Kısa bir GAP Gezisinden Notlar 2: Göbekli Tepe, Harran, Urfa ve Halfeti

Sonunda yaz gelmişken, üstelik sıcaklar bizi yavaş yavaş bunaltıyorken nereden çıktı bu GAP yazıları diye düşünüyorum. Tahmin etmesi çok zor değil tabi çünkü bunların hepsi tembellikten. Aylardır buralara uğramamak için çok güzel bahanelerim oldu. Hayatımız yeniden çok büyük değişimlerin eşiğinde. Hepsi güzel şeyler. Ama sonra anlatacağım bunları birer birer. Üstelik GAP gezisinin ardından 2 güzel seyahat daha yaptık sırada yazılmayı bekliyorlar.  Hazır Bayram tatilinin son gününe gelmişken yazmaya kaldığım yerden devam etmek nefis olur diye düşündüm.

GAP gezisinin 2. gününde, bir önceki gün alışkın olmadığı şekilde dağ bayır tırmanan bacaklarımızın ağrıları ne kadar az sportif bir hayat sürdüğümüzü bize hatırlattı. Öyle ki yataktan kalktığımda ayaklarımın üzerinde durmakta zorluk çektiğimi farkettim. Hatta yürümeyi yeni öğrenen çocuklar gibi 5-10 dakika ayak parmaklarımı oynatıp dengemi sağlama için uğraştım. Önümüzde programı iddialı bir gün vardı yine. Önce Göbeklitepe’ye ardından Harran’a ve oradan da Urfa’ya gidecektik.

Bölge halkı tarafından daha önce de bilinen Göbekli Tepe 1994 yılında Alman arkeolog  Klaus Schmidt tarafından anlamlandırılmış. Yöre halkının gelip dilek diledikleri bir tepe iken sonrasında dünya arkeoloji tarihi açısından çok önemli bir bölge haline gelmiş.

Göbekli TepeYapılan karbon testlerine göre M.Ö. 9600 yılına ait olduğu ifade edilen bu dev anıtların dünyanın bilinen ilk tapınakları olduğu söyleniyor. Kazılar halen devam ediyor ve önemli bir bölümünün  de üzerinde iskeleler kurulu olduğu için aslında çok da bir şey göremiyorsunuz. Göbekli Tepe’nin insanlık tarihi açısından önemini kavrayabilmek için yazının M.Ö. 5000 yılında bulunduğunu söylemek yeterli sanırım. Dünya üzerindeki diğer anıtsal yapılarla kıyaslamak isterseniz, Stonehedge M.Ö.3000, Mısır Piramitleri M.Ö.2650, Machi Pichu M.S. 1450 yılına dayanıyor.

IMG_3324

IMG_3321

Göbekli Tepe

Göbekli TepeHenüz tekerleği bile bulmayan, avcılık ve toplayıcılık yapan taş devri insanı 15 ton ağırlığındaki blok kayaları 500 metre kadar taşımış ve 24 farklı tapınağın her biri farklı zamanlarda olmak üzere 1000 yılı aşkın zamanda yapılmış.  O tarihte Göbekli Tepe’ye en yakın olan  yerleşim yeri  Nevali Çori 35 kilometre ötedeymiş. Dolayısı ile Göbekli Tepeye gelmişler, bu büyük inşaat projesi için burada yaşamışlar sonra ise  üzeri kapatarak terk edip gitmişler. T kafalı tek parça blok kayaların insanı ya da onların tanrılarını sembolize ettiği düşünülüyor. Öyle ki bazı sütunların üzerinde kazınmış elleri görebiliyorsunuz. Turna kuşları, yılan, tilki ve boğa bolca kullanılan hayvan figürleri. GöbeklitepeMevcut hali ile Göbekli Tepe gezilmesi çok tat vermiyor çünkü üzeri kapatılmış vaziyette. Doğa koşullarından zarar görmesini engellemek için alınmış bir önlem bu. Ancak Urfa’da yeni açılan müzeyi gezerseniz, orada Göbekli Tepe’deki tapınaklardan birinin çok güzel bir kopyasını görebilirsiniz. Müzeyi ayrıca anlatacağım. göbeklitepe1Göbekli Tepe’nin ardından Harran’a doğru yola çıktık. Hedefimiz kimi rehberlerin Harran Üniversitesi diye anlattığı ancak rehber kitaplarda Ulucami olarak geçen Türkiye’nin en eski ve en büyük camiinin kalıntısı ve Harran’ın kovan evleri. 12.000 kişinin aynı anda ibadet edebildiği bu cami Moğollar tarafından yıkılmış. Caminin minaresi diğer camilerin minarelerine benzemediği için uzunca bir süre rasathane ya da akademi zannedilmiş ve sonradan cami olduğu anlaşılmış. harran

