40 Yaş Projesi 5 : Mart’ta neler oldu neler

Mart ayını tam bir yüz karası olarak geçirdim! Ne kitap okudum, ne doğru dürüst film izledim. Eh buraya da uğramadım, yazı da yazamadım, bol bol haytalık yaptım ve pişmanım. Normalde gittikçe daha iyiye gitmesi gereken süreç nedense bir anda altüst oldu ve gerçekten çok işe yaramaz bir ay geçirdim. 😦 Bakalım neleri yapamamışız.. Kırık karnemi sizinle de paylaşayım ki belki Nisan sonunda aynı hezimetle karşılaşmama engel olur.

1- Ruhuma iyi gelenler

  • Mart sonuna kadar her ay  iki kitap okunacak.- Bırakın 2 kitabı 1 kitabı bitiremedim! Okuyamadım
  • Ayda iki tiyatro veya bale veya opera veya konsere gidilecek.- Gittim
  • Her hafta bir iyi film izlenecek- İzleyemedim
  • Mart sonuna kadar bir seyahat planlanacak.- Seyahate gittim
  • Haftasonlarına iş bırakılmayacak.- Bırakmadım
  • Haftada minimum bir blog yazısı yazılacak.- Yazamadım

2-Sağlığıma iyi gelenler

  • Mart sonuna kadar haftada iki gün yürüyüş yapılacak.- Yapamadım
  • Mutfak alışverişlerinde zararlı reyonlardan uzak durulacak.- Duramadım
  • Alkol tüketilecekse eğer iki kadeh şarap sınırı aşılmayacak.- Aştım
  • Televizyonda yemek kanalları izlemekten kaçınılacak.-İzlemedim
  • Uyku düzeni yeniden oluşturulmaya çalışılacak gece 12’den sonra yatmaktan kaçınılacak.- Yattım

3-Cüzdanıma iyi gelenler

  • Sabahları işe giderken taksiye binme huyundan vazgeçilecek.- Binmedim
  • Mart sonuna kadar alışveriş yasağı uygulanacak.- Almadım
  • Her ay bütçenin sabit bir kısmı bir kenara ayırılacak ve o meblağ yok sayılarak harcamalar buna göre düzenlenecek.- Ayırdım
  • Mart sonuna kadar eve dışarıdan yemek söylenmeyecek.- Söylemedim

Yaptıklarım ve yapamadıklarım arasında beni en çok üzen kitap okuyamamış ve düzenli yürüyüşe gidememiş olmak. Disiplin kazanmak gerçekten meşakkatli bir iş. Disiplinli olamamak ise  beni içten içe bir mutsuzluğa sevk ediyor. Rutine oturttuğum şeyleri yapmaya devam etmek ne  kadar  büyük bir huzur ve mutluluk kaynağı ise bana iyi geldiğini bildiğim şeyleri yapamadan/yapmadan geçen zaman da öylesine iç acıtıyor. Burada battı balık yan gider moduna girersem sanırım sene somnunda yine ağlamaya devam edeceğim. O yüzden bırakmıyoruz, yapamadığım yerden devam ediyorum.

Never Give Up

Kimi zaman hafta içi çok fazla seyahat ettiğim ve akşamları da çok geç saatlere kadar bilgisayar başında kalmak zorunda olduğum doğru. Ama yine de 2-3 gün üstüste çok çalışmış olmanın verdiği stresle rahatlamak için ya gece dışarı yemeğe, içmeye çıkıyorum ya da eve gelip  bir şarap şişesinin başına çöküyorum. Bu ne kadar doğru bir tercih çok tartışmaya açık! Evimizin altındaki spor salonuna insem ve 40-45 dakika yürüyüp bir de saunaya girsem  yeniden doğmuş gibi hissetme ihtimalim çok yüksek sanırım.  Ama işte alışkanlık edinmek bu kadar zor! Bunu bir kez becerebilirsem devamının geleceğini biliyorum. Sadece bir kez!

images (1)Peki ben bir Mart ayı daha yaşamak istiyor muyum? Sanırım hayır! O zaman ne yapıyorum?  Mesela bugün popomu kaldırıp spora gidiyorum. Elimizde yarım kalan kitabı bugün okumaya devam ediyor ve bu hafta sonuna kadar bitiriyoruz. Sonra yeni kitaplar seçiyoruz kendimize. Mesela bugün 40 Yaş Projesi serisi dışında bir yazı yazsam, 2 hafta önce gittiğimiz Kapadokya maceralarımızı anlatsam?  Eğer biraz daha ihmal edersem burası sadece aylık update verdiğim bir yere dönüşecek diye korkuyorum.  Ben bir kahve yapayım kendime ve başlayayım düşünmeye Kapadokya’yı! 🙂 Herkese çok güzel bir hafta diliyorum.

fail-fast-and-carry-on

40 Yaş Projesi 4: Şubat Ayı Bilançosu

Şöyle bir bakıyorum da bütün Şubat ayı boyunca nerede ise buralara hiç uğrayamadım. Ama hazır bir pazar günü yine akşam yaklaşırken uzun mu uzun bir yazı yazıp hem Şubat ayı bilançosunu çıkarmaya hem de bu aydan aklımda kalanları yazarsam nefis olur dedim. Maksat arayı kapatmak buralardan çok uzak kalmamak değil mi? Öncelikle gelelim bu ayın bilançosuna. Geçen ay yaptığım gibi yine her bir kriter üzerinden değerlendirmeleri bu defa daha uzun uzun yazdım.

