Lübnan Gezi Notları 7: Deir El-Kamar, Musa Kalesi, Sayda, Sur

Yaz yaz bitmeyen Lübnan yazılarımın sanırım sonuncusuyla karşınızdayım.

İş yüzünden bu aralar evde sakin kendi kendime geçirdiğim blog yazdığım ve okuduğum zamanlar epeyce azaldı.

Havalar bu kadar güzel giderken hem 23 Nisan hem de 1 Mayıs tatillerinde evde çalışmak çok hoşuma gitmese de aslında haftasonlarını ve akşam iş çıkışlarını elimden geldiğince iyi değerlendirmeye de çalışıyorum.

Bugün hem Cumartesi gecesinin yorgunluğunu atmak, hem de sessiz sakin evde kanepe, televizyon keyfi yapmak blog yazıları yazmak için birebirdi.

Üstelik öğle yemeğinde Adam somon ızgara yapıp yanına da bir çikolatalı sufle patlatınca keyfim çıpçıtır oldu. Sütte haşlanmış patateslerden enfes de bir püre yaptık ki sormayın gitsin.

Hani öyle istiyorum ki artık bu Lübnan furyası bitsin de yeni yazılara yer açılsın. Bunu söylerken de yanlış anlaşılmasın Lübnan seyahati benim 10 yıldır hayalini kurduğum bir seyahatti ama haftaya çıkacağımız Tiflis yolculuğu öncesinde arayı kapatayım istiyorum. Acelem o yüzden.

Neyse nerede kalmıştık. Akşam Mayrig’de otururken aradık Andre’yi. Paskalya tatili devam ediyor ama yarın bizi Deir El-Kamar’a götürür müsün dedik.  Olur dedi. Peki arkasından Musa Kalesine gider miyiz diye sorduk. Ona da tamam dedi. Fiyat nedir dedik, 60 dolar dedi. Turla gitseydik bu güzergah için kişi başı 65 Euro verecekken 60 dolara anlaşmış olmak hem bizi keyiflendirdi hem de o kalabalığı beklemek zorunda kalmayıp tek başımıza gezeceğimiz için hafifledik.

Bu hafiflikle, yemekten sonra Beyrut’un gece hayatından acaba bir nefes çekebilir miyiz diye  gidip sevimli mi sevimli bir bara oturup bir süre etrafı izledik. Keyfimiz çok yerinde ancak o kadar çok yemişiz ki birer bardak içkiyi zor bitirdik.

Beyrut NightSonrasında otele dönüş yatış ve sabah valizleri toplayıp otelden çıkıştan sonra yola çıktık.

Andre Beyrut’lu Hristiyanlardan. Dinlerin kardeşliğine inanmış, iyimser ve iyilikle konuşan biri. Son deece kibar, gayet iyi İngilizce konuşuyor.

Öncelikle Deir El-Kamar’a doğru yola çıkıyoruz. Burası bir Ortaçağ kasabası. Yine taş binalar karşılıyor bizi.

Lübnan’in en önemli dini merkezlerinden biri Deir El-Kamar. Dürzi nüfusun çoğunlukta olduğu ama aynı zamanda cami, sinagog ve kiliselerin debir arada olduğu bir şehir. Şehirde Dürzi Vali Fakhreddine’in sarayı da bulunuyor.

Deir El Kamar

Deir El Kamar

Deir El Kamar

Deir El Kamar

Deir El Kamar

Deir El Kamar

Deir El Kamar

Deir El Kamar

Deir El Kamar

Deir El Kamar

Deir El - Kamar

Deir El Kamar

Der El KamarAndre buluşma noktasına elinde Türk kahveleri ile geliyor.

Bu arada hediyelik eşya satan dükkanda Kirphi magnet alırken bayramlaşıyoruz, paskalya yumurtası çikolataları kapıyoruz. Çikolataları bize kahve getiren Andre’ye ikram edip onun da Paskalyasını kutluyoruz.

