Bilkent Fish House-Ankara’da Bir Başka Balık Restoranı

Geçtiğimiz hafta sonlarından biriydi. Bir Pazar günü öğleden sonra… Adam’la oturmuş düşünüyoruz ne yapsak diye… Evde durmak istemiyoruz çünkü güneşin yüzünü gösterdiği nadir günlerden birindeyiz. Önceden bir planlama da yapmadık ki kalkıp yakın civardaki kasabalara, şehirlere gidelim, dağ deniz ya da antik şehir havası alalım. En kolayına kaçtık tabi. Daha önce gitmediğimiz bir restoran bulup yemek yiyelim dedik ve bu defa Bilkent Fish House’u seçtik.

Bilkent 1 Çamlık Sitesi’nin içerisindeki mekan sessiz ve sakin. Önündeki tenis kortları üyelerinin hizmetinde. Ağaçlar ve kuş cıvıltılarından başka bir şey duyulmuyor. Dolu olan bir iki masada herkes kendi halinde. Kimse kimse ile ilgilenmiyor. Müşteriler daha ziyade yakın çevrede oturan komşular. Amacımız sakin sessiz Ankara’da ama Ankarasız bir öğleden sonra olduğundan ilk izlenimimiz gayet olumlu.

Ufak bir rakı yanına da meze söylüyoruz öncelikle. Ekmek ve zeytinyağı içerisinde zeytinler geliyor masaya. Zeytinyağı güzel. Ancak ben çizik yeşil zeytin severim. Burada servis edilen zeytinler iri kıyım, iri çekirdekli yeşil zeytin. Ekmek sepetinde beyaz ve kepekli ekmeğin yanında bir de mısır ekmeği var. Adam mısır ekmeğini çok seviyor.

Sonra mezeler masaya teşrif etmeye başlıyor. İstanbul’da Radika’da yediğim levrek turşusunun tadı damağımda kaldığından olsa gerek benzeri bir tat olduğunu düşünerek marine levrekten bir porsiyon söylüyorum. Radika’daki ile aynı tat değil. Levrek turşusunun benim daha çok beğendiğim, daha keskin bir tadı vardı. Acaba levrek marine ve levrek turşusu farklı şeyler mi? Bilen varsa bana anlatır mı aradaki farkı?  Ancak Ankara’da başka bir restoranın menüsünde benzeri bir şey görmediğim için söylediğime de memnunum. Belki de ben bilmiyorum. Ankara’da nerede levrek turşusu yenir bilen var mı? 

Ardından bir levrek sarma söylüyoruz. Bana en farklı gelen lezzet bu oluyor. Zira yaprağın kendisi gerçekten çok lezzetli idi. Hem iri hem yumuşacık, damarsız. Fena bir tat değil levrek dolma. Yeni bir lezzet bizim için.

Sonra Adam’ın favorisi olan deniz börülcesi geliyor. Keşke sarımsağı ve zeytinyağı bol olsaymış diyoruz. Sanırım biz keskin tatları daha çok seviyoruz o yüzden bize göre ortalama bir deniz börülcesi bu.

Son mezemiz ezme. Hani düğünlerde, ya da toplu verilen yemeklerde önünüze karışık bir başlangıç tabağı getirirler. İçinde fava, beyaz peynir, ezme, zeytinyağlı biber dolması gibi bir takım mezeler muhakkak bulunur. İşte benim o ordövr tabağımda ezme illaki en sona bırakılan, çoğu zaman da hiç dokunulmayandır. Yoğurtlu meze sever biri olarak genelde restoranların çok iyi yapamadıklarını düşündüğüm ezme favorilerim arasında yer almaz.  Burada da maalesef aynı kaderi yaşıyoruz.

Salata olarak kırmızı soğanlı roka salatası istiyoruz. Salatayı nasıl istiyorsanız öyle hazırlıyorlar. O nedenle menü ile sınırlı değilsiniz.

Ara sıcak olarak önce bir kalamaz ızgara söylüyoruz. Minicik kalamarlar üzerinde eriyen kaşar peynirle birlikte şişte ızgara edilmiş. Mesela azıcık daha masraflı olsa da kalamarın üzerine parmesan peyniri rendelense sonuç daha iyi olmaz mıydı diye düşünüyorum içimden. Ya da Trilye’de yaptıkları gibi kocaman bir kalamar parçasını cidden nar gibi ızgara edip getirseler önümüze.Kalamar minicik olduğundan hemen denemek hevesi ile midemizin derinliklerini boylamış olmalı ki fotoğrafını çekememişiz.