1- Ruhuma iyi gelenler

  • Mart sonuna kadar her ay  iki kitap okunacak. OKUDUM

Bu ay da iki Kitap okumayı başardım, hatta daha fazlasını da okuyabilirdim belki ama hem sosyal programlar hem de Cuma akşamından beri yakamı bırakmayan grip biraz engel oldu. Ancak durmak yok, okumaya devam. Evde okunmayı bekleyen onlarca kitabın yanında nerede ise her hafta elimde yeni kitaplarla eve gelmeye devam ediyorum. Diyorum ki hepsinin zamanı var, bir gün okunurlar. Gelelim bu ay okuduğum ilk kitaba.

Engereğin Gözündeki Kamaşma: Zülfü Livaneli’nin okumadığım nadir kitaplarından biri idi bu kitap. Osmanlı Sarayında tahminen 4. Murattan sonra tahta geçen Deli İbrahim’in hayatından kesitler bu roman Livaneli’nin bilinen  ilk romanı imiş. Beni diğer kitapları kadar çok sarmadı. Bir Mutluluk ya da Leyla’nın Evi değil bence ama bu da rahat okunan Zülfü Livaneli kitaplarından biri.

Engereğin Gözündeki Kamaşma

Muhteşem Yüzyıl – Teşhir-i İhtişam Sergisi: Kitabı bitirdiğim haftasonu annemlerin burada olması sebebi ile onlara değişik ve ilgilerini çekecek bir aktivite ararken Muhteşem Yüzyıl sergisi gözüme çarptı. Diziyi uzaktan, kamuoyundaki tartışmalardan takip etmiş biri olarak bu sergi ile gerçekten güzel bir pazarlama tekniği uyguladıklarını söyleyebilirim. İstanbul’dan sonra pek çok başka ülkeyi de gezecek olan sergi  Türkiye’de türünün ilk örneği. Sayılarının artması ciddi bir ekonomi ve ihraç potansiyeli yaratabilir gibi görünüyor.  Ben en çok misler gibi hamam kokan hamam kısmını sevdim ancak sergi annem ve babamın çok hoşuna gitti. Onlar mutlu olunca doğal olarak ben de oldum 🙂

Muhteşem Yüzyıl

Golem ve Cin: Okuduğum ikinci kitap Helene Wecker’ın Golem ve Cin kitabı oldu. İnsan ve doğaüstü varlıkların doğası üzerine çok sürükleyici bir hikaye anlatıyor bu roman. Çöllerden gelen bir  cin ve  kilden yapılmış bir kadın olan Golem’in hikayesi. Bir solukta bitireceğinize eminim.

IMG_20150201_215012

  • Ayda iki tiyatro veya bale veya opera veya konsere gidilecek. GİTTİM

Bu ay bir müzikal bir de tiyatro oyunu izledim. Her ikisine de bayıldım.

Lüküs Hayat: Yıllardır duyduğum, adını çocukluğumdan beri bildiğim belki de Türkiye’nin en ünlü müzikali Lüküs Hayat Şubat ayında üç gece üst üste Zorlu PSM’de oynadı. İlk etapta bilet alırken belki biraz nostaljik bir şey izleyeceğimi düşünmüştüm ancak sadece nostaljik değil aynı zamanda yaklaşık üç saat sürecek müthiç bir performans izleyeceğimi aklıma getirmemiştim. Haldun Dormen’in yeniden sahneye koyduğu bu nefis eseri izlemek çok büyük bir şans oldu benim için. Türkiye’de neden müzikal olmuyor diye sorup dururdum meğer varmış istenirse gerçekten ne harikalar yaratılıyrmuş hem de ne harika dekorlarla. Olurda yeniden sahnelenecek olursa mutlaka izlemenizi tavsiye ederim.

Lüküs Hayat

 

Üst Kattaki Terörist: Pek çok blogda okuyup da merak ettiğim bir oyundu Üst Kattaki Terörist. Emrah Serbes’in aynı isimli hikayesinden uyarlama olan bu oyun gerçekten de çok güzeldi. İzlerken kah gözlerimiz doldu kah kahkahalara boğulduk. Üst katta oturan öğrenci Kürt genci ile  doğuda bir terör saldırısında kaybettiği abisinin yasını tutan ufaklık arasındaki hikayeyi anlatan oyun Karaköy’de İkinci Kat’ya oynuyor. Epeyce izbe bir sokak ve Karaköy’ün o bilindik kafe ve restoranlarının olduğu bölgeye ters bir yönde. Ben şimdi bu tiyatronun diğer oyunlarını da takibe aldım, size de bir şans vermenizi tavsiye ederim.

IMG_20150221_201202

  • Her hafta bir iyi film izlenecek- SADECE 2 FİLM İZLEYEBİLDİM.

Bu ay annemlerin burada olması benim film izleme işimi epeyce tavsattı. Akşamları ben bilgisayar karşısında çalışırken onlar TV karşısında Türk dizilerinin altını üstüne getiriyorlar. Ancak yine de iki film izledim Her ikisini de tavsiye ederim. Bakalım eneler izlemişiz.

Big Eyes: Big Eyes şimdiye kadar izlediğim en normal Tim Burton filmi. 1950-60’larda geçen bir  Margaret Keane ismindeki bir ressamın hayat hikayesini anlatan film su gibi akıp gidiyor. Çok çarpıcı değil, hikayesi güzel, görüntüleri ve renkleri güzel bir pazar öğleden sonrasına çok yakışır.

big eyesThe Hundred-Foot Journey: Bu aralar Hint yemek filmlerinde bir artış var gibi geliyor bana. Yakın zamanda izlediğim Lunch Box’ın ardından  The Hundred-Foot Journey’i de çok beğendim ve kuzu eti yiyemeyen ben bile Hint Yemeklerine bir şans daha vermeye karar verdim. Film bir Fransız kasabasında geçen biri Fransız diğeri Hint mutfağı servis eden iki restoran ve bu restoranın sahiplerinin hikayesini anlatıyor. Bu da güzel bir pazar filmi. Eğer yemek filmlerinden hoşlanıyorsanız kaçırmayın derim.