Buradan sonra Musa kalesine doğru yola çıkıyoruz. Musa kalesinin bir hikayesi var. Halen hayatta olan Musa fakir ama gururlu  bir gençken sevdiği zengin kız  ve öğretmeni tarafından  hakir görülür. Musa kendini ispat etmek üzere, kendi elleriyle tek tek yonttuğu taşlardan bir kale yapar.  Aradan yıllar geçer, kale biter, zengin kız ve öğretmeni Musa’yı ziyarete gelirler. Musa sırf o günü bekleyerek yaptığı iki kademeli kapının üst değil alt bölmesini açarak hem öğretmeninin hem de eski yavuklusunun kapıdan eğilerek girmelerini sağlar. Böylece de intikamını almış olur. Doğu masallarına benzeyen bu hikayeyi dinledikten sonra görevliler Musa’nın 10 dakika öncesine kadar Kale’de olduğunu az evvel gelseydik kendisi ile tanışabileceğimizi söylüyor.

İçeride o bölgenin yöresel yaşamına ilişkin bir de müze var. İçerisi benim çok ilgimi çekmese kalenin fikrini ve masal şatolarına benzer halini gerçekten sevdim.

Musa kalesi

Musa Kalesi

Musa Kalesi

Musa KalesiKaleden çıktıktan sonra Lübnan’ın simgesi olan sedir ağaçlarının kırmızı cinsini görmek üzere dereler tepeler tırmandık ancak gidip gelmesi epeyce uzun sürdüğü için geri dönmeye karar verdik.

Arabada yaklaşık 2-3 dakika süren bir beyin fırtınasından sonra Sayda ya da diğer adıyla Sidon’a gitmeye kadar verdik. Sayda Beyrut’ün 48 kilometre güneyinde bir sahil şehri. Güzel bir kalesi var ama yine Paskalya’dan dolayı ancak uzaktan resmini çekebildik.

Sidon, Saida Lebanon

Saida, Sidon

Saida, SidonŞehir Beyrut ve Byblos’a kıyasla daha yoksul görünüyor. Tatilden dolayı hemen hemen her yer kapalı. Sadece Kervansaray açık. Girerken nerelisiniz diyorlar. Türk diyince geçin diyorlar. Alman desek ne olurdu merak etmiyor değilim.

Kervansaray, Sidon

Sidon, Keyvansaray

Sidon, Kervansaray

Sidon, PazaryeriSayda’dan çıkınca önce kendi aramızda Tyre’ye ya da nam-ı diğer Sur’a doğru devam etsek mi etmesek mi diye biraz konuştuk. Sonra mesafenin 30- 40 kilometre bir şey olduğunu düşününce gidelim dedik. Turdaki rehberler gitmeyin gerek yok güneye inmeye demişti ama biz dinlemedik. Bir süre sonra etrafı bir toz bulutu kapladı. Yazılar Latin alfabesinden Arap alfabesine döndü. Bir yanımız narenciye bahçeleri, bir yanımız muz tarlaları. 40 kilometre yol bir türlü bitmek bilmedi. Stres olduk. Havanın bulanıklığı içimizi bulandırdı ama sonunda Tyre’ye vardık.

Sur, Lübnan

Sur, Lübnan

Tyre, Lebanon

Tyre, Sour, LebanonAndre bizi iskelede bırakıp park yeri aramaya başladı. Bu sırada çok fazla turistin olmadığı bu şehirde oturup yemek yemeği planladığımız restorandaki ağır yağ kokusuna alışmaya çalıştık. Ancak pek alışamadık. Bir yandan Arap yarıadasından gelen çöl fırtınasının yarattığı bulanık hava bir yandan sokaklarda kendimize benzeyen çok insan görmemenin yarattığı tedirginlik. Sonrasında acaba Beyrut’a geri dönsek mi diye bir düşünüp hala park yeri arayan Andre’yi geri çağırdık ve arabaya atladığımız gibi Beyrut yolunu tuttuk. Yolda cidden bir trafik kazası tehlikesi atlatmamızdan ayrı olarak BM’nin devriye gezen panzerlerini gördük. Yüzü kamuflaj boyasıyla yemyeşil boyanmış bir asker panzerin tepesindeydi. Resim çekmek ve çekmemek arasında tereddütte kalıp çekmemeye karar verdik. Bir ara düşündüm ne işimiz var buralarda diye. Ben bunu düşünürken sağımız solumuz muzlar ve narenciyeler.

