Yeniler: Virginia Angus, Leyla, Kronotrop ve Bakarsın Bulutlar Gider…

Dışarıda yine rüzgar kıyamet kopuyor. Dünkü şahane havayı düşününce bir anda gelen fırtınalı hava ve yağmur bizi yine eve kapatıverdi. Oysa hava güzel olsa İstanbul Modern’e gitmek gibi bir isteğim vardı. Gelin görün ki olamadı! O zaman yaşasın meyve tabağı, fincan fincan çay, kahve, dijitürk şöminesi ve kanepe. Çok gezerken yazmak zor olduğu için şimdi iki haftadır gezip gördüklerimi anlatmak zamanı. Aslında bu aralar  keyfim çok yerinde. Her hafta gittiğimiz tiyatro oyunları ve yeni keşfettiğimiz mekanlar içimi açıp ısıtıyor sanırım. Geçen haftasonundan bu yanda  sürü yeni yer görüp, yeni lezzetler tattık, izledik. Hepsinden de çok keyif aldık. Gelelim bu yeni keşiflere…

Hafta içi bir akşam Kuruçeşme tarafından eve dönüyordum. Toplantı saat nerede ise 8’e doğru bittiği için karnım kurt gibi aç, eve ulaşmanın yolunu ararken neden hızlıca dışarıda birşeyler yemiyorum ki diye düşündüm. Önce istikameti City’s Mahalle’ye çevirecektim ki aklıma uzun zamandır gitmek isteyip de bir türlü deneyemediğim Virginia Angus geldi. Uzun zaman önce Eminönünde açılan bu dükkan bir süre önce Nişantaşı’nda da bir şube açmıştı. Kalın köfteli sulu bir hamburger hayali ile attım kendimi Virginia Angus’un minik dükkanına. New York Burger sipariş ettim ve beklemeye başladım.

IMG_20141211_201908Yaklaşık 10 dakika sonra önümde bu lezzet bombası duruyordu. Bu hamburgerin köftesi 240 gram. Şimdiye kadar yediğim en kalın hamburger sanırım. Etine diyecek kelime bulamıyorum. Nusret’in burgerinden daha iyi bir lezzete sahip olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

IMG_20141211_202301Burgerleri nefis olmakla birlikte bence patates kızartması daha az yağlı olabilir. Dondurulmuş patates kullanmıyorlar ama yine de bu etin yanına daha iyi  kızarmış bir  patates çok yakışırdı. Böylece üzerine serptikleri baharata da gerek kalmazdı. Bir koca hamburgeri yedikten sonra diğerlerinin de tadını merak etmedim değil ama onları bir sonraki keşfe bırakarak evin yolunu tuttum. Virginia Angus’u hamburger sevdalılarına şiddetle tavsiye ederim.

Bir önceki hafta Cumartesi akşamı tiyatro için Cihangir’e yolumuz düştü. Biraz erken çıkıp hem biraz dolaşalım hem de yeni açılan bir yerler var ise oturup güzel bir yemek yiyelim dedik ve kendimizi Deniz Türkali ve Serra Yılmaz’ın açtığı Leyla’da bulduk. Bizim gittiğimiz saatlerde henüz akşam yemeği saati gelmediği için göreli olarak sakin bir ortam vardı ancak az sayıdaki masaların hemen hepsi dolu idi. Biz bara oturmayı tercih ettik. Arka taraftaki bir masada Serra Yılmaz’ın yemek yediği de gözümüzden kaçmadı. Risottoyu çok sevmeme rağmen her yerde iyisinin yapılmadığını da üzülerek görüyorum. Merakla sipariş edip beklerken etrafı izlemeye devam ettim.  Kocaman bir bar, kara tahtaya yazılmış menüler, barın etrafına dizilmiş ufak masalar. Sevgilinizle gidip diz dize yemek yiyebileceğiniz bir mekan. Leyla aslında Cihangirin çok eski bir mekanı imiş. Arada kapanmış, sonra yakın zamanlarda Deniz Türkali ve Serra Yılmaz bir araya gelip yeniden açmışlar. Sabah saat 7.30’da açılıp ertesi sabah saat 04.00’da kapanıyor.

LeylaLeyla bir İtalyan restoranı.  Atıştırmalıkların her biri birbirinden cazip göründü benim gözüme. Bir akşam etrafımdaki güzel kadınları buraya getirip bu kocaman barda yavaş yavaş demlenmenin hayalini kurdum o anda. Menülerinde çok sayıda kokteyl var. Ünlü oldukları bir başka konu da kahvaltıları. Kahvaltı tabaklarının isimleri de eğlenceli. İstanbul, Cihangir, Roma, Paris, Londra, Madrid, Oslo, Egzotik ve Zeynep Casalini.