hundredfootjourney

  • Mart sonuna kadar bir seyahat planlanacak- Bunu geçen ay planlamıştım zaten! 20-22 Mart’ta bir haftasonu için Kapadokya’ya gidiyoruz. Bu ara Instagramda o kadar çok Kapadokya resmi paylaşıldı ki, hücüm mu var diye düşünmekten kendimi alamadım. Biz biletlerimizi aylar evvel bir THY indiriminden almıştık. İki kişi gidiş dönüş 210 TL’ye gidip geleceğiz. Otel rezervasyonumuz da hazır tek eksiğimiz iyi bir restoran listesi. 
  • Haftasonlarına iş bırakılmayacak.- BIRAKMADIM!  Ama hafta içi akşamları çalıştım. Bir de bu hafta Cuma akşamı epeyce istisnai oldu lakin benim elimde olan bir durum değildi
  • Haftada minimum bir blog yazısı yazılacak. YAZAMADIM. Mart’ta daha iyi olacağım bu konuda! Söz!  

2-Sağlığıma iyi gelenler

  • Mart sonuna kadar haftada iki gün yürüyüş yapılacak- YAPAMADIM. Ama geçen aya göre daha iyi bir performans sergileyerek 1 kez değil 6 kez yürüdüm. 

Evet yine kriteri tutturamadım ama bu defa şeytanın bacağını gerçekten kırdım. Geçen ayın değerlendirme yazısını yazdıktan sonra hayatımda özellikle iki konuyla ilgili gelişme sağlamayı çok istediğime karar vermiştim. Birincisi daha çok hareket etmek , ikincisi ise daha iyi dinlenebilmek. Ayın ilk iki haftası daha düzenli ve sakin şekilde geçtiği için kendime verdiğim bu sözü tutmak da epeyce kolay oldu. Yaptığım şey aslında çok acayip birşey de değil. Sadece evin altındaki spor salonuna inip 45 dakika- 1 saatlik bir yürüyüş yapıyor ve ardından ya duş alıp eve çıkıyor ya da sauna ve buhar odasını kullandıktan sonra evin yolunu tutuyordum. Ancak ayın 3. haftasının yarısını Ankara’da geçirince bu düzen hafiften şaşmaya başladı. 4. hafta ise yine araya seyahat  girip de haftasonuna doğruda hafif bir boğaz karıncalanması gribe çevirince bu haftayı maalese pas geçmek zorunda kaldım. Bu yazdıklarımın hepsi doğru ama biliyorum ki hala bahane ediyorum. Daha iyisini yapabilirim.

IMG_20150211_144200

Sadece bir hedef gibi düşümedim bu yürüyüşleri, çünkü görev bilinciyle yaptığımız herşey zorunluluk hissinden dolayı gerçekten de bir süre sonra can sıkıcı hale geliyor. Mesela spor salonunun soyunma odasına girdiğim anda neden bilmem beni bir acele alır. Bir an evvel giyinip kendimi oradan atmak zorunda hissederim kendimi. Aynı şekilde sporu bitirdikten sonra da duşa bir hışım girip bir hışım çıkarım normalde. Bu defa öyle yapmadım. Spor çantamı yavaş yavaş keyifle hazırladım, aşağıya da inince sanki arkamdan kovalıyorlarmış gibi davranmadım. Yürüken de, duştayken de kendimi nasıl hissettiğime odaklandım. O an ne hiisettiğime odaklanmak ne kadar keyif veren bir şeymiş  bir kez daha keşfettim. Yürüdükçe, kaslarımı hissetmeyi ne kadar özlediğimi farkettim.

  • Mutfak alışverişlerinde zararlı reyonlardan uzak durulacak.- Uzak durdum 
  • Alkol tüketilecekse eğer iki kadeh şarap sınırı aşılmayacak.- Yine aştım  Evet alkol sınırını aşarken bakın nerelerde gezdim 🙂

Anadolu Break: Arkadaşlarımdan birinin yaklaşık bir ay süren Tayland-Kamboçya ziyaretinin ardından İstanbul’a döndüğü akşam yemek yemek için gittiğimiz Mama Shelter’da tesadüfen bir partiye denk geldik ve  !f istanbul – Bağımsız Film Festivali’nde ilk kez gösterimi yapılan Anadolu Break isimli belgesel film için RedBul’un verdiği partide bulduk kendimizi. Aşağıda R&B ve Anadolu ritimlerinin halayların, horonların, zeybeklerin nasıl bir araya geldiğini izleyebilirisiniz. Söylemeden de geçmek istemem. Mama Shelter’da hem içkiler hem yemekler hayal kırıklığı!

North by Levent Özçelik: Bu ay gittiğimiz ikinci parti Karaköy’deki Gradiva Oteldeydi. Viskinin su gibi aktığı geceden biz de payımıza düşeni aldık! Partinin adı North by Levent Özçelik… Gerçekten de kuzey, kar ve beyaz çok güzel değil mi? Kim istemez, İzlandayı, Kutupları, Alaska’yı görmek? ben bu projede çalışan arkadaşları çok çok kıskandım. Lapland’e gitmek, iglo evlerde kalmak, husky’lerin çektiği kızaklarda kaymak…. Bu aralar bir yarım tropik bir iklimde ayaklarımı açık mavi sulara sokmak isterken, diğer bir yarım da kutuplarda olmak istiyor… Bu ne çelişki ben de bilemedim.