Saat 4’ü geçerken Andre bizi sonunda Gemmayzeh’de indirdi. Bütün gün ülkenin yarısını bize gezdiren bu kibar taksiciye 100 dolar verip vedalaştık.

Karnımız açlıktan zil çalarken, bir süre restoran aradık. Kirphi HotDog yemeye bile razıydı. Acaba yöresel yemek yemek üzere Vedat Milor’un gittiği Le Chef’te mi yeseydik?  Bal yiyen baldan bıkar mantığı ile ve günlerdir yediğimiz humusların da etkisiyle kendimizi bir İtalyan restoranına attık. Aman ne de iyi yapmışız. Kendimizden geçtik. Buyurun buradan bakın…

Olio Beyrut İtalyan RestoranıBu fotoğrafta gördüğünüz atıştırmalık bizim 4 gün boyunca Beyrut’ta hiç sektirmeden yediğimiz Manoush. Bunun için belki de aykı bir parantez açmak lazım. Eğer yolunuz Beyrut’a düşerse, zahterli, peynirli, atatesli, domatesli olarak farklı çeşitleri bulunan manouche yemeden gelmemenzi tavsiye ederim. Gerçekten de leziz bir şey.

Olio Beyrut İtalyan Restoranı

Olio Beyrut İtalyan Restoranı

Olio Beyrut İtalyan RestoranıCarpaccio nefisti…. Toz, duman ve o kadar adrenalinden sonra yemeğin yanında şarap da nefis gidiyor…

Olio Beyrut İtalyan RestoranıPizzalar kocaman… Bu kadar büyük geleceğini bilsek belkide tek bir tane söylerdik. Nitekim tekinin yarısını paket yaptırdık…

Olio Beyrut İtalyan Restoranı

Olio Beyrut İtalyan RestoranıVe tatlı.. bu tiramisuya can kurban…

Olio Beyrut İtalyan RestoranıKıtlıktan çıkmış gibi ne var ne yok süpürdüğümüz Olio bize vaha gibi geldi. Olurda yöresel yemekleri yemekten bıkıp, birazcık daha standart yemek yiyeyim dediğiniz anda Beyrut’ta rahatlıkla tercih edebileceğiniz bir adres Olio.

Bu yemekten sonra biz Paul’de oturup bir şeyler içerken gecenin bir körü sabaha karşı kalkacak olan uçağımızı bekledik ve dolu dolu geçen 4 günün ardından İstanbul’a döndük.

Peki neleri yapamadık? Beiteddine Sarayı tadilatta olduğu için göremedik. Tatil nedeni ile kapalı olan Ulusal Müzeyi gezemedik. Tatil yüzünden durgun olan Beyrut gece hayatını çok anlayamadık.

Ancak çok uzun zamandır ilk defa ben burada yaşayabilirim dediğim bir şehirle tanışmış oldum. Benim beklentim ne ise Beyrut bana daha fazlasını sundu. İnsanların kibarlığı, trafikte yayalara yol vermeleri ile Beyrutlular kalbimde taht kurdu.

Geç oldu ama güç olmadı tanışmamız, İstanbul’a iki saatten az uzaklıktaki bu güzel şehri yeniden ziyaret etmek üzere söz vererek ayrıldık.

lovebeirut

Lübnan Gezi Notarı 5: Abdel Wahab- Beyrut

Harissa, Byblos ve Jeita gezisinden döndüğümüz gün akşam için Abdel Vahab’da rezervasyon yaptırmıştık. Dönüp bir duş aldıktan sonra restoranın yolunu tuttuk. İçerisi güzel döşenmiş ancak ışıklandırma gereğinden fazla aydınlatıyor ortamı. Işığı biraz kıssalar çok daha keyifli olabilir bizler için.

