Fethiye Gezi Notları 5: Kuleli Koyu

Yarın nereye gitsek planı yaptığımız bir akşam bize önerilen Göcek tarafındaki Günlüklü, Katrancı  koylarını es geçip biri Adam’ın biri benim önerim olan iki koya odaklandık. Katrancı Koyunu daha sonra anlatacağım Dalyan turu sırasında tepeden görmüş ve şu aşağıdaki fotoğrafı çekmiştik. Ancak yaşadığımız Kabak hayal kırıklığının ardından bu görüntülerin yanıltıcı olabileceğini de öğrenmiştik.

Ben Kayaköy’e doyamamış olmanın verdiği iştahla Gemile Koyu, Gemile Adası ve Afkule tarafına gitmeyi önerirken, Adam o kadar günün yorgunluğu ile fazla çaba harcamadan kısa sürede ulaşabileceğimiz Oyuktepe tarafındaki koylardan birine gitmeyi teklif etti. Adamın fendi kadını yendi ve biz pansiyonun önünden geçen Karagözler dolmuşlarından birine atlayarak Aksazlar, Küçük Samanlık ve Büyük Samanlık koylarından sonra gelen Kuleli Koyuna yollandık. 

Aman ne iyi etmişiz…. Sessiz, sakinnnnn, huzurlu bir koy. Suyu cidden pırıl pırıl. Taşlık olmasının etkisiyle bulanık değil. üstelik belediyenin işlettiği bu plaja akıllılık edip şezlong ve şemsiyelerin yanı sıra daha geniş ve konforlu olan 3-4 kişilik çardaklardan da koymuşlar.  Denize girip çıktıktan sonra güneşten kavrulmadan, gölgede kitabınızı okuyabileceğiniz, müzik dinleyebileceğiniz, isterseniz uyuyabileceğiniz bir ortam yaratmışlar. Arkada bir restoran var. Yiyecek içecek ihtiyacınızı karşılayacak burada mevcut. Yalnız elektrik olmadığı için kredi kartı geçmiyor. O nedenle yanınızda nakit para taşıyın mutlaka. İşte fotoğraflarla Kuleli koyu…

Bundan sonraki yazıda bu defa Dalyan’a gidiyoruz. 

Fethiye Gezi Notları 4: Kabak Koyu

Fethiye gibi girintisi çıkıntısı çok, adası bol bir coğrafya tahmin edebileceğiniz üzere sizlere denize girebileceğiniz çok dayıda seçenek sunuyor. Kaldığımız 1 hafta içerisinde bu koylardan ikisini görebildik. İkisi arasında herkesin öve öve bitiremediği değil de daha sessiz sakin olan bizi daha fazla mutlu etti. 

Daha Fethiye’ye gitmeden Kabak Koyu’nun ününü duymuştuk. Hatta Kelebekler Vadisine benzediği, pırıl pırıl masmavi suları ve el değmemiş doğası ile rüya alemine benzer bir yer olduğu hem yakın çevremizden hem de çeşitli web sitelerinden edindiğimiz bir bilgi idi.  Adam Kabak Koyunu duyduktan sonra epeyce uzun bir süre beni tüm tatili orada geçirmek konusunda ikna çalışmalarına başladı. Ancak ben çok da doğa insanı olmadığımı, börtü-böcek, yılan-çıyan arasında ona da huzur vermeyeceğimi anlatınca bu defa rotayı Fethiye merkez’e çevirmiştik.  Kabak koyu da günü birliğine ziyaret edilecek bir mekan olarak planda yerini almıştı. 

Gerek bize anlatılanların gerekse gördüğümüz fotoğrafların heyecanıyla bir öğle vakti Fethiye’den Faralya dolmuşuna atladık. Yolculuk nerede ise 1 saat sürüyor ve ücret 6 TL.  Faralya Kabak Koyunun tepesindeki köyün adı. Tepesindeki diyorum çünkü Kabak da tıpkı kelebekler Vadisi gibi  derin bir vadinin denizle buluştuğu noktada yer alıyor. Kelebekler Vadisinden farklı olarak Kabağa  karadan da ulaşılabiliyor. Dolmuş yolculuğunun epeyce eğlenceli olduğunu söyleyebilirim, çünkü Ölüdeniz’i geçtikten sonra doğu istikametinde Kelebekler Vadisi yönüne giden sahil yolu özellikle de pencere kenarında oturuyorsanız size roller coaster yapıyormuş hissi veriyor. Dolmuşun lastiklerinin nerede ise 30 cmlik bir aralıkla uçurum kenarındaki virajları aldığını görmek insanın içini hoplatıyor desem yalan olmaz! Ama kafanızı azıcık yukarı kaldırırsanız şu aşağıdakine benzer manzaralarla karşılaşıyorsunuz. 🙂 Sizce de değmez mi? 

