

Byblos

Byblos

Byblos

 

Byblos

Byblos

Byblos

Byblos

Byblos

Byblos

Byblos

 

Bu gezintinin ardından biraz soluklanmak üzere pazardaki cafelerden birine oturuyoruz. Birer Almaza söylüyoruz. Almaza Lübnan’ın yerl birası. Bana sorarsanız nefis bir bira. Hem içimi kolay hem leziz.  Kirphi şişenin arkasındaki etiketi gösteriyor. Mesaj güzel. Cheers to y’all 🙂

Almaza

Almaza

 

Byblos gerçekten de çok güzel bir şehir. Çok iyi korunmuş. Gitmişken oralara mutlaka görmeli. 

Lübnan Gezi Notları 3: Mayrig, Beyrut

O kadar saat uykusuzluğun üzerine şehir turuydu, Cornichedi derken öyle yorulmuşuz ki otele dönüp hem bir duş alıp hem de dinlenmeye karar verdik. Bunda en büyük pay akşam gideceğimiz restoranda dinç olup yediklerimizin tadını çıkarmaktı dersem yalan olmaz. Bindik taksiye geldik Mayrig’e.  Mayrig bir Ermeni restoranı. Mayrig’in anlamı Anne. İçerisi sessiz sakin nerede ise bizden başka hiç kimse yok. Loş bir ışık hakim restorana. İçerisinin dekorasyonu gözümüzü ve ruhumuzu okşayıp, içimizi ısıtıyor.

IMG_0430

IMG_0432

IMG_0433Nasıl dediğim kadar var mı sizce de? Garson geliyor. Bizim Türk oldugumuzu anlayınca başlıyor Türkçe konuşmaya. Ardından arak geliyor yanında kuruyemişle birlikte. Bir de minik lahmacunlar. Üzerine susam serpilmiş.

IMG_0435

IMG_0436Arak ani rakı bardakları bizim eski rakı bardaklarından. Minik boy. Rakıyı ne boy istersinz diyorlar? 1/4 şişe diyoruz.17.5’luk şişe  geliyor. Minik mi minik. Çok hoş. Gelen baharatlı leblebi ve fıstıkların da tadına diyecek yok.

IMG_0434Ardından söylediğimiz meseler geliyor. Bu nefis bir muhammara. İçindek ceviz miktarı o kadar fazla ki yemeye doyamıyoruz.

IMG_0437

IMG_0438Patlıcan salatası bildiğimiz gibi, ardından gelen pastırmalı humus da güzel ama üzerindeki pastırmayı söylememize gerek yokmuş. Sade de gayet güzel yenirmiş.

IMG_0444Nasıl olsa Lübnanda kaldığımız 4 gün boyunca bol bol tabule yiyeceğimizi düşünerek, Mayrig’de Ermeni usulu tabuleyi denemeye karar verdik. Bizim kısırın daha sulusunu, sofraya getirdikleri lahana yapraklarına sararak yenidiğinizi düşünün. Bence çok gerekli bir lezzet değildi ama en azından denemiş olduk.

IMG_0441Bu da zeytin salatası. Tıplı bizim Antakya yöresindeki acı zeytinlerden yapılmış bir salata bu.

IMG_0440

IMG_0446Masada kendimizden geçtik. lavaşla birlikte yavaş yavaş sildik ve süpürdük ve et yemeye yer kalmadı.

Tatlı yesek mi diye nerede ise Türkçe olan menüye bir daha göz gezdirdikten sonra vazgeçtik. Birer çay  söyledik ve bahçeye çıktık. Bahçede restoranın sahibinin kardeşiyle yaptığımız sohbet tadından yenmeyecek cinstendi.

IMG_0447

IMG_0448

IMG_0449Yemekler, servis o kadar düzgün garsonlar o kadar iyiydi ki, iki gece sonrası için yeniden rezervasyon yaptırdık restorana. Bu sefer hedef daha önce yiyemediklerimizi yemekti.

Bakın bu resim de o geceden. Bildiğiniz bizim tepsi mantısı bu. Tabi ki Ankara’da Yıldızdaki tepsi mantıcısının eline su dökemez ama yine de fena bir tat değildi.