Abdel Vahab Beyrut

Abdel Wahab BeyrutKlasik şekilde baştan kuruyemişler geliyor..

Abdel Wahab BeyrutArdından arak geliyor… Bu defa gelen Ksarak değil başka bir marka getiriyorlar. Çok beğenmiyoruz ancak zamanla alışır gibi oluyoruz. her yeni kadehte bardağınızı değiştiriyorlar. Tepside bu kadar çok bardak olmasının sebebi bu.

Abdel WahabArdından mezeler gelmeye başlıyor. Elimizden geldiğince değişik şeyler söylemeye çalışıyoruz. İşte patlıcan turşusu. Gerçekten çok lezzetli….

Patlıcan Turşusu- Abdel Wahab

Patlıcan turşusu

Pastırma- Abdel Wahab BeyrutPastırma nefis, ne yağ ne sinir var… klasik şekilde tabule geliyor yine sofraya…

Tabule Abdel Wahab BeyrutAşağıda gördüğünüz meze sarımsaklı yoğurt ve nohuttan yapılmış. Haşlanmış nohutla sarımsaklı yoğurdu karıştırıp, üzerine yağda kızarmış lavaş eklenmiş. Üzerine yine zeytinyağı ve kavrulmuş fıstık. Cidden nefis. Yağda kızarmış lavaşa gerek yok zaten, ama sarımsaklı yoğurt ve nohut hem çok basit hem çok nefis.

Abdel Wahabİçli Köfte… Bizimkilerden farkı yok…Bizimkiler  daha iyi de olabilir aslında…

Abdel Wahab, Beyrutve en son olarak nefis bir ekşili et.. Bizim şaşlığa çok benziyor… yumuşacık… çok lezzetli…

Abdel Wahab, BeyrutTatlıların da tadına bakalım dedik ancak tabi herşeyin içine gül suyu doldurduklarını bilmeden verdiğimiz kötü bir karardı bu. Bir lokmadan sonrasına elimizi süremedik….

Abdel Wahab Beyrut

Abdel Wahab BeyrutÖyle ki ağzımızın bozulan tadını neye düzelteceğimizi bilemez şekilde kendimizi restorandan dışarı attık.

Lübnan Gezi Notları 3: Mayrig, Beyrut

O kadar saat uykusuzluğun üzerine şehir turuydu, Cornichedi derken öyle yorulmuşuz ki otele dönüp hem bir duş alıp hem de dinlenmeye karar verdik. Bunda en büyük pay akşam gideceğimiz restoranda dinç olup yediklerimizin tadını çıkarmaktı dersem yalan olmaz. Bindik taksiye geldik Mayrig’e.  Mayrig bir Ermeni restoranı. Mayrig’in anlamı Anne. İçerisi sessiz sakin nerede ise bizden başka hiç kimse yok. Loş bir ışık hakim restorana. İçerisinin dekorasyonu gözümüzü ve ruhumuzu okşayıp, içimizi ısıtıyor.

IMG_0430

IMG_0432

IMG_0433Nasıl dediğim kadar var mı sizce de? Garson geliyor. Bizim Türk oldugumuzu anlayınca başlıyor Türkçe konuşmaya. Ardından arak geliyor yanında kuruyemişle birlikte. Bir de minik lahmacunlar. Üzerine susam serpilmiş.

IMG_0435

IMG_0436Arak ani rakı bardakları bizim eski rakı bardaklarından. Minik boy. Rakıyı ne boy istersinz diyorlar? 1/4 şişe diyoruz.17.5’luk şişe  geliyor. Minik mi minik. Çok hoş. Gelen baharatlı leblebi ve fıstıkların da tadına diyecek yok.