Dolmuştan son durakta indikten sonra iki seçeneğiniz var. Ya kırmızı beyaz  işaretleri takip ederek, patikadan yaklaşık 20 dakika gibi bir sürede deniz kıyısına ineceksiniz. Ya da yukarıda sizi bekleyen traktörden bozma arazi arabasına binerek 5 TL karşılığında tozlu ve bol dönemeçli bir yoldan koya ulaşacaksınız. Buradaki en önemli detay yürüyecekseniz ayağınızda sağlam bir ayakkabı olması. Aksi takdirde parmak arası terliklerinizin parçalanarak sizi yarı yolda bırakabileceğini göz önünde tutmalısınız.

Biz önceden neyle karşılaşacağımızı bildiğimizden spor ayakkabılarımızı çantaya atmıştık ve böylece gayet eğlenceli bir yürüyüşle koya ulaştık. İnerken arada durarak nefes kesen manzaranın tadını da çıkardık. 

Aşağı inerken gözünüze ilk çarpan şey gerçekten de el değmemiş bir doğa  ve aralara serpiştirilmiş gibi duran bungalow evler oluyor. 6-7 civarı kamping alanı var yanlış hatırlamıyorsam. Kimisi tepelerde kimisi sahile daha yakın konumda konuşlanmışlar.

İnişi tamamladığınızda sizi taşlık bir sahilin beklediğini görüyorsunuz. Çardakların altında güneşlenen insanlar ve hemen denizin kenarındaki bir tesis de göze çarpıyor. Arka tarafta ise iniş sırasında tepelerde gördüklerimizden daha konforluymuş gibi görünen bungalov evler görünüyor.

Sahilde çardakların altında yerimizi aldıktan sonra çok da fazla bekleyemeden kendimizi suya attık. Böyle bir yerde yüzmenin keyfine doyum olmayacağını düşündünüz değil mi?

Biz de öyle düşündük ancak gelin görün ki denizin dibinin kocaman taşlar dolu olmasına karşın ve koyun nerede ise hiç dalga almamasına rağmen suyun bulanıklığı ilk gözümüze çarpan şey oldu. Hatta sadece bulanıklık da değil daha dikkatli bakınca çakıl taşlarının üzerine yapışmış zift partikülleri ile müşerref olduk!

Biraz yüzüp açıklardaki durumu kontrol ettikten sonra çıkalım yine gireriz demiştik ki ben kıyıya vurmuş bembeyaz yaklaşık 30 cm çapında bir deniz anası keşfettim. Zaten o dakikadan sonra beni bir daha o suya sokmak da mümkün olmadı ve benim gözümde güzelim turkuazın rengi aynen şu renge dönerek soldu!!!!

Kuruduktan sonra arkadaki tesisi gezip duş yapıp giyindik ve aşağı inmeden önce edindiğimiz Traktörcü abinin cep telefonunu arayarak yukarı çıkacağımızı söyledik. Traktörcü amca 2 kişiyseniz 20 TL’ye çıkarırım 5 kişi olursanız adam başı 7,5 TL  olur dedi! Rekabetin olmadığı piyasada, güneşin tepenize işlediği saatlerde yamaç yukarı tırmanmaya üşenirseniz tavuk misali yolunmanız normal tabi 🙂

Neyse abi geldi. Yanımızda iki İtalyan turistle birlikte atladık 4 kişi. ve tozu dumana katarak şuı aşağıda gördüğünüz yoldan yukarı tırmanmaya başladık.

Yukarı çıkınca abiye sana adam başı 5 tl yeter diyerek Fethiye dolmuşuna atladık. Özetle Fethiye’de tatil yapıyorsanız, her şey için pazarlık etmelisiniz. Tutturabildiğine durumunun en geçerli olduğu tatil yörelerinden biri sanırım burası. 

Sonuç olarak Kabak bizim için hayal kırıklığı oldu. Bu kadar muhteşem bir koy nasıl bozdura bozdura harcanır bunu görüp efkarlandık. O nedenle dönüşte kendimizi Hisarönü’ndeki publardan birine atıp bir kaç bira yuvarladık. 