İkinci ara sıcağımız karides tava. İçerisinde mantar da var. Tereyağına ekmeğimizi bandırarak keyifle bütün güveci silip süpürüyoruz.

Ardından bir büyük levreği sonradan bize katılan Arya ile birlikte paylaşıyoruz. Balık güzel. Hava güzel. Sohbet güzel. Balıkla birlikte gelen ızgara sebze tabağı da güzel.

Ağzımız tatlandıkça bu defa haydi midemizin sınırlarını zorlayarak bir de tatlının tadına bakalım diyoruz ve çikolata fondü istiyoruz. Fondü yanında kocaman bir meyve tabağı, dövülmüş fındık ve cevizle birlikte geliyor. Fena bir lezzet değil ancak iki konuda daha çok dikkat gerek diye düşünüyorum. Birincisi daha iyi kaliteli bir çikolata kullanılması. Zira artık Türkiye’de de eritmek için kullanılabilecek  iyi kalitede çikolata bulmak mümkün. ikincisi eritilmiş çikolatayı optimum sıcaklıkta tutabilmek için fondü kasesinin altına daha kuvvetli bir mum ışığı koyulması. Çikolatanın fokur fokur kaynamasını beklemiyoruz ancak ılık-soğuk arası bir sıcaklıktan daha yüksek bir ısıda tutulmasını sağlamak gerek diye düşünüyorum. Son olarak meyvenin yanı sıra kedidili bisküvi de fondü ile birlikte servis edilse ne güzel olur mesela. Ya da kurutulmuş portakal şekerlemesi veya her şeyi geçtim rulokat olsa mesela J Maalesef bu fondünün de resmini çekmeyi unutmuşuz.

Bilkent Fish House maceramız böylece sona eriyor. Yeniden gelir miyiz diye soruyoruz kendimize. Geliriz ancak bu defa abartmadan, bir balık bir salata birer kadeh bir şey içerek kalksak da aynı tatmini alacağımızı düşünüyoruz. Özellikle yaz akşamları çok abartmadan ağaçların altında sakin bir yemek için uygun bir yer. Şiddetle tavsiye etmesem de  yazdıklarım ışığında deneyebilirsiniz diye düşünüyorum.

Reklamlar

Tunalı Balıkçısı’nda Öğle Yemeği

Pazar günü bir açık bir kapalı olan havaya çok da aldırmadan Limon Kabuğu ve ben gayet spontane bir plan yapıp kendimizi Tunalı Balıkçısında bulduk. Son dönemde pıtırcık gibi açılan balık lokantalarının bir yenisi. Tunalı’nın Kuğulu tarafına yakın, yeni açılan Body Shop’un karşısındaki apartmanın birinci katında caddeden geçenlerin kafalarını çevirip bakmalarına neden olacak kadar renkli, ferah görüntülü bir mekan.

Meze dolabında gördüklerimiz standart tatlar…

Balıkçıköy’ün daha zengin bir meze yelpazesi var gibi geldi bana… Bir sürü meze çeşidi var gibi görünmekle birlikte ben seçim yapmakta zorlandım ama seçenek çokluğundan değil, ağız tadıma biruygun bir şey bulmakta zorlanmaktan. 

Bizim amacımız ortaya meze söyleyip, daha sonra yer kalırsa balığa geçmek. Acıkmışız o yüzden bir an evvel yemeye başlamak istiyoruz ve bakın masaya neler geliyor.

Önce köpoğlu…

Ardından diğer yoğurtlu patlıcan mezesi…

Deniz börülcesi…

ve enginar kalbi…

Enginar kalbinin içi beyaz peynirle doldurulmuştu ancak epeyce kuru bir lezzetti. Haşlanmış enginarların içine peynirle doldurduktan sonra zeytinyağında bekletmek ya da fırınlayarak servis etmek bence daha iyi bir fikir olur muş. Ayrıca genelde balık lokantalarında ekmeği bandıra bandıra yediğiniz güzel zeytinyağı kullanılır. Kokuludur bu zeytinyağı, mistir hele açsanız ve dikkat etmezseniz daha yemek sofraya gelmeden ekmek, zeytinyağı ikilisi ile doyurursunuz karnınızı. Ben maalesef burada kullanılan zeytinyağından öyle bir tat alamadım.