IMG_0434Ardından söylediğimiz meseler geliyor. Bu nefis bir muhammara. İçindek ceviz miktarı o kadar fazla ki yemeye doyamıyoruz.

IMG_0437

IMG_0438Patlıcan salatası bildiğimiz gibi, ardından gelen pastırmalı humus da güzel ama üzerindeki pastırmayı söylememize gerek yokmuş. Sade de gayet güzel yenirmiş.

IMG_0444Nasıl olsa Lübnanda kaldığımız 4 gün boyunca bol bol tabule yiyeceğimizi düşünerek, Mayrig’de Ermeni usulu tabuleyi denemeye karar verdik. Bizim kısırın daha sulusunu, sofraya getirdikleri lahana yapraklarına sararak yenidiğinizi düşünün. Bence çok gerekli bir lezzet değildi ama en azından denemiş olduk.

IMG_0441Bu da zeytin salatası. Tıplı bizim Antakya yöresindeki acı zeytinlerden yapılmış bir salata bu.

IMG_0440

IMG_0446Masada kendimizden geçtik. lavaşla birlikte yavaş yavaş sildik ve süpürdük ve et yemeye yer kalmadı.

Tatlı yesek mi diye nerede ise Türkçe olan menüye bir daha göz gezdirdikten sonra vazgeçtik. Birer çay  söyledik ve bahçeye çıktık. Bahçede restoranın sahibinin kardeşiyle yaptığımız sohbet tadından yenmeyecek cinstendi.

IMG_0447

IMG_0448

IMG_0449Yemekler, servis o kadar düzgün garsonlar o kadar iyiydi ki, iki gece sonrası için yeniden rezervasyon yaptırdık restorana. Bu sefer hedef daha önce yiyemediklerimizi yemekti.

Bakın bu resim de o geceden. Bildiğiniz bizim tepsi mantısı bu. Tabi ki Ankara’da Yıldızdaki tepsi mantıcısının eline su dökemez ama yine de fena bir tat değildi.

IMG_0734Çıkışta yine bir taksiye bindik. Bindiğimiz taksinin şoförü gerçekten iyi İngilizce konuşuyordu. Sohbet muhabbet derken bu defa telefon numarasını da alıp taksiden indik. Aslında geldiğimiz turla gezmeye devam edecekken taksi telefonu çok da lazım değilmiş gibi göründü ilk anda gözümüze ama ilerde anlatacağım şekilde o gece tanıştığımız Andre’yi Lübnandaki son gecemizde  aradık.  Şimdi sizi bu güzel yemek fotoğraflarıyla başbaşa bırakıyorum. Lübnan yazıları bir süre daha devam edecek. O yüzden sizi sıkmamak adına araya başka yazılar da karıştıracağım gibi görünüyor. Şimdilik hoşçakalın.

 

 

 

 

 

Lübnan Gezi Notları 2: Beyrut Şehir Turu, Solidere, Hamra, Güvercin Kayalıkları

Havalimanından şehre indikten sonra ilk durak noktamız Güvercin Kayalıkları oldu. Kayalıklar Beyrutluların Corniche dedikleri sahil yolundan izlenebiliyor ve  Beyrut’un en büyük simgelerinden biri. Hemen hemen en bilindik karpostal fotoğrafı. Yaz mevsiminde botlarla kayalıkların içerisinden geçmek mümkünmüş. Bence en iyisi hemen yol kenarındaki kafeye oturup bu manzaraya karşı bir şeyler yudumlamak.