Bir sonraki yazıda Kuleli koyunda görüşmek üzere…

Fethiye Gezi Notları 3: Tekne Turları

Fethiye’de olmanın en güzel yanlarından biri pek az bir zahmetle katılacağınız tekne turları vasıtasıyla dünyanın en güzel koylarını pek de cüzzi bir bütçe ile görebilme şansı sanırım. Bölgenin koyları sadece günlük tekne turlarının değil aynı zamanda haftalık mavi turların da en gözde uğrak noktalarından.

Fotoğraf Google Görsellerden alınmıştır.

Yukarıda Fethiye körfezini detayları ile görüyorsunuz. Fethiye limanından çıkan tekneler haritadan da rahatlıkla görebileceğiniz üzere iki farklı istikameti izliyorlar. Bunların bir kısmı 12 Adalar turu adı altında Göcek ve civarındaki adaları turlarken, diğerleri güneye saparak Ölüdeniz, Kelebekler Vadisi tarafına süzülüyorlar. Kelebekler Vadisi Turları genelde Ölüdenizden kalkıyor.

Biz bir defa 12 Ada Turu bir de Ölüdeniz istikametinde küçük koylar turu yaptık bu tatilde. Bana sorarsanız 12 Adalar turuna gideceğimize iki kez ufak koylar tutu yapsak çok daha makul olurdu. Bunun en büyük sebebi, 12 Adalar turunda uğranılan tüm koyların aşırı kalabalık olması, ayrıca suyun da bizim beklediğimizden çok daha kirli olmasıydı.  Çok üzücü bir durum bu gerçekten de!  Çok değil bundan sadece 3-4 sene öncesine kıyasla bile bu güzelim mavi suların daha kirli olduğunu görmek insanı kahrediyor. Turizmin gelişmesi iyi, tekne turizmi elbette ekonomik açıdan önemli ancak böyle bir paha karşısında para kazanmak cinayet gibi bir şey. Altyapı ve bilinç eksikliğinin sonuçları bunlar.

Bir başka konu ise artık eskisi gibi bu teknelerin sizi Bedri Rahmi ve Kleopatra koylarına götürmüyor olması! Konuştuğumuz hemen hemen her tekne sahibi bunun için başka bahaneler uydurdu. Kimi yasak dedi. Kimi sadece haftalık tur yapan teknelere açık dedi. Kimi ise uzak kalıyor, pahalı oluyor o yüzden götürmüyorlar dedi. Özetle kim doğru söylüyor kim yalan o da belli değil!

12 Adalar turu bizim için hayal kırıklığı yaratsa da küçük koylar turundaki berrak sular ve leziz yemekler ilk tekne turunun yarattığı hayal kırıklığını sildi attı. Ne kadar az kalabalık o kadar iyi servis, az gürültü, sakin tenha koylar ve daha keyifli zaman. O nedenle gereğinden büyük teknelerle tura çıkmamak en iyisi…

Çok yüzdük biraz yemek!

Şimdi biraz daha yüzelim..

Ankara’nın ayazında bu güneşli resimlere bakmak gibisi yok gerçekten de! Bir sonraki yazıda biraz da güzelim koylara bakacağız…

Fethiye Gezi Notları 2: Ölüdeniz’den Kayaköy’e

Kalktık Fethiye’ye kadar geldik. Ölüdenizi görmeden buralardan gidersek ayıp olur diye düşünüyoruz doğal olarak.  Dünyada Türkiye’de olduğundan daha ünlü olan bu dibi kum rengi turkuaz dünya harikasının bir de hikayesi var. Lagün’ün hemen doğu ucundaki dümdüz Belcekız plajı da adını bu hikayeden alıyor.

Fethiye merkezden dolmuşa bindiniz 4,5 TL verdiniz.Yaklaşık 14 kmlik inişli çıkışlı bir yolculuğun ardından Ölüdenizdesiniz. 4,5 TL’de Ölüdeniz girişinde verdiniz. Ardından şemsiyeye 6TL, şezlonga da 6TL verdiniz  ve balık istifi durumundaki plajda bir yer buldunuz.  Lagün tarafı tam felaket, su sığ ve kalabalıktan dolayı iyice bulanık. Çoluk çocuk  bağırışıp çığrışmakta. Daral geliyor insana. Eğer daha önce gitmedi iseniz gidin görün. Belce kız tarafında bir yer bulun kendinize.