O akşam adam bir şey yemedi ve sadece bir bira ve patates kızartması istedi. İlk etapta öyle bir mekanda patates kızartması istemenin biraz garip kaçacağını düşünmüştüm ki epeyce yanılmışım. Aç değilseniz ve sadece bir bira içmek istiyorsanız, canınız da güzel bir patates kızartması çektiyse çekinmeden isteyin, pişman olmayacaksınız. Benim porcini mantarlı risottom son zamanlarda yediklerimin en iyisi idi. Yanında da bir kadeh beyaz şarapla gerçekten çok iyi gitti. Fotoğraf çekmeden evvel dayanamayıp tadına baktığım risotttom huzurlarınızda.

Leyla

 

İstanbul epeydir çok sayıda butik kahveciye ev sahipliği yapıyor. Bunlardan adını ilk duyuranlardan biri sanırım Karaköy’deki Karabataktı. Ancak öyle bir hale geldi ki Karabatak’ta  yer bulmak mümkün ne de keyif almak bana sorarsanız. Bir kahvecinin piyasa mekanına dönüştüğüne ilk kez şahit oluyoruz sanırım. Kronotrop Cihangir’de minicik bir dükkan. gerçekten nefis kahve ve tatlıları var. Minicik balkonunda oturup kahvenizi içerken Firuzağa Camii’ne bakıyorsunuz. Saatlerce oturabileceğiniz bir yer değil. Gerçekten de kahvenizi içip kalkıyorsunuz. Biz kahvelerine bayıldık hatta evde de böyle kahve yapmanın yollarına kafa yorduk.

Kronotrop

Kahve ve tatlıdan sonra Cihangir Sokaklarından dolaştık. Çok güzel ahşap peynir-servis tabakları, kalemlikler satan bir dükkan bulduk Bo Sahne’nin tam karşısında. O sırada taşımak çok zor olacağı için birşey almadan çıktık ama aklımda bir kenara not ettim burayı.

IMG_20141213_192332Dar sokaklarda yürümeye devam ettik,  renkli vitrinlere göz gezdirdik, antika-retro ürünler satan dükkanları gezdik. Ne kadar özlemişiz buraları diye düşündük. Yine gelelim dedik.

IMG_20141213_183651

IMG_20141213_192631Bu ufak gezintinin arkasından “Bakarsın Bulutlar Gider”i izleyeceğimiz Bo Sahne‘nin yolunu tuttuk. Bir evin salonunda geçen oyun iki kişilik.  Selen Öztürk ve Kenan Ece oynuyor. Oyuncular şahane. İlginç ve sıradışı bir konusu var. Kadın kahramanın başı kapalı. Konu muhafazakar bir çevrede geçiyor ve hikayenin sonunu önceden tahmin ediyorsunuz. Bu tarzda ilk oyun olduğunu söyledi oyun yazarı Özen Yula İzlemesi kolay, sıkılmayacağınız bir oyun.  Çok anlatmıyorum ki sürprizi kaçmasın.

Bakarsın bulutlar giderOyun bittikten sonra oyun yazarı, oyuncular ve Tiyatronun kurucularından Levent Özdilek ile bir de söyleşi yapıldı. Oyunu izlemeye gelen bir tiyatro topluluğu için yaptıkları bu söyleşiyi biz de dinleme şansına sahip olduk. Biz Bo Sahneyi yakın takibe aldık. Hem konum olarak etrafta bolca restoranın bulunması çok büyük avantaj. Tiyatro öncesi güzel bir yemek ve ardından güzel bir oyun ve hala enerjiniz varsa gecelere akma şansı. Bizim Cihangir gezilerimiz devam edecek.

Reklamlar

Journey Cihangir

Şöyle bir bakıyorum da blogdaki Cihangir yazıları arttıkça artıyor. Her ne kadar yaşamak için çok tercih etmesem de lezzetli yemekler yiyebileceğiniz bir sürü mekana ev sahipliği yapıyor bu semt. Şimdiye kadar iki kez gittiğimiz bir mekanla karşınızdayım bu defa. Journey Cihangir. Akarsu Caddesinin sağ kanadında en sondaki mekan oluyor kendileri.  Bence çok lezzetli bir yer. Özellikle organik konusuna takıntılı iseniz gerçekten de size uygun bir yer diyebilirim burası.

İlk gittiğimizde kahvaltı etmiştik Journey’de o civarda epeyce zaman geçiren Ozzy’nin tavsiyesiyle. Çeşit çeşit kahvaltı tabağı, ekmek üstü lezzetler, tostlar, yumurtalar var.  Bizim seçtiğimiz 1 numaralı kahvaltı tabağında benim balık ekmek yani  yumurtalı ekmek var.