Bu kadar alkol ortamının orta yerinde bir de keyifli öğleden sonra rakısı içtik ki bu ay tadı hala damağımda!  Boğazda kahvaltı ettiğimiz bir pazar günü, hafif bir yürüyüşten sonra ani bir fikirle rakı sofrasına oturmaya karar verdik! Ardından Kuruçeşmeden bir motora binerek karşıya geçtik ve kendimizi Çengelköy’deki Villa Bosphorus‘ta bulduk. Ben İstanbul’a taşındığımdan bu yana bu kadar keyifli bir yerde oturduğumu, yediğimi, içtiğimi bilmiyorum!  O gün öyle güzel bir hava vardı ki, keyiften dört köşe olup, içimden binlerce kere  şükrettim beni İstanbul’a getiren iş ilanına, bu şehirde edindiğim yeni arkadaşlara! İstanbul’daki üçüncü yılımı tamamladığım şu günlerde bu şehirle aramdaki bağın hiç bir zaman kopmamasını diliyorum.

Çngelköy- Villa Bosphorus

  • Televizyonda yemek kanalları izlemekten kaçınılacak.- İZLEMEDİM.- Hatta Instagramda bile takipettiğim yemek paylaşan hesapları takip etmeyi bıraktım, sadece eş dostu insanlar kaldı. 
  • Uyku düzeni yeniden oluşturulmaya çalışılacak gece 12’den sonra yatmaktan kaçınılacak.BU AY DAHA İYİ UYUDUM!  Bu ay uyku konusunda çok ilerleme kaydettim! Saat 12.00 gibi yatmayı becerdim. 

3-Cüzdanıma iyi gelenler

  • Sabahları işe giderken taksiye binme huyundan vazgeçilecekBİNMEDİM Hatta Taksiye binmediğim için otomatik olarak günlük hareket miktarım da arttı. Telefonumdaki fit uygulaması spora gitmediğim günlerde bile günde 1 saat yürüyüş limitini doldurduğumu söyleyip beni sevindirdi. 
  • Mart sonuna kadar alışveriş yasağı uygulanacak- ALMADIM
  • Her ay bütçenin sabit bir kısmı bir kenara ayırılacak ve o meblağ yok sayılarak harcamalar buna göre düzenlenecek- AYIRDIM
  • Mart sonuna kadar eve dışarıdan yemek söylenmeyecek- SÖYLEMEDİM. Aferin bana 🙂

İşte yazamadığım zamanları da hafiften toparlamaya çalışan bir Şubat değerlendirmesi sonunda bitti. Buraya kadar okuyabildi iseniz ayrıca teşekkürler.

Bugün Mart’ın ilk günü idi. Şunun şurasında bahar geldi bile… Koca yılın iki ayını daha yedik işte… Herkese nefis bir ay ve sendromsuz Pazartesiler diliyorum…

40 Yaş Projesi 3: İlk ayın sonu

Yıl başında başladığım 40 yaş projesi tüm hızıyla devam ediyor. Bir ay sonunda mucize yaratamadım ama en azından bazı alışkanlıklarımı değiştirmeyi başardım. Hepsi olmasa da sırası ile diğerleri ile de ilgili aşama sağlayacağıma duyduğum inancım tam.

Bakalım listemde neler vardı ve ben ne kadar gelişme sağlayabildim.

1- Ruhuma iyi gelenler

  • Mart sonuna kadar her ay  iki kitap okunacak.-OKUDUM Ocak ayım Andre Gide okuyarak geçti. Tohum Ölmezse ve Pastoral Senfoni‘yi bitirdim. Pastoral Senfoni’yi okurken Beethoven‘in aynı isimli senfonisini de dinlemeyi ihmal etmedim. 
  • Ayda iki tiyatro veya bale veya opera veya konsere gidilecek.- GİTTİM– Bu ay 3 tiyatro oyunu izledim. Adolf, Parkta Güzel Bir Gün ve Yaşamaya Dair
  • Her hafta bir iyi film izlenecek- İZLEDİM En iyi tutturduğum kriter bu oldu sanırım. Her hafta bir değil birden fazla film izlemeyi başardım. Jadoo, The Lunchbox, Source Code, 11.14, Whiplash, The Theory of Everything, The Book Thief, The Boy in the Striped Pajamas, Dedemin İnsanları
  • Mart sonuna kadar bir seyahat planlanacak.- PLANLADIM– Martta Kapadokya’ya gidiyoruz.  O vakte kadar haftasonu için de minik bir tatil aklımdan geçmiyor değil.
  • Haftasonlarına iş bırakılmayacak.- KISMEN BIRAKMADIM– Bunu ağırlıklı olarak becermeye çalıştım. En azından çalıştığım zamanları pazar gününün belli zamanları ile kısıtlı tutup, bütün haftasonuna yaymadım.
  • Haftada minimum bir blog yazısı yazılacak.- YAZDIM Yine de daha iyisini becerebilirim gibi geliyor. Öyle ki aslında anlatmak istediğim daha çok şey var ama bir türlü oturup, kafamda organize olup, elimi klavyede gezdirmeye başlayamıyorum. Bu hedefi haftada ikiye çıkartmak istemiyorum ama sadece tek yazı ile de yetinmek istemiyorum. Bakalım Şubat ayında nasıl olacak herşey.