harran camiiSırada bölgenin en egzotik yörelerinden biri var. Harran’ın Kovan evleri. Bu esnada güneş tepemizde yükselmiş ve bir gün önce karlı buzlu Nemrut’un zirvesinde üşüyen bizleri öylesine ısıtıyor ki insan yaz ayları burada nasıl geçer diye düşünmeden edemiyor. Harran’ın bu geleneksel evlerinin sayısı da epeyce azalmış. Bir kaç tanesi müze gibi gezilebiliyor. Avlularında oturup, soğuk meşrubat, türk kahvesi, çay içebiliyorsunuz. Evler masmavi gökyüzü ile öyle güzel tezat oluşturuyor ki farkında olmadan sürekli fotoğraf çekiyorsunuz.  Aşağıdaki fotoğrafları cep telefonumla çekip hiç filtre kullanmadım. Renkler o kadar güzel ki elleyip doğallıklarını bozmaya kıyamadım. Harran 3

harran 2

Evlerin içine girdiğinizde yüzünüzü çok hoş bir serinlik okşuyor. Dışarıdan küçük görünse de içerisi gerçekten kocaman. Kubbe sıcak havanın yükselmesini sağladığı için yazın içerisi inanılmayacak derecede serin kalıyormuş. Anıtlar kurulu bu evlerin yenisinin yapılmasını ve onarılmasını yasaklamış. Sebebini anlamış değilim.

IMG_3315

IMG_3311

Buradan doğruca öğle yemeğine geçtik. O kadar acımıştık ki Çulcuoğlunda kendimize müthiş bir ziyafet çektik. İçli Köfte, fındık lahmacun,çiğ köfte ne varsa yedikten sonra üzerine bir de bu güzelim kebapları ve tatlıları mideye indirdik.  Adıyaman’da yiyemediklerimizin acısını Urfa’da çıkardık.

patlıcan kebabı

urfa kebap

tatlı

Size önerebileceğim bir diğer adres de Dedecan. Aşağıda da kanıtı:)

dedecan 3

dedecanYemekten sonra Urfa merkeze doğru yola çıktık. Balıklı Gölü ve çarşıları gezdik ancak o kadar kalabalıktı ki çok zevk aldığımızı söyleyemeyeceğim. Urfa peygamberler şehri olarak biliniyor ve Türkiye’de İslami turizmin en önemli noktalarından biri.  Urfa ilk görüşte aşık olunacak bir şehir değil. Sıcak ve kalabalık canınıza tak ettirebilir zira son yıllarda yarım milyon göç almış. Halkın yarısı Arap yarısı Kürt. Eski ismi Edessa. Yunan ve Roma medeniyeti açısından da önemli bir nokta. Biz çıkmayı göze alamadık ancak bir kalesi var ve kale surlarının dibinde kaynak suyun olduğu bölge tarih boyunca kutsal sayılmış. Antik adı Kalirrhoe ya da bize daha tanıdık gelebilecek adıyla Halilürrahman Gölü. Bu bölgenin odak noktası ise Balıklı Göl. Gölün içerisinde yüzen sazan balıkları kutsal sayılıyor, bu balıklara dokunmak çarpılmanıza neden olacak bir günah,  yem vermek ise sevap. Gölün etrafında çok sayıda balık yemi satan tezgah var. Urfa Hükümdarı Nemrut İbrahim Peygamberin burada ateşe atılmasını emretmiş ancak ateş İbrahim Peygambere değmeden suya dönüşmüş odunlar ise balıka.