IMG_0734Çıkışta yine bir taksiye bindik. Bindiğimiz taksinin şoförü gerçekten iyi İngilizce konuşuyordu. Sohbet muhabbet derken bu defa telefon numarasını da alıp taksiden indik. Aslında geldiğimiz turla gezmeye devam edecekken taksi telefonu çok da lazım değilmiş gibi göründü ilk anda gözümüze ama ilerde anlatacağım şekilde o gece tanıştığımız Andre’yi Lübnandaki son gecemizde  aradık.  Şimdi sizi bu güzel yemek fotoğraflarıyla başbaşa bırakıyorum. Lübnan yazıları bir süre daha devam edecek. O yüzden sizi sıkmamak adına araya başka yazılar da karıştıracağım gibi görünüyor. Şimdilik hoşçakalın.

 

 

 

 

 

Lübnan Gezi Notları 2: Beyrut Şehir Turu, Solidere, Hamra, Güvercin Kayalıkları

Havalimanından şehre indikten sonra ilk durak noktamız Güvercin Kayalıkları oldu. Kayalıklar Beyrutluların Corniche dedikleri sahil yolundan izlenebiliyor ve  Beyrut’un en büyük simgelerinden biri. Hemen hemen en bilindik karpostal fotoğrafı. Yaz mevsiminde botlarla kayalıkların içerisinden geçmek mümkünmüş. Bence en iyisi hemen yol kenarındaki kafeye oturup bu manzaraya karşı bir şeyler yudumlamak.

Güvercin Kayalıkları Beyrut
Güvercin Kayalıkları Beyrut
Corniche Beirut
Corniche Beirut

Buradan eski şehir merkezi olan Downtown’a giden yolda yüksek katlı lüks apartmanları görüyoruz. Çok pahalı olduğu belli olan bu binalar alabildiğine Akdenize bakıyorlar. Down town 15 sene süren iç savaşta en çok yıpranan bölüm olmuş. Holiday Inn gibi kimi binaları olduğu gibi kurşun delikleriyle bırakmışlar ancak onların dışında nerede ise bütün şehir merkezi jilet gibi onarılmış. Burada oturan yoksullar bölgeden uzaklaştırılmış ve bölge zenginlerin yaşam alanı haline gelmiş. Ben bu yenilenmiş eski şehiri çok beğendim. İnsanların yerinden edilmesi hiç bir koşulda hoş değil ama yine de merkezin şıkır şıkır hali, çiçekli balkon ve sokakları çok güzeldi.

Place Etoile yani yıldız meydanından başladık yürümeye. Burada kısa bir kahvaltı molası da verdi grup ancak garsonlar ne içecek ne de yiyecek siparişlerimizi epeyce geciktirince biz çareyi Starbucks’tan birer kahve almakta bulduk. Rehberler meydanda dolaşan özel güvenlik ekiplerinin fotoğraflarını çekmememiz için defalarca uyardılar. O yüzden gezinin geriye kalanında her fotoğraf çektiğimizde etrafı kolaçan etmeyi ihmal etmedik.

Yıldız Meydanı Beyrut
Yıldız Meydanı Beyrut

Beyrutlular bu meydan ve Solidere’nin geri kalanı sadece iş merkezleri, ofis ve rezidanslardan oluştuğu için ruhsuz buluyor ve bölgenin bir kültür merkezine dönüştürülmemesinden şikayetçilermiş, ki bence haklı bir şikayet. Bu saat kulesinin hemen karşısında Ortodoks Maronitlerin bir kilisesi var. Kilisenin içerisi şahane.

Saint George Maronite Cathedral, Beirut
Saint George Maronite Cathedral, Beyrut  

Saint George Maronite Cathedral, Beirut

Saint George Maronite Cathedral, Beirut
Saint George Maronite Cathedral, Beirut

Saint George Maronite Cathedral, BeirutMeydanda Parlamento binasının hemen arkasında bir Roma hamamı var.

Roman Bath BeirutŞehrin en eski camilerinden biri olan Al Omeri Camisi… 12. Yüzyılda Haçlılar tarafından kilise olarak kurulmuş, Memlükler tarafından camiye çevrilmiş.

Al Omeri CamisiBu da meşhur mavi kubbeli Muhammed Al Amin Camisi. 2005’te öldürülen Lübnan Başbakanı Hariri’nin mezarı da burada. Aşağıda da mozolesinin bulunduğu çadır var.