dream and purpose

2-Sağlığıma iyi gelenler

  • Mart sonuna kadar haftada iki gün yürüyüş yapılacak.- YAPAMADIM– Bu ay spor salonuna sadece bir kere gittim! Feci şekilde çuvalladım. Bahanelerimi buraya sıralamayacağım. Bu yüzden epeyce mahcup hissediyorum.
  • Mutfak alışverişlerinde zararlı reyonlardan uzak durulacak.- DURDUM–  eve abuk subuk hiçbirşey almadım.
  • Alkol tüketilecekse eğer iki kadeh şarap sınırı aşılmayacak.- AŞTIM– Kimi kutlamalar, eğlenceler derken haftasonları yine parti işinin suyunu çıkardık. Burada da mahcubum.
  • Televizyonda yemek kanalları izlemekten kaçınılacak.- KAÇINDIM– Artık nerede ise hiç yemek programı izlemiyorum, böylece ardından da mutfağa girip abuk subuk şeyler yapmıyorum.
  • Uyku düzeni yeniden oluşturulmaya çalışılacak gece 12’den sonra yatmaktan kaçınılacak.- ERKEN YATAMADIM– Bu kriteri de karşılayamadım. Ancak bir nevi gelişme var. Artık sabah saat 3-4lere kadar oturmuyorum.  1-1.30 gibi yatabiliyorum. Çalışıyorum üzerinde olacak biliyorum.

lose-weight-bike-vegetables3-Cüzdanıma iyi gelenler

  • Sabahları işe giderken taksiye binme huyundan vazgeçilecek.- BİNMEDİM
  • Mart sonuna kadar alışveriş yasağı uygulanacak. YASAĞI DELDİM–  İtiraf edeyim bir günde tam 5 parça alışveriş yaptım. Şubat ayında bunu da yapmamayı hedefliyorum.
  • Her ay bütçenin sabit bir kısmı bir kenara ayırılacak ve o meblağ yok sayılarak harcamalar buna göre düzenlenecek- YAPTIM– Bu ay kenara para koyabildim. Bireysel emekliliğe ayırdıuğım payı da yükselttim.
  • Mart sonuna kadar eve dışarıdan yemek söylenmeyecek.- SÖYLEMEDİM– Bir kere havalimanına yetişmem gerektiği ve evde yemek yapacak vaktim olmadığı için dışarıdan yemek söyledim. Onun dışında yemeksepetine hiç uğramadım.

quote-economy-does-not-lie-in-sparing-money-but-in-spending-it-wisely-thomas-henry-huxley-90473

Bu listelere baktığımda görüyorum sağlık konusunda yine sınıfta kalmışım. Hedeflerin sadece 2/5’ini tutturmuşum ki çok yetersiz. En azından 3/5 yapmak  Şubat ayı için en büyük hedefim. Diğer konularda fena olmadığıma karar verdim. Alışveriş için bu defa kendimi tutacağıma inanıyorum. Eve iş getirme konusunu engelleyemesem de sınırlayarak gitmek yapabileceğim en güzel şeylerden biri sanırım.

Hepimiz için  güzel bir Şubat ayı olsun, rüyalarınızın gerçeğe dönüştüğü günler dilerim…

40 Yaş Projesi 2: Beslenme

Haftanın ikinci günü sona erdi ve ben aksiyon planımı aksatmadan uygulamaya devam ediyorum. Sağlığıma iyi gelenler kısmında hiç beslenme konusundan bahsetmemiştim. Oysa ki en önemli konulardan biri de beslenme. O yüzden bugün biraz neler yediğimden bahsedersem fena olmaz diye düşündüm.

eat healthyGeçen yıldan bu yana ara ara gidip sonra bıraktığım bir diyetisyenim var. Kendisi  dünya şekeri bir insan, ismi Banu. Bir yıl içerisinde, Banu’ya arada gidip, çoğu zaman gitmedim: “Ay çok stresliydim listelere uyamadım, yok bugün parti var eğlencelere doyamadım, içkiyi biraz fazla kaçırdım,  ama iki hafta seyahatteyim ben oralarda bu yemekleri nasıl bulurum, eh canım plajda da şöyle güzel kokteylleri yuvarlamayayım mı?” gibi bahanelerle bir seneyi  olduğum yerde sayarak geçirdim.  Yılbaşından önceki son randevumuzda Banu’ya yeni yılda onu şaşırtacak fikirlerle karşısına çıkacağımdan bahsetmiştim. Bakalım bu defa yoldan şaşmadan hedefe doğru azimle ilerleyebilecek miyim?

DIGESTIVE HEALTH- gluten free sample menu_iStock_000002664912SmallBenim izlediğim beslenme listesi bir değişim listesi ve akdeniz diyetine uygun bir liste. Uygulaması gerçekten çok kolay ve sizn sosyal hayatınızı da engellemeyecek kadar esnek. Bu listeyi uygulamak değil uygulayamamak bence asıl zor olan. Bakalım gün boyu menüde neler varmış?

KAHVALTI

2 dilim tam tahıllı ekmek veya ½ simit

3 parça karper büyüklüğünde peynir

1 yumurta veya 3 y.k. menemen

Domates, salatalık, maydanoz vb.

ÖĞLEN

Bol salata (1 y.k. zeytinyağlı) veya 5-6 y.k. etsiz sebze yemeği

1 kase çorba

3 kadınbudu kadar et

2 dilim tam tahıllı ekmek

ARA

1 kaşarlı tost

AKŞAM  

Bol salata (1 y.k. zeytinyağlı)

5 kadınbudu kadar et

2 dilim tam tahıllı ekmek

ARA  

1 por. meyve, 4 y.k. süzme yoğurt

İnanır mısınız bilmem ama bu listedeki herşeyi yediğim zaman gerçekten müthiş bir hızla inceliyorum ben.  Bu kadar çok yiyebilip zayıflayabilmek bence olağanüstü. Yeter ki akşam yemeği yerine çikolata ve kuruyemişe dadanmayayım. Menünün daha fazlasını ya da azını yediğimde ya da su içmediğimde dengeler şaşıyor ve gerekenden daha az kilo kaybederken sabrım da tükeniyor. Su içmek benim için hep problem oldu şimdiye kadar. O yüzden kendime yeni bir şişe aldım evde içtikçe dolduruyorum. Gözümün önünden ayırmıyorum. Toplantılarda da ne içersiniz diye sorduklarında çay ya da kahve yerine hep su söylüyorum.