Journey KahvaltıBu kahvaltıdan gayet doymuş ve keyifli kalktık. Bu hafta içi bir akşam epeydir görmediğim bir arkadaşımla burada buluştuk. Akşam yemeği zamanı yaklaşıyordu o yüzden öncelikle karın doyurmak lazımdı. Menüden güzel bir et seçtim kendime ve bakın ne geldi önüme.

Journey Cihangir

Journey CihangirKalın mı kalın bir biftek, sulu mu sulu. Yanındaki sebzeler leziz mi leziz. Hatta o sebzelerin bir de suyu var nefis.

Journey CihangirGerçekten de nefisti. Gece kokteyllerle devam etti. yanına getirdikleri kabuklu badem de cabası. Ben passion fruit caipiroska’nın delisi oldum.

Journey CihangirŞu aşağıda gördüğünüz manzaraya karşı da yudumladım.

CihangirBiz Journey’i sevdik. Fiyat olarak bir cafe standardından tuzlu olsa da gitmeye ve diğer lezzetlerini denemeye devam edeceğiz. Yeni bir Cihangir mekanında tez zamanda buluşmak dileğiyle…

Bayramda İstanbul’da kalanlara öneriler…

Bir Bayram tatili daha geldi çattı.. Kimileri büyükşehirleri son hız terk ederken, bir kısmımız şehrin nispeten boş halinin tadını çıkarmaya hazırlanıyor. İşte size Bayram için İstanbul önerileri:

1- Dada’da sabah kahvaltısı: Sıraselviler’de ufacık bir kapıdan girip, geniş bir avluda mükellef bir sabah  kahvaltısı yapmak isterseniz Dada‘ya buyurun. Biz geçenlerde bir cumartesi sabahı Dada’nın misafiri olduk, hem servis kalitesi hem de sofradaki kahvaltıların lezizliği bizim gönüllerimizi fethetti. Sadece kahvaltı değil aynı zamanda öğle ve akşam yemekleri ve bir şeyler içmek için de uğrayabileceğiniz bir yer. Taksim Meydanına yakın konumu da her çeşit planınız içerisine dahil edebileceğiniz bir yer haline getiriyor Dada’yı.

2- Masumiyet Müzesini ziyaret:  Orhan Pamuk’un Masumiyet Müzesi’ni okuduysanız da okumadıysanız da her şekilde gezmenizi çok tavsiye edeceğim bir müze burası çünkü Orhan Pamuk’un Romanını yazmaya başlamadan önce toplamaya başladığı 60-70’li yıllara ilişkin objeler sergileniyor. Kitabı okudu iseniz ne ala ama okumamış olmanız gezmenize engel değil bana kalırsa. Orhan Pamuk  bu müzenin hikayesini anlattığı bir de kitap çıkardı. İsmi “Şeylerin Masumiyeti”. Kitabın her bir bölümüne has ayrı bir bölümün yer aldığı Müzeyi gezen  herkes eminim hatıralarındaki bir anı canlandıracak bir şeylerler bulacak bu gezinti sırasında. Bana kalırsa en etkileyici bölüm tam girişte sağ tarafta kalan duvardaki sigara izmaritleri…

3- Hazır oralarda iken Cihangir sokaklarında dolaşın… Güzel apartmanların, arasında gezin, fotoğraflarını çekin…

Cihangir kedileri ile haşır neşir olun….

Cihangir Camiine kadar yürüyüp, Cami’nin avlusundan eski yarımadayı seyre dalın… Bu güzel Caminin avlusunun huzurlu havasının tadını çıkarın..

4-Kabataş Köftecisinde açlığınızı bastırın: Cihangir’den sıkıldınız mı biraz da acıktınız mı? Ama daha akşam yemeğine de zaman var mı? İnin Kabataş’a, tam Üsküdar iskelesine giden yol üzerindeki Köftecide ister sucuk ekmek, ister köfte ekmekle açlığınızı bastırın.. Sadece bir tane ile kalın karnınızı çok doyurmayın…

5- Adalara gidin: Şehirden bunaldınız mı? Hazır Kabataş’tasınız… Atlayıverin bir vapura… Gidiverin adalara… Kınalı, Burgaz, Heybeli, Büyükada hepsi yollarınızı gözler bu bayramda… Biz geçenlerde Burgazadayı tercih ettik. Çok da memnun kaldık.. Büyükada kadar keşmekeş değil.. daha sakin, derli toplu… Bir tur atın adada…