IMG_3355

IMG_3348

balıklı gölÇarşıdan hurma, pul biber, kimyon alıp Gümrük Han’da oturup birer Türk kahvesi içtik. Ben üstüne bir de dibek kahvesi yuvarladım.

IMG_3361Bu gezi sırasında henüz açılmamış olan Urfa müzesini gezememiş ve dışarıdan epeyce ihtişamlı görünen binaya bakıp geçmek durumunda kalmıştık. Ancak  bu seyahatten yaklaşık 3 hafta sonra bu defa iş için Urfa’ya yolum düşünce tabi ki affetmedim ve toplantılar bittikten sonra müzenin yolunu tuttum. Hızlı hızlı gezmek durumunda kalmakla birlikte gerçekten çok etkilendim. Antep’teki Zeugma müzesinden sonra Urfa müzesi de bu topraklardaki medeniyet tarihine ve zenginliğine layık bir müze olmuş. Ben ziyaret ettiğimde açılışı seçim öncesinde yapmak için olsa gerek müzeyi apar topar açtıklarından  halen epeyce eksiklikler vardı. Bilgi etiketleri ve audio rehberler eksikti ve içeride yeterince güvenlik görevlisi yoktu. Açıldıktan sonraki 1 ay giriş ücreti alınmadığından içeride hatrı sayılır bir kalabalık da vardı. Bir sonraki Urfa ziyaretimde müzeye daha fazla zaman ayırabilmeyi umuyorum.

Desktop6Bu müzenin ardından bir de mozaik müzesini gezdim ki asıl sürpriz sanırım bu oldu. Urfa’daki açık fuar alanının hemen altında bulunan Halepli Bahçe Mozaikleri Urfa Müzesinin hemen önünde bulundukları yerde sergileniyor. Mozaikler taşınmalarına gerek kalmaksızın üzerleri bir müze binası ile kapatılarak ziyarete açılmış. Amazon kadınlarını savaşırken gösteren mozaikleri görmek için bu müzeye de uğramak şart. Aksi takdirde Urfa geziniz eksik kalabilir.

mozaik 10

mozaik 6

mozaik 2

mozaik 3

mozaik 5Biz Ertesi gün Halfeti’ye ve Birecik’teki Kelaynak Koruma alanına uğradıktan sonra Antep üzerinden İstanbul’a geri döndük. Anteple ilgili eski yazım için buraya bir tık rica ediyorum. Halfeti’de ise tekne turu yapmadan Rum Kale’yi ve sular altında kalan köyü görmeden gelmeyin diyorum. Birecik’teki Kelaynak koruma alanı ise gerçekten bilgi almaya değer. Kuşları yakından görmeniz çok mümkün değil ama en azından Türkiye’de güzel şeyler olduğunu görmek açısından mutluluk verici.  rum kale

halfeti2

halfeti 7

halfeti 5

Herkese güzel bir hafta dileğiyle…

 

 

 

Reklamlar

Kısa bir GAP Gezisinden Notlar 1: Adıyaman ve Nemrut

Türkiye’nin doğusunu keşfetmek için bu kadar yıl neden beklemişim acaba? Yine de ne mutluyum ki, Avrupa’nın belli ülkelerini kendi ülkemden daha iyi bildiğim yıllar yavaş yavaş geride kalıyor ve artık her fırsatta 783 bin kilometre kare yüzölçümüne sahip Türkiye’nin başka bölgelerini, yörelerini, insanlarını, yemeklerini, mimarisini keşfedebiliyorum. Yavaş yavaş ilerleyen bu sürecin her yeni bölümü bir heyecan benim için. İşte bu heyecanın peşinde, 1 Mayıs tatilinde ne yapsak diye düşünürken niye Nemrut’a çıkmayalım ki dedikten yaklaşık 2 ay sonra bir akşam üstü güneşin batmasına 1 saat kadar kala Nemrut dağının tepesindeydik!