Geçtiğimiz altı yılda kariyer açısından çok güzel bir çizgi yakalamama rağmen özellikle sağlıklı beslenme ve kilo kontrolü konusunda hiç de iyi şeyler yapmadığımı gayet güzel görebiliyorum. Öyle ki  geçmişteki beslenme alışkanlıklarımı tepetaklak edip tam tersine çevirdiğim bir düzen tutturmuşum kendime. Özellikle son üç yılda sabah kahvaltısını es geçip hatta öğle yemeği de yemeyip doğrudan akşam yemeğine geçtiğim günlerin sayısı hiç de az değil. Sabah kahvaltıyı atlayınca günümün ne kadar bitkin geçtiğini tahmin etmek de hiç zor olmasa gerek. Enerji almadan başlayan bir gün gerçekten de verimsizlik ve mutsuzluk demek.  Kendini şarj edemeyen zavallı bedenim garip de bir stres yayıyor böyle zamanlarda. Bunun üzerine yüksek tempoda çalışmayı da ekleyince kendime nasıl bir eziyet ettiğim ortada.  Oysa güne sıkı bir kahvaltıyla başladığımda enerjim yükseliyor, içimdeki mutluluk artıyor.  Bütün bunları bilip de yapmamak ise gerçekten sonradan dönüp baktığımda acı veriyor.

kahvaltıDaha önce yaptığım hatalara baktığımda  düzenli beslenmeye başladığım her denemede  kendimi sosyal hayattan soyutlayıp bir nevi cezalandırdığımı da görüyorum. Böyle durumlarda kendimi geçici bir süre için belli bir hayat tarzına adapte edip istediğim forma gelince eski alışkanlıklarıma geri dönmeyi planlıyorum sanırım. Bu yıl geçici değil kalıcı sonuçlar elde etmekse hedefim sağlıklı beslenme hayatımın vazgeçilmez bir parçası olmalı. Bunun yanında sosyal hayattan da geride kalmamalıyım.

Bu konuda hayatımda beni motive edecek o kadar çok kolaylık var ki bu fırsatları şimdiye kadar kullanmamam akıl alır gibi değil. Ofiste her gün her tür diyete sahip çalışanlar için yemek çıkıyor. Kimse önümüze üç kap yemek koyup o menüyü dayatmıyor. Geçenlerde Banu’ya yiyecek bir şey bulamadığımla ilgili tuhaf bahaneler türettiğim bir konuşmayı burada paylaşmak istiyorum. Bu aslında hiç de çaresiz olmadığımı gösteriyor.

Ben- Dün öğlen kendime göre yiyecek bir şey bulamadığım için öğle yemeğini pas geçtim.  Et yemeklerinden birini sevmedim, diğeri de aşırı yağlı göründü gözüme.

Banu- O et yemeklerinin yerine koyabileceğin başka seçenekler olmalı mutlaka. Yemek büfenizde salata malzemeleri var mıydı mesela?

Ben- Evet

Banu- Peki peynir çeşitleri var mıydı?

Ben- Evet

Banu- O zaman neden kendine güzel ve peynirli salata hazırlamayı seçmedin?

Ben- Hımmmmmm, aklıma gelmedi!

Bu konuşmada ben hiç de sağlıklı beslenmeyi hedeflemiş, kararlı biri izlenimini vermiyorum. Herşeyi düşünen, planlayan, organize eden, olmazı olduran, bir yol tıkalı ise başka yollar arayan ben nedense sağlıklı beslenme dersinden sınıfta kalıyorum!

DM-Motivation-vs-HabitHayat başka konularda olduğu gibi burada da bir seçimden ibaretti. Bugün yemek büfesine gittiğimde iki çeşit et yemeği vardı. Biri sevmediğim tarzda bir köfte diğeri şinitzel. Aklıma Banu’nun söylediklerini getirerek önce bir kase ezogelin çorba aldım. Ardından büyük bir parça şinitzelin bütün dış tabakasını sıyırarak salata ile birlikte yedim. İnsan gerçekten de isteyince çözüm üretebiliyor. Şu anda önemli olan yaptığım bu seçimleri alışkanlık haline getirebilmem.

Motivasyonu sürdürebilmek için boş zamanlarımda sağlıklı beslenmeye yönelik  web sitelerini keşfedip, takip etmeye çalışıyorum. Bunların pek çoğu bildiğimiz ama yine de hatırlayınca kendimizi daha motive hissettiğimiz şeyler.  Okumak ve odaklanmak bu süreçte yapabileceğim en güzel şey. Yeni bir ben yaratmak kolay değil. Güzel alışkanlıklar kazanmak emek ve sabır istiyor gerçekten ama şunu çok iyi biliyorum ki  son günlerde gerçekten kendimi harika hissediyorum. Son bir şey biliyorum ki 3 ay sonra yaptığım seçimlerden dolayı kendime teşekkür edeceğim 🙂

31 Mart Hedefine doğru

40 Yaş Projesi 1: Aksiyon Planı

Yeni yıl yaklaşırken gazetelerin, televizyonların, internet üzerinden yayın yapan medya kanallarının baş gündem maddesi olan “Yeni Yıl Kararları” çoktan unutuldu bile.  Bu yıl gözüme çarpan haberler arasında en popüler yeni yıl kararları da vardı. Sizin de tahmin edebileceğiniz üzere büyük bir çoğunluğumuz yeni yıda kilo vermek, sigarayı bırakmak, ailemizle daha fazla zaman geçirmek, kimi zaman iş değiştirmek, daha çok para kazanmak ya da para biriktirmek istiyoruz. Her yıl aynı dilekleri dilemekten de vazgeçmiyoruz.