Mohammed Al Amin Mosque

 

Refik HaririSolidere’de yürümeye devam ediyoruz. Çok güzel binalar, çiçekler, çiçek açmış ağaçların arasında…Beyrut Solidere

Beyrut Solidere
Beyrut Solidere
Beyrut Solidere
Beyrut Solidere
Beyrut Solidere
Beyrut Solidere

IMG_0379-001

IMG_0380Bu kısa turun ardından otele giriş yaptık. Valizleri bıraktık ve bu defa şehrin Hamra bölgesine doğru yürümeye başladık. 10 dakikalık bir yürüyüşün ardından karşımıza Amerikan Universitesinin Kampüsü çıktı. Gerçekten nefis bir kampüs. Bahçesi nefis ağaçlarla dolu. Ziyaret edebilir miyiz dediğimizde nerelisiniz diye soruyorlar. Türkiye diyoruz. Geçin diyorlar.

Beyrut Amerikan Üniversitesi

Beyrut Amerikan Üniversitesi

Beyrut Amerikan Üniversitesi

Beyrut Amerikan Üniversitesi

Beyrut Amerikan ÜniversitesiÜniversitenin kampüsünden çıktığımızda karnımız zil çalıyordu. Sabahtan beri yola çıkarken yanımıza aldığımız annemin mevyeli kek ve kuru kayısılar dışında bir şey yememiştik. Ara sokaklarda düzgün bir felafelci ararken, gelmeden önce Cukurcumatimes’ta okuduğumuz Abou Al Tayeb karşımıza çıkıverdi. Hızımızı alamayıp felafeli büyük boy söyledik. Zorlansak da nerede ise hepsini bitirdik. Ancak dürümün içindeki yeşillik ve domatesleri o kadar fazla koymuşlardı ki bir kısmını çıkarmak zorunda kaldık.

Abu Al Tayeb- Felafel Beyrut

Abu Al Tayeb- Felafel Beyrut

Abu Al Tayeb- Felafel BeyrutKarnımız doyduktan sonra Corniche’e çıktık. Sahilde yürüdük, balık tutanları, koşanları, yürüyüş yapanları gözledik ve Starbucks’a kadar geldik.  Bu arada karşıdan karşıya geçerken bir şey dikkatimizi çekti. İleride anlatacağım üzere Lübnan’da ne kadar kötü araba kullanıyorlarsa da trafik lambasının olmadığı yerlerde arabalar yayalara yol veriyor. Bu kibarlık bizi gerçekten de çok şaşırttı. Türkiye’de yolun aslen arabaların, bazen de yayaların olduğunu düşününce şaşırmamız garip değil sanırım.

Corniche Beirut

Kahvelerimizi içerken yan masada oturan iki Beyrutluyla sohbet ettik. Bize Hamra’da Sheikha d,ye bir yeri bir de şehir dışında Babel diye bir restoranı önderdiler ancak her ikisine de gidemedik. Kahvenin ardından hem yorgunluk hem de uykusuzluğun çökmesi ile otele gidip dinlenmeye karar verdik. Akşama yemeğinde bizi heyecanlandıran bir restoranda randevumuz vardı ve yorgun gidip yemeği heba etmemeliydik.  Otele döndük ve uyuduk. 2 sat sonra yemek için hazırdık. Bir sonraki yazıda Beyrut’un ünlü Ermeni Restoranı Mayrig’e gideceğiz.

Lübnan Gezi Notları 1: Giriş

Döndüm.  Dün gece saat 03.30’da indik İstanbul’a. Uyudum, uyandım, hafif bir kahvaltı ettim. Bugün  de izinli olmanın verdiği rahatlıkla  çamaşırlarımı yıkadım. Buzdolabındaki kabakları rendeleyip soteledim. Hatta bir de kurufasulye pişirdim. Aklım hala Lübnan’da. Daha dün bu saatlerde Beyrut’ta Gemmayzeh’de oturduğumuz nefis İtalyan restoranındaki kikirtilerimiz kulağımda.

Kirphi ile çıktığımız yolculukta, az zamanda çok yer görebilmek için  yoruduk ve uykusuz kaldık, tabanlarımızın sızlamasını geçirecek buzlu su kovaları hayal ettik, ama ölesiye değdi geçirdiğimiz her bir saniyeye. Bırakın beni hayal kırıklığına uğratmayı Lübnan beklentilerimin üzerinde bir mutluluk yaşattı bana. Genellikle bir gördüğüm yere bir kaç istisna dışında yeniden gitmeyi istemem aslında. Lübnan da Londra’dan sonra o istisnalardan biri oldu. Daha şimdiden yeniden gitmeyi istiyorum. Bu sefer daha az tarih, daha az Lübnan içi seyahat ama daha çok Beyrut istiyorum.