İtiraf edeyim Kommagene ismini uzun yıllar boyunca bir çiğ köfte markası zannetmiş biriyim. Kommagene’nin aslında Adıyaman ve Gaziantep’in kuzeyini de kapsayarak Fırat’ın batısından Toroslar’a kadar olan bölgeyi içine alan ve yaklaşık 230 yıl hüküm süren bir krallığın ismi olduğundan bihaber geçen yıllarıma inat bu defa elime geçen tüm belgeselleri okuyup seyahat kitaplarını tarayarak her türlü bilgi kırıntısını kafama zerk etmeye ant içtim. Ne var ki bu defa da elimdeki kaynaklar çok kıttı. Yine de Tanrıların Tahtı Nemrut belgeselini izlemenizi tavsiye ederim.

İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan Adıyaman’a her sabah saat 10.00’da bir THY seferi var. 1 Mayıs sabahı bir saate yakın rötarın ardından saat 12.30  gibi Adıyaman’a inip buradan doğruca yemek için Fırat nehrinin kıyısında bir restorana geçtik. Yerel mutfağı deneme aşkıyla Fırat’tan çıkan şaput isimli tatlı su balığı sipariş verdim ve tek bir lokmasını yiyemeyince ekmek kemirip, salata kaşıkladım. Planımız  akşam güneşin batışına kadar bölgedeki diğer ziyaret ederek diğer tarihi ören yerlerini gezmek ardından ise güneşi Nemrut’ta batırıp Adıyaman’daki otelimizde gecelemek.

Karakuş Tümülüsü 

Planımıza uygun olarak, yemeğin ardından, Karakuş Tümülüsü’ne doğru yola çıktık. İsmini kara bazalttan yapılmış 10 metre yüksekliğindeki bir sütunun üzerindeki kartal heykelinden alan tümülüs aslında Kommagenelilerin aile mezarlığı olarak Kral I. Mithratades Kallanikos zamanında annesi Isias, kız kardeşi Antiochis ve kızı için inşa edilmiş. Tepenin üç yanına dikilmiş sütunlar bulunuyor. Bu sütunların pek çoğu zamana karşı koyamamış ya tamamen yok olmuş ya da tepelerindeki heykeller zarar görmüş. Tümülüs bir zamanlar 75 metre yüksekliğinde iken yapılan kazılar ve hırsızlıklar nedeni ile bugün 35  metreye inmiş.

Karakuş Tümülüsü

Karakuş Tümülüsü

Karakuş Tümülüsü

karakuş tümülüsü Cendere Köprüsü

Buradan yönümüzü Cendere Köprüsüne çevirdik. Cendere Köprüsü Kahta Deresi üzerine bundan 1800 yıl önce inşa edilmiş nefis bir köprü. Üzerinde üç tane sütun var. Dediklerine göre İmparator Septimus Severus tarafından yaptırılan bu köprünün dört köşesine dikilen ve tüm aile fertlerini sembolize eden sütunlardan teki oğullardan birinin tahta çıkması ve diğerini ölüme mahkum etmesi sonucu yıkılmış! Bu bir rivayet tabi ancak şu anda köprünün bir ucunda tek bir sütun gariban gibi duruyor. Cendere Köprüsü

Cendere Köprüsü

PANO_20150501_160706 Arsameia

Köprüyü yürüyerek geçtikten sonra bu defa bölgenin antik şehri Arsameia’ya doğru yola devam ettik. Arsameia Kommagene Kralığının yazlık sayfiye yeri imiş. Üç etaptan oluşan bir tırmanışla tepeye Eski Kale diye adlandırılan yere ulaşıyorsunuz.  İlk etabı tamamladığınızda karşınıza güneş tanrısı Mithras Helios’un heykeli çıkıyor. Arsameia Kararan hava ve hızla toplanan bulutları görünce biz tepeye kadar çıkmadık.  Tepeye kadar çıkanlar şuradaki I. Antiochos ve Herakles kabartmasını görebiliyorlar.

Nemrut

Nemrut Dağı 1987 yılından bu yana UNESCO Dünya Mirası listesinde.  20. yüzyıl boyunca dünyanın dört bir yanından arkeologların yoğun ilgisine konu olan Nemrut’un önemi ülkemizde ancak 1980’den sonra anlaşılmaya başlamış. Bizim izlediğimiz güzergah oldukça bozuk ve toprak bir yoldan bizi dağa ulaştırdı. Şu anda yol yapım çalışmaları devam ediyor ve büyük olasılıkla yakın bir gelecekte düzgün asfalt bizi dağın tepesine ulaştırabilecek.