Sonra acıktığınızda kurulun limanda bir restorana, söyleyin mezeleri, yanına aslan sütünü, serinleyen akşamın ve tertemiz deniz havasının tadını çıkarın…Biz Sahil Restoran’da yedik yemeğimizi… Türk Sanat Müziği söyleyen bir grupları da vardı, hem yedik, hem içtik, hem şarkılar söyledik… Çok keyiflendik…

6- Eleos’ta akşam yemeği: Adaların yolu gözünüzde mi büyüdü… O zaman sizi doğrudan Tünel’deki Hıdivyal Palas’ın içindeki Eleos’a alalım, rakı ve balığın tadını burada çıkarın…

7- Hardal Teras’ta eğlenceye devam: Gece daha uzun sürsün mü istiyorsunuz? O zaman sizi Asmalımescit’teki Hardal Teras’a alalım bu güzel akşam yemeğinin ardından. Boğaz’ın ışıltılarını izlerken güzel kokteylinizi yudumlayıp, dans edin…

Benden tavsiyeler şimdilik bu kadar… Bendeniz yıllık iznimi kullanmak üzere yeniden Ayvalık sahillerindeyim… Yazlık hayatının sarıp sarmalayan, yavaşlığı ve huzuru içerisinde yuvarlanıyorum… Aklımda kısa süreli geziler yapmak var Kuzey Ege sahillerinde… Ama kısmet tabi.. Bakalım nereler çıkacak bu sefer karşımıza… Herkese iyi bayramlar…

Edit: Daha fazla öneri için (bir) (iki) (üç) (dört) 🙂

Şöyle boğaza nazır güzel bir pazar kahvaltısı mı dediniz?

Haftalar ve günler birbirini kovalarken yenilikleri keşfetmeye devam ediyorum. Pazar kahvaltıları bunun en iyi fırsatlardan biri değil mi? Benim için öyle. Bu Pazar daha önce bir kaç kez akşam yemeği için gittiğim 5. Kat’a uğradık.  Ne kadar iyi etmişiz meğer. Siz de benim gibi ortalığı birbirine katan çocuklardan bağırış ve çığrışlardan kaçıyorsanız, aman gittiğim yerde mutlaka boğaz manzarası olsun diyorsanız mutlaka bir pazar günü mutlaka kendinizi 5. Kat’ın brunch’ı ile şımartmalısınız.

Kışın bir alt kattaki restoranında hizmet veren 5. Kat yazları yukarıda gördüğünüz manzarayla gözlerinizi şenlendiren terasa taşınıyor. Masalar arasında yeterli mesafe bırakılmış o nedenle fenalık geçirmiyorsunuz. Biz güzelim kahvaltılıklardan yavaş yavaş tadarken epeyce dedikodu yapıp keyiflendik 🙂 Türkiye’de bir insanın ömrünün yaklaşık 70 sene olduğunu düşünüp, sadece 70 yaz var dedik, planlara hız verdik, daha çok konser, daha çok teras, daha çok boğaz, daha çok açık hava olsun hayatımızda dedik. Gerçekten de eğer evde oturup, sürekli yemek sepetinden yemek söyleyip, internette vakit öldürerek, arada iki dizi izleyerek geçecekse hayat ne gerek var İstanbul’da olmaya değil mi? Gerçekten de haftanın 5 günü çalışıp çabalayan, uyumayan ve uyutmayan bizler için 2 güncük haftasonlarımız çok kıymetli. Korkuyorum kabaca bir hesap yapıp aşağı kaç haftasonumun kaldığını saymaya 🙂 Tamam belki biraz abarttım ama yine de çok yanlış bir hesap olmaz bu galiba!

İşte planlarımızı vakti daha iyi değerlendirmek üzerine kurarken şu aşağıda gördüğünüz lezzetlerden de payımıza düşeni tatmayı ihmal etmedik.

Bu kahvaltıda bizi en mutlu eden şey  kolay kolay hiç bir açık büfe kahvaltıda göremeyeceğiniz pişi oldu. Taze taze sıcacık kızarmış pişileri garsonlar masamıza servis edince midemiz bayram etti. Menemen, omlet çeşitleri, ve zeytnyağlılara da diyecek yoktu. Öyle bir elmalı tart yapmışlar ki sanki evde yapılmış gibiydi.

5. Kat’da pazar brunchları saat 11’de başlıyor 3’e kadar devam ediyor. Saatler sanki Cumartesi gecesi İstanbul’u turlayanlara ve geç kalkanlara göre ayarlanmış gibi.   Fiyat 30 TL ve bence bu lezzet kalitesinde ve bu manzarada makul. Eğer siz de nöbetçi subayı gibi henüz tatile gidememiş ve İstanbul’u bekliyorsanız bir deneyin, eminim seveceksiniz. Herkese pazar kahvaltısı tadında bir hafta dilerim 🙂

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