Güvercin Kayalıkları Beyrut

Güvercin Kayalıkları Beyrut

Corniche Beirut

Corniche Beirut

Buradan eski şehir merkezi olan Downtown’a giden yolda yüksek katlı lüks apartmanları görüyoruz. Çok pahalı olduğu belli olan bu binalar alabildiğine Akdenize bakıyorlar. Down town 15 sene süren iç savaşta en çok yıpranan bölüm olmuş. Holiday Inn gibi kimi binaları olduğu gibi kurşun delikleriyle bırakmışlar ancak onların dışında nerede ise bütün şehir merkezi jilet gibi onarılmış. Burada oturan yoksullar bölgeden uzaklaştırılmış ve bölge zenginlerin yaşam alanı haline gelmiş. Ben bu yenilenmiş eski şehiri çok beğendim. İnsanların yerinden edilmesi hiç bir koşulda hoş değil ama yine de merkezin şıkır şıkır hali, çiçekli balkon ve sokakları çok güzeldi.

Place Etoile yani yıldız meydanından başladık yürümeye. Burada kısa bir kahvaltı molası da verdi grup ancak garsonlar ne içecek ne de yiyecek siparişlerimizi epeyce geciktirince biz çareyi Starbucks’tan birer kahve almakta bulduk. Rehberler meydanda dolaşan özel güvenlik ekiplerinin fotoğraflarını çekmememiz için defalarca uyardılar. O yüzden gezinin geriye kalanında her fotoğraf çektiğimizde etrafı kolaçan etmeyi ihmal etmedik.

Yıldız Meydanı Beyrut

Yıldız Meydanı Beyrut

Beyrutlular bu meydan ve Solidere’nin geri kalanı sadece iş merkezleri, ofis ve rezidanslardan oluştuğu için ruhsuz buluyor ve bölgenin bir kültür merkezine dönüştürülmemesinden şikayetçilermiş, ki bence haklı bir şikayet. Bu saat kulesinin hemen karşısında Ortodoks Maronitlerin bir kilisesi var. Kilisenin içerisi şahane.

Saint George Maronite Cathedral, Beirut

Saint George Maronite Cathedral, Beyrut  

Saint George Maronite Cathedral, Beirut

Saint George Maronite Cathedral, Beirut

Saint George Maronite Cathedral, Beirut

Saint George Maronite Cathedral, BeirutMeydanda Parlamento binasının hemen arkasında bir Roma hamamı var.

Roman Bath BeirutŞehrin en eski camilerinden biri olan Al Omeri Camisi… 12. Yüzyılda Haçlılar tarafından kilise olarak kurulmuş, Memlükler tarafından camiye çevrilmiş.

Al Omeri CamisiBu da meşhur mavi kubbeli Muhammed Al Amin Camisi. 2005’te öldürülen Lübnan Başbakanı Hariri’nin mezarı da burada. Aşağıda da mozolesinin bulunduğu çadır var.

Mohammed Al Amin Mosque

 

Refik HaririSolidere’de yürümeye devam ediyoruz. Çok güzel binalar, çiçekler, çiçek açmış ağaçların arasında…Beyrut Solidere

Beyrut Solidere

Beyrut Solidere

Beyrut Solidere

Beyrut Solidere

Beyrut Solidere

Beyrut Solidere

IMG_0379-001

IMG_0380Bu kısa turun ardından otele giriş yaptık. Valizleri bıraktık ve bu defa şehrin Hamra bölgesine doğru yürümeye başladık. 10 dakikalık bir yürüyüşün ardından karşımıza Amerikan Universitesinin Kampüsü çıktı. Gerçekten nefis bir kampüs. Bahçesi nefis ağaçlarla dolu. Ziyaret edebilir miyiz dediğimizde nerelisiniz diye soruyorlar. Türkiye diyoruz. Geçin diyorlar.