Araçla zirveye yaklaşılabilen en uç noktaya vardığımızda güneşin batışına 1 saat 15 dakika gibi bir süremiz kalmıştı. Burada bir kafe ve katır taksi sizi bekliyor. Yaklaşık 600 metrelik tırmanışı kendiniz yapmak istemezseniz 30 TL karşılığında katır taksiyle yukarı çıkabiliyorsunuz. Bana sorarsanız yavaş yavaş dura dura çıkıp arada manzarayı izlemek en güzeli. Acele etmeye kalktığınızda nefesiniz kesiliyor gerçekten de ve eğim fazla olduğu için yol tam bir eziyete dönüşüyor. Orta yaşın epey üzerindeki teyzelerin dahi dura dura zirveye çıktıklarını gördüm o nedenle buraya kadar geldi iseniz zavallı katırlara yük olmaktansa kendi temponuzu belirleyerek yukarı çıkmanız en doğrusu. Nemrut Katır taksi Gelmeden önce okuduğum bir blogda insanların güneş doğuşunu ya da batışını izlemek için buraya şarapları ile geldiklerini okumuştum. Harika fikir diyerek İstanbul’dan gelirken getirmek için bir şişe kırmızı şarabı getirmeyi planlamıştım ancak ne yazık ki evde unutmuşum. Tümülüsün bulunduğu noktaya tırmanmadan evvel hediyelik eşyalar satan dükkanda şarap sattıklarını da görünce bir şişe alıp, orada açtırdık ve plastik bardaklarımızla birlikte yukarı tırmanmaya başladık.  Dura dura tepeye çıktığımızda dağın zirvesinin bir yanının hala karlarla kaplı olduğunu görmek gerçekten sürpriz oldu. Daha sadece bir ay kadar önce tipiye yakalandığımız Kapadokya seyahatini düşünüp gülmeden edemedik. Meğer bizden  bir hafta önce Nemrut’ta zirveye çıkanlar burada tipiye yakalanmışlar ve kurtarma ekiplerinden yardım istemek durumunda kalmışlar! IMG_20150501_182804 Nemrut tarih sahnesine ilk kez 1881’de İzmir’deki Alman Konsolosluğu’nun Prusya Bilimler Akademisine gönderdiği bir mektupla çıkıyor. Mektupta Karl Sester isimli bir Alman Demiryolu mühendisinin 2100 metre yüksekliğinde bir dağın tepesinde bulduğu devasa heykellerden bahsediliyor ve hatta heykellerin Asur’lulardan kaldığı iddia ediliyor. Bunun üzerine, Prusya Bilimler Akademisi Otto Puchtein’ı Karl Sester ile buluşmak üzere Türkiye’ye gönderiyor ve bu ikili yaklaşık 2 aylık bir yürüyüşün ardından dağın zirvesine ulaşıyorlar.

Nemrut Dağının zirvesindeki yığma çakıl taşlardan yapılmış 50 metre yüksekliğindeki tümülüs MÖ 36 dolaylarında Kommagene Kralı I. Antiokhos tarafından yaptırılmış.  Tümülüsün doğu ve batı teraslarında birbirinin aynı sırasıyla dizilmiş dokuzar heykel bulunuyor. Her iki grubunda baş uçlarında birer kartal ve aslan var, ortada ise İran ve Yunan mitolojisinden gelen tanrılar karışık olarak tahtlarının üzerinde oturuyorlar. Zeus, Kommagene, Apollon ve Herakles ile birlikte Antiokhos kendi heykelini de tanrılar arasına katıvermiş.

Tümülüs’ün altında ise Antiokhos’un mezarının bulunduğu düşünülüyor. Söylendiğine göre bu şimdiye kadar dünyada açılmamış son Tümülüs mezarmış ve halen esrarını korumaktaymış. Antiokhos, Fıratın batısındaki krallığının bekasını sağlamak için gerek evlilikler yolu ile gerekse ticaret anlaşmaları ile Roma İmparatorluğu ve Pers İmparatorluğu gibi iki büyüğk gücün arasında refah içinde yaşayan bir devlet kurmayı başarmış. Bunun içinde hem Roma hem de Pers kültürünü sentezleyerek yeni bir din yaratmış ve kendisi ile kurduğu tanrısallık bağlantısı ile ülkesinde dirliği sağlamış.