Biz lagün dışında Ölüdeniz’e ününü kazandıran turkuaz rengi kıyıda denizin hemen dibinde bir yer bulduk kendimize. Baba Dağından atlayan paraglidingcileri izledik, fotoğraflarını çektik. Ancak 1 bilemediniz 2 saat sonra eh yeter bize burası haydi gidelim dedik! 

O sırada Ölüdenize kadar gelmişken bizim açımızdan yapılacak en akıllıca şeylerden biri Kayaköy’e gitmekti. Saat yavaş yavaş yavaş 4-5 sularına geliyordu.  Bir heyecan dolmuşa binip kendimizi Hisarönüne attık. Buradan da Kayaköy’e yollandık.

Tepeye çıkmadan önce köyün girişindeki bir çay evinde mola verdik.

Vakit biraz daha geçti ve böylece biz tam zamanı diyerek tepeye tırmandık ve karşımıza çıkan hayalet köyün boyutu bizi şaşkına çevirdi. Yabancıların Kayaköy’e neden ghost village dediklerini de böylece anlamış olduk. Bütün Fethiye tatilimiz boyunca bizi en çok etkileyen yer sanırım burası oldu. 

Kayaköy eski bir Rum yerleşimi. Anadolu Rumları tarım yapılmaya elverişli araziye ev kurmazlarmış. O yüzden Kayaköy’ün aşağısındaki düzlük arazileri ekip biçerken, bu taşlık tepelere de evlerini köylerini kurmuşlar. Tam 3500 tane ev var burada. Köy demek ne derece doğru bilmiyorum çünkü 1922 yılına kadar 25.000 nüfusu barındırıyormuş! Eski ismi Levissi. Kurtuluş Savaşının ardından yapılan mübadele sonucunda köydeki Rumlar Yunanistan’a giderken, Batı Trakyalı Türkler de buraya yerleştirilmiş. Köyün yeni ahalisi hiç biri diğerinin ışığını kesmeyen bu taş evleri beğenmeyerek aşağıdaki düzlüğe yerleşmeyi tercih etmiş. Böylece burasıu gerçek bir hayalet köye dönüşmüş. 

Köyün diğer ucunda bir de sanat kampı var.  Alternatif tatil yapmayı düşünenlere duyurulur. Bir sonraki yazıda yaptığımız tekne turlarına bakalım diyorum

Fethiye Gezi Notları 1: Şehir Turu

Kışın kış olduğunu hissettirdiği bu günlerin bir an önce geçmesini beklerken aklıma yazamadığım tatil yazıları geldi benim. Detaylar kafamdan buharlaşıp uçsa da özü kalmıştır, hem güneşli deniz fotoğrafları içimi ısıtır diyerek açtım bu sayfayı.

Bu yıl Adamla tatil planı yaparken yine epey zorlandık… Önce aklımızda Çanakkale’den başlayarak bütün Ege’yi dolaşmak vardı, ardından gözümüz yine Türkiye’nin güneybatı ucuna takıldı. Bu defa geçen yılki kadar milimetrik bir planlama yapmadan yola çıktık. Aslında biraz da hazırlıksızdık ama geçen yılın altında kalmayan bir tatil oldu bizim için.  Plan önce Fethiye’ye gidip ardından Kalkan ve Kaş tarafına devam etmekti. Bu benim Fethiye’ye 3 ya da 4. gidişim olmasına rağmen aslında bölge konusunda epeyce cahil olduğumu da fark ettim.  Adam da benimle aynı fikirde olunca planın geri kalan kısmını iptal ederek Fethiye’de kaldık.  Geçen yıl Datça-Marmaris-Kaş şeklinde çizdiğimiz tatil rotasında eksik kalan Fethiye-Göcek bölgesi de böylece tamamlanmış oldu.

Az önce Fethiye’nin gezilecek görülecek çok yeri var dedim ya, bu yerler bir o kadar da birbirine uzak mesafedeler. O nedenle Fethiye’de kalınacaksa kalınması en mantıklı yer neresi bilemiyorum. Sanırım tercihlere göre değişebilecek bir durum bu. Biz bu defa şehir merkezinde kalmayı tercih ettik ve her günü bambaşka bir aktivite peşinde geçirdik. Fethiye’nin içinde pansiyon fiyatları 30-40 tl civarında seyrediyor. Hepsinde açık büfe kahvaltı dahil. Bu arada şehir fırsatı vs. gibi siteleri takip etmekten de geri kalmayın zira bizim yakaladığımız gibi 3 yıldızlı gayet eli yüzü düzgün bir otelde yarım pansiyon  55 tl’ye konaklayabilirsiniz. Dışarıdaki aktivitelere epeyce para harcayacağınızı düşününce konaklama konusunu ne kadar makul fiyata hallederseniz sizin açınızdan o kadar mantıklı olur.