NewYearsResolutionsAncak Ocak ayının normal ritmine kendimizi kaptırdığımız anda tüm bu dilekler ve iyi niyetler uçup gidiveriyor. Alışkanlıklarımız yakamızı bırakmıyor ve bilinçaltımız bizi yine kendi konfor alanımıza ve yaparken zorlanmadığımız, alıştığımız, alıştıkça sevdiğimiz ve sevdikçe daha da alıştığımız eski yaşam biçimine doğru itiyor.

comfort zonesİşte bence bu yüzden bir plan yapmalı ve bu plana göre nasıl bir gelişme sağladığımızı kaydetmeliyiz. Hatta belki kendimize planımızda neler olduğunu hatırlatacak mekanizmalar kurmalıyız. Ben telefonumun alarmını özellikle yemek saatlerini, spor zamanlarını ve okuma saatlerini bana hatırlatması için kullanmak istiyorum. En azından bu yeni düzene alışana kadar!  Bu yöntem çok gestapo usulü görünebilir ama denemekten ne çıkar ki? Yoksa ben de hayatımı yat borusu ile yatılan kalk borusu ile kalkılan bir hale çevirmek istemiyorum.

new year resolutions40 Yaş projesini ilan ettiğim 1 Ocak günün ardından oturup bu yıl odaklanmak istediğim 3 konu ile ilgili olarak kısa birer aksiyon listesi hazırladım. Bu ilk aksiyon listesi 31 Mart tarihine kadar geçerli olacak ve buradan en azından aylık ama tercihen haftalık güncellemeler yayınlayacağım. Liste çok uzun bir liste değil ama en azından belli bir rutini hayatıma taşımayı amaçlıyor.

Aksiyonları planlarken hayatımı bir zorunluluklar çemberine dönüştürmek değil hedefim. Bunların bir kısmı zaten yaptığım ve yapmaktan çok zevk aldığım şeyler, diğer kısmı ise bazı konularda daha dikkatli olmamı sağlayacak önlemler.  Özetle derdim hayatımı cehenneme çevirmek değil, sadece kaybettiğim disiplin ve sürdürülebilirliği yeniden yakalamamı sağlayacak ilkeler. İşte ilk 3 aylık hedeflerim:

1- Ruhuma iyi gelenler

  • Mart sonuna kadar her ay  iki kitap okunacak.
  • Ayda iki tiyatro veya bale veya opera veya konsere gidilecek.
  • Her hafta bir iyi film izlenecek
  • Mart sonuna kadar bir seyahat planlanacak.
  • Haftasonlarına iş bırakılmayacak.
  • Haftada minimum bir blog yazısı yazılacak.

2-Sağlığıma iyi gelenler

  • Mart sonuna kadar haftada iki gün yürüyüş yapılacak.
  • Mutfak alışverişlerinde zararlı reyonlardan uzak durulacak.
  • Alkol tüketilecekse eğer iki kadeh şarap sınırı aşılmayacak.
  • Televizyonda yemek kanalları izlemekten kaçınılacak.
  • Uyku düzeni yeniden oluşturulmaya çalışılacak gece 12’den sonra yatmaktan kaçınılacak.

3-Cüzdanıma iyi gelenler

  • Sabahları işe giderken taksiye binme huyundan vazgeçilecek.
  • Mart sonuna kadar alışveriş yasağı uygulanacak.
  • Her ay bütçenin sabit bir kısmı bir kenara ayırılacak ve o meblağ yok sayılarak harcamalar buna göre düzenlenecek.
  • Mart sonuna kadar eve dışarıdan yemek söylenmeyecek.

New Life

Biliyorum ki bazı konularda ilerleme sağlamam hiç de kolay olmayacak. Mesela gece 12’den önce yatmak benim için bir devrim niteliğinde. Bununla bağlantılı olarak gece geç yattığım için sabah yarım saat daha fazla uyumak için geç kalkıp taksiye binme huyundan vazgeçmek de zor olacak.  Birinci haftanın sonunda bu listenin ne kadarına uyabildiğimi görebilmek için gerçekten sabırsızlanıyorum. Beni izlemeye devam edin.

Yeni yıl kararlarını hayata geçirmek… Rome was not built in a day!

İş dünyasında planlama yapılırken yıllık performans genellikle üçer aylık dönemlere yayılan hedefler üzerinden ölçülür. O yıl yakalamanız gereken hedefe giden yolda hangi aksiyonların sizi hedefinize daha kolay  ulaştırabileceğini saptamanız işin önemli bir kısmını oluşturur. Aksiyonları ve temel hedefinizi sürekli göz önünde tutmak ve sık aralıklarla açıp bakmak hedefe kilitlenmenizi ve ana yoldan sapmamanızı sağlar. Ayrıca kendinize koyduğunuz hedeflerin içinizde hafif bir kalp çarpıntısı yaratması da tercih sebebidir. Bu aslında hem gerçekçi ama aynı zamanda iddialı hedefler koymanızı sağlar. Şimdiye kadar yürütttüğüm bütün projelerde aynı bakış açısı ile planlama yaptım. Her zaman ilk başlangıçtaki bir kaç ay en zorlu olan dönem oldu, daha sonrasında ise arada yine sıkıntılar çıksa da herşey su gibi aktı gitti. Ben hazırlık aşamasında hızlı gitmektense sağlam adımlarla ilerlemeyi tercih edenlerdenim.