J'aime BeyrouthKüçücük bir ülke. Öyle ki Ankara’dan İzmir’e gidene kadar boydan boya geçip geri dönebileceğiniz kadar küçük. 10.000 kilometre karelik yüzölçümünü Türkiye’nin 780.000  kilometre karelik yüzölçümü ile kıyaslayınca ne kadar ufak kaldığını tahmin edersiniz. Nüfusu 4 milyon civarında bunun 2 milyonu Beyrut’ta.

Tarih boyunca hiç barışa doyamamış, o yüzden hep göç vermiş. Daha önce gördüğüm tek Arap ükesi Kuveyt’ti Beyrut’un Kuveyt’le yakından uzaktan alakası yok. Bize çok daha yakın. Uyum sıkıntınız taksi şoförleri hariç hiç yok. Herkes güleryüzlü. Humus sofraların baş tacı. Ancak 4 gün boyunca öğlen akşam humus yiyince biraz bıkkınlık veriyor insana. O yüzden sadece yerel lokantaları değil uluslararası mutfakları denemekte de fayda var.

Geçen Cuma havalimanında çıktığımızda günlük güneşlik bir havayla karşılad Beyrut bizi. Turla gittiğimiz için hazırda onları sundukları bir iki paket tur da varken onları değerlendirelim diye düşündük. İlk gün panoramik şehir turuna katıldık, öğleden sonra serbest zaman geçirdik. Daha sonraki günlerde sırasıyla Jeita Grotto, Harissa, Byblos,  Anjar, Baalbeck, Deil El Kamar, Moussa Castle, Sidon ve Tyre’yi gezdik. Kuzeyi, yani Trablusşam’ı göremedik. Kapalı olduğu için de Beiteddine Sarayı ve Beyrut’taki ulusal müzeyi ziyaret edemedik.

map_of_lebanon (1)

Ülke içerisinde epeyce seyahat ettik. Genellikle neşe içinde geçen bu yolculuklarda kimi zaman tedirgin de olduk ama hiç tatsız bir şey yaşamadık. Muz tarlalarının narenciye bahçelerinin yanından geçtik. Güvenlik kontrol noktalarından geçtik. Şehirlerin taş mimarisine ve insanların cana yakınlığına hayran kaldık.

Gitmeden önce her zaman yaptığım gibi Murat Belge’nin Başka Kentler, Başka Denizler kitabının 3. cildindeki Lübnan bölümünü okudum. Yanında Lonely Planet’in Suriye- Lübnan ktabını da katınca epeyce bilgi edindim. Bu arada daha önce Lübnan’a gitmiş o kadar çok blogger var ki onları okumak bile ülke hakkında epeyce bilgi verdi bize.

Lonely-Planet-Syria-LebanonElie Saab, Shakira, bu seyahat sırasında Lübnan asıllı olduğunu öğrendiğimiz ünlüler. Fairuz müzik kraliçeleri, Halil Cibran çok bilinen şairleri,  ama dürüst olayım  ben ne Cibran’ı tanıyorum ne de Fairuz dinliyorum. Ancak biraz araştırınca Fairuz’un pek çok şarkısının aslında bizim şarkıcılar tarafından seslendirildiğini de gördüm. Fairuz’un bu kadar çok sevilmesinin nedenlerinden biri de iç savaş sırasında ülkesini terk etmeyip, Beyrut’ta kalmış olması.

Sanırım en iyi bildiğim Lübnan’lı Amin Maalouf. Severek pek çok kitabını okuduğum yazar. Ancak Maalouf da iç savaş sırasında Fransa’ya kaçmış, Lübnan’da kalmamış. Amin Maalouf’un amcasının oğlu İbrahim Maalouf sık sık konserlere İstanbul’a geliyor.  Bir de yıllar önce izleyip beğendiğim Karamel filminin yönetmeni ve oyuncusu Nadine Labaki var.

Sokakta İngilizce ve Fransızca konuşan insanlara sıklıkla rastlanıyor. Özellikle de Üniversite öğrencileri buna büyük katkı sağlıyor. Şehir merkezinde taksiye bindiğinizde 10.000 Lübnan lirasına her yere gidebilmeniz lazım. Ancak özellikle Downtown ve otel taksicileri 10.000 lira yerine 10 dolar diyor daha aşağısına razı olmuyor. Bu kadar genel bilgiden sonra bir dahaki yazıda şehir turuyla devam edeceğiz.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