Beyrut Amerikan Üniversitesi

Beyrut Amerikan Üniversitesi

Beyrut Amerikan Üniversitesi

Beyrut Amerikan Üniversitesi

Beyrut Amerikan ÜniversitesiÜniversitenin kampüsünden çıktığımızda karnımız zil çalıyordu. Sabahtan beri yola çıkarken yanımıza aldığımız annemin mevyeli kek ve kuru kayısılar dışında bir şey yememiştik. Ara sokaklarda düzgün bir felafelci ararken, gelmeden önce Cukurcumatimes’ta okuduğumuz Abou Al Tayeb karşımıza çıkıverdi. Hızımızı alamayıp felafeli büyük boy söyledik. Zorlansak da nerede ise hepsini bitirdik. Ancak dürümün içindeki yeşillik ve domatesleri o kadar fazla koymuşlardı ki bir kısmını çıkarmak zorunda kaldık.

Abu Al Tayeb- Felafel Beyrut

Abu Al Tayeb- Felafel Beyrut

Abu Al Tayeb- Felafel BeyrutKarnımız doyduktan sonra Corniche’e çıktık. Sahilde yürüdük, balık tutanları, koşanları, yürüyüş yapanları gözledik ve Starbucks’a kadar geldik.  Bu arada karşıdan karşıya geçerken bir şey dikkatimizi çekti. İleride anlatacağım üzere Lübnan’da ne kadar kötü araba kullanıyorlarsa da trafik lambasının olmadığı yerlerde arabalar yayalara yol veriyor. Bu kibarlık bizi gerçekten de çok şaşırttı. Türkiye’de yolun aslen arabaların, bazen de yayaların olduğunu düşününce şaşırmamız garip değil sanırım.

Corniche Beirut

Kahvelerimizi içerken yan masada oturan iki Beyrutluyla sohbet ettik. Bize Hamra’da Sheikha d,ye bir yeri bir de şehir dışında Babel diye bir restoranı önderdiler ancak her ikisine de gidemedik. Kahvenin ardından hem yorgunluk hem de uykusuzluğun çökmesi ile otele gidip dinlenmeye karar verdik. Akşama yemeğinde bizi heyecanlandıran bir restoranda randevumuz vardı ve yorgun gidip yemeği heba etmemeliydik.  Otele döndük ve uyuduk. 2 sat sonra yemek için hazırdık. Bir sonraki yazıda Beyrut’un ünlü Ermeni Restoranı Mayrig’e gideceğiz.

Lübnan Gezi Notları 1: Giriş

Döndüm.  Dün gece saat 03.30’da indik İstanbul’a. Uyudum, uyandım, hafif bir kahvaltı ettim. Bugün  de izinli olmanın verdiği rahatlıkla  çamaşırlarımı yıkadım. Buzdolabındaki kabakları rendeleyip soteledim. Hatta bir de kurufasulye pişirdim. Aklım hala Lübnan’da. Daha dün bu saatlerde Beyrut’ta Gemmayzeh’de oturduğumuz nefis İtalyan restoranındaki kikirtilerimiz kulağımda.

Kirphi ile çıktığımız yolculukta, az zamanda çok yer görebilmek için  yoruduk ve uykusuz kaldık, tabanlarımızın sızlamasını geçirecek buzlu su kovaları hayal ettik, ama ölesiye değdi geçirdiğimiz her bir saniyeye. Bırakın beni hayal kırıklığına uğratmayı Lübnan beklentilerimin üzerinde bir mutluluk yaşattı bana. Genellikle bir gördüğüm yere bir kaç istisna dışında yeniden gitmeyi istemem aslında. Lübnan da Londra’dan sonra o istisnalardan biri oldu. Daha şimdiden yeniden gitmeyi istiyorum. Bu sefer daha az tarih, daha az Lübnan içi seyahat ama daha çok Beyrut istiyorum.

J'aime BeyrouthKüçücük bir ülke. Öyle ki Ankara’dan İzmir’e gidene kadar boydan boya geçip geri dönebileceğiniz kadar küçük. 10.000 kilometre karelik yüzölçümünü Türkiye’nin 780.000  kilometre karelik yüzölçümü ile kıyaslayınca ne kadar ufak kaldığını tahmin edersiniz. Nüfusu 4 milyon civarında bunun 2 milyonu Beyrut’ta.