Nemrut’un tepesindeki bu heykelleri yaptırırken en büyük arzusu bin yıllar sonra da insanların gelip burada kutlama yapmaya devam etmesi imiş. Nitekim Antiokhos’un isteği bugün gerçekleşmiş gibi görünüyor 🙂 2000 yıl sonra insanlar akın akın Nemrut’u ziyaret ediyor, güneşin  doğuşunu ve batışını Antiokhos’un tümülüs mezarının önünde izliyor. NemrutZirvede heykellerin yanı sıra Antiokhos’un atalarını resmettirdiği taş kabartmalar da varmış ancak Danimarkalı bir restorasyon ekibi bu kabartmaları renove etmek üzere 2-3 yıldan bu yana çalışıyormuş, o nedenle görme şansımız olmadı. NemrutAradan geçen yüzyılların etkisi, depremler ve zirvedeki sert iklim koşulları heykellere epeyce zarar vermiş. Aslında yukarıda gördüğünüz tahtların üzerinde ki kafaların tamamı yere düşmüş. Hatta yine bir kaynağa göre tümülüsün 75 metre olan yüksekliği de burada yapılan kazı çalışmaları esnasında zarar görerek 50 metreye kadar inmiş. Zamana karşı güçlükle ayakta duran bu güzelim heykellerin bu iklim koşullarına ne kadar daha dayanabileceği meçhul. O yüzden herkes bir an evvel gidip görmeli bence. Aşağıda kafesin içinde gördüğünüz Zeus’un kafası, nerede ise dağılmak üzere! NemrutTanrıça Kommagene’nin tacındaki buğday, üzüm, kiraz gibi meyveler bolluğu bereketi simgeliyormuş. Nemrut ilk keşfedildiğinde kafası gövdesinin üzerinde kalan tek heykel buymuş ancak 1950’lerde bir yıldırım çarpması sonucu bu heykelde parçalanmış ve kafası yere düşmüş. Zamanla aşınmadan olayı tacındaki buğday demetini ne de meyveleri  de tanınmaz hale gelmiş. Bakın burada daha eski ve detayları bozulmamış bir resmi görebilirsiniz. IMG_20150501_182509

IMG_20150501_185745Biz güneşin batışının yaklaşması üzerine batı terasına geçip yerimizi aldık. Bu arada, hava zirvede gerçekten çok soğuk. Kışın zirveye çıkmayın, bahar aylarında ise yanınızdan montunuzu, berenizi, kaşkolunuzu ve eldivenlerinizi eksik etmeyin. Yukarı da titremeniz işten değil benden söylemesi. Güneş yavaş yavaş düşerken  o kadar yorgunluğun üzerine ilaç gibi gelen şarabımızı yudumlamaya başladık, etrafımızdakilere de ikram ettik. NemrutGüneş yavaş yavaş alçalırken ortaya çıkan manzara gerçekten de çok güzel. Bulutlara ve gökyüzünün yakın, tanrıların tahtı Nemrut’ta 1 Mayıs akşamı güneş böyle batıyor… nemrut gün batımı

IMG_3299

nemrut gün batımı

Nemrut’ta gün batımı ayrı güzel  heykeller ayrı güzel.  O nedenle eğer gün batımına ya da doğuşuna yetişemiyorsanız en azından heykelleri ziyaret edin derim. Biz güneşi batırdıktan sonra Adıyaman merkeze doğru yola çıktık. geceyi Grand İsias Otel’de geçirdik. Gerçekten çok vasat ve en önemli kriter olabilecek olan temizlik konusunda sınıfta kalan bir yer idi. O nedenle sizin başka otelleri denemenizi tavsiye ederim. Zor bela otelde yediğimiz akşam yemeğinden sonra kendimizi yatağımıza zor attık ve ertesi güne hazır olmak için bir an evvel uyuduk.  Sırada Göbeklitepe, Harran ve Urfa var… Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, herkese iyi haftasonları…

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