Ardından kalamar söyledik, ki bizce masanın en iyi tabağı buydu…

en son olarak ise karides güveç… bu da fena değildi…

Özetle güzel dekoru olan, cadde manzaralı, standart bir balık lokantası olmuş Tunalı Balıkıçısı, Zeytinyağı ve mezelere dikkat ederlerse caddeyi tepeden izlemenin avantajı ile gerçekten de güzel bir yer olabilir. Bu defa denemediğimiz balıklarını bir dahaki sefere tatmak üzere diyorum.

Ankara’da Lezzet Turlarına Devam

Son zamanlarda keşfettiğim yeni bir mekan olmamakla birlikte  güzel sofralara oturmaya devam ediyoruz.  Haydi başlayalım gezmeye…

İlk durağımız eve sipariş Çin yemeği. Çin yemeğini restoranda yemeği tercih etsem de arada eve söylemek de iyi bir tercih oluyor. Öte yandan dışarıda yeni restoranlar denemeyi severken eve sipariş Çin yemeğinde en büyük tercihim Quick China oluyor. Paket servisi çok iyi çalışan, Quick China yaklaşık yarım saat içerisinde yemeklerimizi gönderiyor.

Moğol işi tavuk Quick China’nın güzel bir başlangıç yemeği, bol baharatlı ve acılı… ayrıca leziz….

Tatlı-ekşi soslu tavuk benim hiç vazgeçemediğim ve büyük ihtimalle de vazgeçemeyeceğim bir lezzet…

Erişte ve pilav arasında ayrım yapmıyorum ancak pilav istediğimizde her zaman sebzeli olanını tercih ediyorum…

Ve ilk kez söylediğimiz acılı mantarlı karides… Çok bayılmadım bu tabağa ancak belki de restoranda yeseydik daha çok sevecektim….

Hepsi bir arada tabakta çok lezzetli görünmüyor mu?

Bunlar da soslarımız…

İkinci durağımız Balıkçıköy.. Aslında son zamanda Ankara’ya açılan çok sayıda balık lokantası var ancak uzun zamandır görüşemediğimiz bir arkadaşımızla yemek için buluşmak söz konusu olunca  bildiğimizden şaşmadık ve soluğu Balıkçıköy’de aldık… O gece çok abartmadık ama yediğimiz herşeyden çok  memnun kalarak evlerimize dağıldık.

Amasra salatası ile başladık.. gerçekten çok lezzetliydi…

Kimi restoranlarda Girit ezmesi olarak bilinen meze Balıkçıköyde Rum ezmesi olarak veriliyor. Bence harika bir tat, peynir, ceviz ve salça baharatlarla birlikte birbirine ancak bu kadar yakışabilir…

Çiğ balığın her türlüsüne bayılırım.. işte benim lakerdam…

Sonra sırasıyla levrek ve yengeç dolmaları…

Ardından nefis bir karides güveç… ama o da ne resmini çekemeden silim süpürmüşüz 🙂

O zaman bu minik lokma ile idare ediyoruz.. yapacak bir şey yok 🙂

ve gecenin bir başka enfes lezzeti… kalamar da en az karides kadar nefisti…

Bu da gecede masamızın baş misafiri,  kalkmış taaa Tekirdağdan gelmiş, ağır ağır sohbetimize ortak oldu kendisi…

Esasen daha yayınlayacak çok yemek fotoğrafı var ancak şimdilik sabrınızı taşırmak istemiyorum… Yaz yaklaşırken yavaş yavaş yediğimize içtiğimize dikkat etmek lazım geleceğinden önümüzdeki aylarda yemek yazılarımızın sayısının azalması çok muhtemel. O nedenle elimdeki diğer fotoğrafları  önümüzdeki günlere saklayarak idareli davranmayı düşünüyorum 🙂  Herkese lezzetli, güneşli bol neşeli ve bahar dolu bir hafta dilerim.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