96cf4c6149adad0d0d2d84c8cc9fc811

Şimdi bu tecrübeyi kendi hayatıma uygulamak istersem nasıl bir yol izlemeliyim diye düşünüyorum son 10 gündür. Yine üçer aylık hedeflerle ilerlemeye karar verdim. Ayrıca kendimde kaydettiğim gelişmeyi verisel bazda da takip etmeye kadar verdim.  Kulağa çok sıkıcı geldiğini biliyorum ama aslında ilerlemeyi çizelgeler üzerinde görmek eminim ki epeyce eğlenceli de olacak.

2015’te üç konuya odaklanacağım:

1- Ruhuma iyi gelenler

2-Sağlığıma iyi gelenler

3-Cüzdanıma iyi gelenler

Bu üç konu içinde birer aksiyon planı belirleyeceğim. Aksiyonlar aslında dünya için küçük ama benim için büyük adımlar olacak. Yakın zamanda bir dergi için yapılan söyleşide ” İş hayatında şimdiye kadar aldığınız en büyük öğüt nedir? ” diye sorulmuştu bana. O zaman hiç tereddür etmeden “Roma bir günde inşa edilmedi” demiştim. İşte bu soruya verdiğim cevap yapmak istediğim değişikliklerin bir çırpıda olamayacağını zaten gösteriyor. Kalkı ki alışkanlıkları ve davranışları değiştirmek aslında gerçekten çok zor. Çok basit bir durum karşısında verdiğimiz tepkiler ve verdiğimiz kararlar aslında kendi içerisinde bir bütün ve tutarlılık segiliyor. Çoğu zaman itiraf etmesek de aslında alışkanlıklarımızı – iyi ya da kötü- çok seviyoruz. Bazılarının bize zarar verdiğini bile bile yapmaya devam ediyoruz. Bu alışkanlıkları çok da iyi gitmeyen bir aşk ilişkisine benzetebiliriz. Aslında iki taraf da mutlu değil ama nedese bir türlü o adımı atıp da birbirlerinden ayrılamıyorlar. Alışkanlık ve aşk konusunda önemli de bir fark var. Burada ben kendi kendimle baş başayım aslında. Yani bu konuda müzakere etmem gereken kişi sadece benim.  Dolayısı ile kendi Roma’mı inşa etmek için zaman zaman gıdım gıdım ilerleyeceğim.  İlk etapta yaptıklarım görünmeyecek, benim için bir şey ifade etmeyecek. Ancak eğer sabredersem ve gerekli azim ve inançla hedefe kitlenirsem bir kaç ay sonunda attığım o minik minik adımların sonuçlarını almaya başlayacağım.

il_fullxfull.346845728

Tüm bunları buraya yazıyor olmamın ve bunu “40 Yaş Projesi” adı altında yapıyor olmamın en önemli sebebi, kendime bu konuda bir zorunluluk  yaratma isteği. Ne demişler söz uçar, yazı kalır. Bir süre önce farkettim ki en çok kendime verdiğim sözleri tutmuyorum. Başkalarına verdiğim sözleri tutmam her zaman daha kolay. Çünkü bir başka insana verdiğim sözü tutmamanın verdiği manevi ağırlık büyük. Bunu besleyen şeylerden biri de sözünü tutmamaktan duyulan utanma duygusu. İşte tüm bu planlarımı blogda ifşa ediyorum ki bunlar sadece gecenin bir saati aklımdan geçen iyi niyet dilekleri olarak kalmasın ve gerçekten hayata geçirmemi kolaylaştırsın.

“40 Yaş Projesini” uygulamak için bambaşka bir isimle ve adresle yeni bir blog açsa idim kendime verdiğim bu sözleri tutmamam daha kolay olabilirdi. Düşünsenize kimsenin okumadığı bir blog sayfası. Daha bugün gelmiş ilk yazısı ve kimsenin haberi yok. Web’in derinliklerinde ışıltısı az siyah bir nokta. Oysa burası öyle değil. Çok fazla takipçisi olan bir blog değil belki burası ama biliyorum ki takip edenler var. Benim takip ettiklerim de var. Çok olmasa da zaman zaman yorumlar üzerinden haberleştiklerimiz var. İşte onlara karşı da kendimi mahçup hissetmek istemediğim için yazmak istedim bütün bunları.

Uzun zamandır çok fazla kendimle alakalı düşünemediğimden olsa gerek buraya yazdığım kişisel yazıların sayısı epeyce azalmıştı. Genellikle bir günlük gibi, izlenen filmler, okunan kitaplar, seyahat edilen yerlerden bahseden bir blog olmuştu burası. Biraz daha kişisel yazılar yazmaya cesaret etmek de benim hedeflerim arasında bu yıl. İlk kez blog yazmaya başladığımda tek amacım kişisel tarihçemi kayıt altına almaktı. Zamanla internetteki Türkçe kaynakların azlığını fark ettikçe biraz daha bilgi içeren, havadan sudan da yazsam seyahat ettiğim, yemek yediğim yerleri burada paylaşmaya gayret ettim. Bilginin paylaştıkça çoğaldığına duyduğum inanç da bunu sonuna kadar destekledi. Ama bu yıl biraz daha benden yazılar yazmak istiyorum. Hayat ne de olsa sadece tatillerde ve güzel sofralarda geçmiyor. Yazı yazmaya fırsat bulamadığım vakitlerde de yazabilmek önemli aslında. Bezgin bezgin internette saatlerce gezinmek yerine buraya daha fazla vakit ayırabilirim diye düşünüyorum.

Yeni yılın ilk sabahında benim kendime söyleyeceklerim bunlar. “40 Yaş Projesi” ile ilgili olarak yazılar gelmeye devam edecek. ilk etabı 365 gün olan bu projenin ikinci aşaması ise seneye tam  bu gün başlayacak. Ne de olsa 40 yaşından sonra zaten hiç yaş almayacağım! 😉 Herkese keyif dolu, bugün aldığı kararları uygulayabildiği bir sene diliyorum.