Tarih boyunca hiç barışa doyamamış, o yüzden hep göç vermiş. Daha önce gördüğüm tek Arap ükesi Kuveyt’ti Beyrut’un Kuveyt’le yakından uzaktan alakası yok. Bize çok daha yakın. Uyum sıkıntınız taksi şoförleri hariç hiç yok. Herkes güleryüzlü. Humus sofraların baş tacı. Ancak 4 gün boyunca öğlen akşam humus yiyince biraz bıkkınlık veriyor insana. O yüzden sadece yerel lokantaları değil uluslararası mutfakları denemekte de fayda var.

Geçen Cuma havalimanında çıktığımızda günlük güneşlik bir havayla karşılad Beyrut bizi. Turla gittiğimiz için hazırda onları sundukları bir iki paket tur da varken onları değerlendirelim diye düşündük. İlk gün panoramik şehir turuna katıldık, öğleden sonra serbest zaman geçirdik. Daha sonraki günlerde sırasıyla Jeita Grotto, Harissa, Byblos,  Anjar, Baalbeck, Deil El Kamar, Moussa Castle, Sidon ve Tyre’yi gezdik. Kuzeyi, yani Trablusşam’ı göremedik. Kapalı olduğu için de Beiteddine Sarayı ve Beyrut’taki ulusal müzeyi ziyaret edemedik.

map_of_lebanon (1)

Ülke içerisinde epeyce seyahat ettik. Genellikle neşe içinde geçen bu yolculuklarda kimi zaman tedirgin de olduk ama hiç tatsız bir şey yaşamadık. Muz tarlalarının narenciye bahçelerinin yanından geçtik. Güvenlik kontrol noktalarından geçtik. Şehirlerin taş mimarisine ve insanların cana yakınlığına hayran kaldık.

Gitmeden önce her zaman yaptığım gibi Murat Belge’nin Başka Kentler, Başka Denizler kitabının 3. cildindeki Lübnan bölümünü okudum. Yanında Lonely Planet’in Suriye- Lübnan ktabını da katınca epeyce bilgi edindim. Bu arada daha önce Lübnan’a gitmiş o kadar çok blogger var ki onları okumak bile ülke hakkında epeyce bilgi verdi bize.

Lonely-Planet-Syria-LebanonElie Saab, Shakira, bu seyahat sırasında Lübnan asıllı olduğunu öğrendiğimiz ünlüler. Fairuz müzik kraliçeleri, Halil Cibran çok bilinen şairleri,  ama dürüst olayım  ben ne Cibran’ı tanıyorum ne de Fairuz dinliyorum. Ancak biraz araştırınca Fairuz’un pek çok şarkısının aslında bizim şarkıcılar tarafından seslendirildiğini de gördüm. Fairuz’un bu kadar çok sevilmesinin nedenlerinden biri de iç savaş sırasında ülkesini terk etmeyip, Beyrut’ta kalmış olması.

Sanırım en iyi bildiğim Lübnan’lı Amin Maalouf. Severek pek çok kitabını okuduğum yazar. Ancak Maalouf da iç savaş sırasında Fransa’ya kaçmış, Lübnan’da kalmamış. Amin Maalouf’un amcasının oğlu İbrahim Maalouf sık sık konserlere İstanbul’a geliyor.  Bir de yıllar önce izleyip beğendiğim Karamel filminin yönetmeni ve oyuncusu Nadine Labaki var.

Sokakta İngilizce ve Fransızca konuşan insanlara sıklıkla rastlanıyor. Özellikle de Üniversite öğrencileri buna büyük katkı sağlıyor. Şehir merkezinde taksiye bindiğinizde 10.000 Lübnan lirasına her yere gidebilmeniz lazım. Ancak özellikle Downtown ve otel taksicileri 10.000 lira yerine 10 dolar diyor daha aşağısına razı olmuyor. Bu kadar genel bilgiden sonra bir dahaki yazıda şehir turuyla devam edeceğiz.