İlk kaldığımız Otel Ata Park  oldu.  Tersaneler tarafında, Karagözler mevkiindeki bu otelden gayet memnun kaldık. Sabah kahvaltımızı edip çıktık, bütün günü çeşitli outdoor aktivitelerle geçirdikten sonra dışarıda ne yiyeceğiz diye düşünmeksizin otelin açık büfesine yumulmak doğrusu bizi epey rahat ettirdi. Odaları temiz, konforlu, deniz manzaralı.

Başlangıçta tatilin Fethiye kısmını kısa tutmayı planladığımızdan sadece 2 günlük rezervasyon yaptırmıştık. O nedenle  3. gün sabah bu otelden ayrıldık ve kendimizi  yaklaşık  500 metre ilerideki Fethiye Guest House‘da bulduk. Resepsiyonda bizi kızıl saçlı Avustralya’lı Jackie karşıladı. Geriye kalan 5 gece boyunca dünyanın pek çok farklı bölgesinden genç insanların tercih ettiği bu pansiyonda kaldık. Yeri geldi dışarıda yemek yedik, sıkıldığımızda Migros’tan alışveriş yapıp, pansiyonun deniz manzaralı balkonunda kendi soframızı kurduk. Pek çok  insanla tanıştık, hoş muhabbetler ettik, çok eğlendik.

Fethiye gerçekten de cennet gibi. Türkiye’nin en güzel kıyılarından biri. Ancak doğal güzellikler açısından sahip olduğu avantajı sağlıklı bir hizmet sektörü ile birleştirememiş olması en büyük handikapı. Bölgede yapılabilecek tüm aktiviteleri bitirmek aşağı yukarı 10 günü alır sanki. Biz tam bir hafta kaldık ve bir 7 gün daha kalsak yine de sıkılmazdık gibi glyor bana. Öte yandan, gezilecek, görülecek noktalar birbirinden son derece uzaktalar. O nedenle bizim gibi arabasız seyahat ediyorsanız gün sonunda cebinizdeki paranın hatırı sayılır bir kısmını dolmuş ve teknelere verdiğinizi göreceksiniz. O nedenle bence araba ile gitmek gerçekten büyük rahatlık sağlayacaktır.

Fethiye ile ilgili bu kadar pratik bilgiden sonra gelelim biraz da tarihçesine Antik çağdaki ismi Telmessos olan Fethiye o zamanlar kahinler kenti olarak bilinirmiş. Telmessos Amfitiyatrosu bugünkü limanın bulunduğu bölgede hemen yol üstünde öylece duruveriyor. Denizin dibindeki bu tiyatro söylendiğine göre bir zamanlar 6000 kişiye hizmet veriyormuş.

 

Tiyatronun önünde yürümeye devam edip az ilerde kafanızı hafifçe yukarı kaldırdığınızda Amintas kral mezarlarını görüyorsunuz. Bu kadar yakınına gelip de görmeden gitmek olmaz diyerek doğrudan merdivenlerden tırmanmaya başlıyorsunuz. Sakın yanınıza yedek su almadan yazın o sıcağında yukarı çıkmayın! Ciddi anlamda öldürücü bir tecrübe olur!

Tepeye çıkınca oturup Fethiye’yi seyre dalmak şart. Hem o kadar yol geldiğinize değdiğini görüyorsunuz hem de kayalara oyulmuş mezarların gölgesinde dinleniyorsunuz.

Tepede dilediğinizce oturduktan sonra yukarı yeni çıkan turistlere yer açmak için ara ara dönerek arkamıza bakarak inişe geçebilirsiniz.

Şehir turunun bundan sonraki bölümünde bizim göremediğimiz Fethiye şehir müzesini ziyaret edip bölgedeki antik şehirlerden çıkarılan kalıntıları görebilirsiniz.  Farklı bir alternatif ise Paspatur Çarşısını gezip ardından Balık Pazarında yemek yemek olabilir. Paspatur turistik her türlü eşyanın-hediyeliğin satıldığı rengarenk bir çarşı. Çarşının ortasındaki avlu ise dinlenip bir şeyler yiyebileceğiniz restoranlarla dolu.

Güneşli ve ılık günlerin hasretiyle giriş yazısını burada noktalıyorum. Bir sonraki yazıda Fethiye’de neler yaptık, neler ettik  onları anlatacağım.