Yeniden Ankara: kısa bir tur

Bu ara iş için sık sık Ankara’ya gelir oldum. Sabahtan beri girdiğim toplantıların ardından Divan otelde pek de rahat olan odamda oturdum bir Ankara yazısı patlatayım dedim içimden. Ankara sessiz ve sakin. Özellikle İstanbul’un curcunasında, saat daha 16.30’da köprü trafiğinin Zincirlikuyu’ya dayandığını gördükten sonra burası bana pek bir huzurlu geldi yine. Her toplantıya yarım saat erken gidişimin sebebi kafamı İstanbul trafiğine göre ayarlamamdan sanırım.

Bir gelişimde, bir fırsatta Anıtkabir’e uğradım. O kadar dingindi ki, içime verdiği huzurla rahatladım. Ki güneş tepede hava da çok sıcaktı. Özellikle akşam güneş düşmeye yüz tutmuşken çok daha keyifli olur sanırım.

AnıtkabirHer geldiğimde en çok özlediğim mekanlarını ziyaret etmekten hiç imtina etmediğim gibi çoğu zaman Ankara’nın yemek konusunda İstanbul’dan çok daha başarılı olduğunu düşündüğümü de sözlerime eklemek zorundayım.

Beni bu düşünceye sevk eden en önemli etmen sanırım Trilye. İstanbul’da eşi ve benzeri olmadığına inandığım bir mekan burası. Öyle ki Süreyya Bey en son uğradığımızda İstanbul’a da bir restoran açacaklarını söylediğinde üzüldüm desem abartmamış olurum. Nedense bir restoran birden fazla yerde dükkan açınca lezzetinin kaçacağına inananıyorum.

En son uğradığımızda bir kavanoz vişne reçelini de kaptıktan sonra bir dahaki sefere ne zaman geleceğim acaba diye düşündüp ağzımın tadı yerinde ayrıldım oradan. Benim için Trilye’yi unutulmaz yapan şeylerden biri kesinlikle ahtapot carpaccio. Bakar mısınız tabağın baş köşesinde nasıl da güzel poz vermiş…

Trilye AnkaraTrilye’ye her gittiğimizde o kadar çok meze söyleyip, ara sıcaklara o kadar çok yükleniyoruz ki sonunda balık yiyecek yer kalmıyor midemizde. O yüzden direk tatlılara geçiyoruz. Leblebi tatlısı benim favorim ama tahinli profiterol de çok müstesna bir tat. Bakalım ne zaman balık safhasına geçmeyi başarabileceğiz.

IMG_20130613_213333

Trilye-tahinli profiterolGaga Manjero akşamları arkadaşlarla buluşup bir şeyler içmek için güzel bir mekan. Burada genelde yemek yemeyi tercih etmiyorum ama sangrialarından tatmak için, uzun uzadıya bir sohbet için kesinlikle uğranabilecek bir mekan. Bu arada ben görmeyeli Bestekar sokak civarı iyice canlanmış. Bir zamanlar bira üzerine bira yuvarladığımız New Castle Old Mariner Bomonti olmuş (acaba bira ismi diyip buranın ismini de değiştirmeye kalkarlar mı?), Leman Kültür açılmış.

Pazar akşamı Ankara’ya indiğimde aç billaç kendimi otelden dışarı attım. Aklımda çok uzun zamandır uğramadığım bir adres vardı. Kebap 49. Tam bir Ankara klasiği diyebileceğim bu Ankara kebapçısında yıllardır yediğim tek bir şey var. Kıymalı pide. Önceden getirdikleri minik salata tabağındaki patates salatasını da yıllardır annanemin yaptığı salatalarla benzerliğine şaşar dururum.

Kebap 49İlk gün öğle yemeğinde Üst Kat’a uğradım. İstanbul’a taşınmadan önce özellikle iş-mülakat sürecinde nerede ise her aşamada aldığım iyi haberi burada kutlamıştım. O yüzden benim güzel zamanlarıma eşlik bir mekan Üst Kat.  Porsiyonlarının ne kadar büyük olduğunu görüp inanamadım. Koca bir tabak, iki koca parça tahin soslu tavuk göğsü, bir sürü sebze ve patates kızartması. Bitirebilene aşkolsun.

Üst Kat- Tahinli Piliç IzgaraArdından bir akşam yemeği için başka bir klasiğimiz olan Balıkçıköy’e uğradık. Ama bu defa mezeleri çok abartmayıp balık yemeye kararlıydık. Yarım bir levreği paylaştık.

Balıkçıköy

Şimdilik Ankara yeme içme turları gayet keyifli gidiyor. Bu akşam Oburcan‘ın tavsiyesiyle Pancar’a gidiyoruz. Hem de torpilli kontenjanından. Resimlere baktıkça sabırsızlıkla ve merakla yemek saatinin gelmesini beklerken hepinize şimdiden afiyet olsun diyorum.

Ankara’da bir hafta…

Haftasonlarımız tüm hızı ile devam ederken bu haftayı istisna tutup evde oturmaya ve daha evcil işlerle uğraşmaya karar verdim. Öyle ki koşturmacayla geçen 5 günlük Ankara ziyaretinin ardından, bu sabah saat 8.30’da Herdem’e kapıyı açmayı başarıp, evin temizliğine yardım edip, üstüne market alışverişi yaptıktan sonra öyle bir tuş olmuşum ki, çöpü çıkarmak için kapıyı açtığımda kapının önünde duran 17 litrelik su damacanasını görünce, uykumun ne kadar derin olduğunu bir kez daha anladım! Demek ki bundan sonra su siparişi verilip uykuya yatılmayacak.

İstanbul beni güzel bir nem ile karşıladı yine. Sıcağı anlıyorum ama bu neme cidden alışamıyorum ben. Her giydiğimin sırılsıklam olmasını geçtim, iç ve dış ortamlar arasındaki klimadan kaynaklı sıcaklık farklı hepimizi yaz ortasında hasta edip yatağa üşürecek cinsten. Oysa Ankara öyle mi? Evet, gündüz vakti orası da yanıyor, ama akşamları insanı ürperterek esen rüzgar bu defa beni Ankara’ya aşık etti. Ne güzelmiş püfür püfür uyumak, akşam serinliğinde biraları yuvarlamak…

Şimdi İstanbul maceralarımıza biraz ara vererek Ankara’dan havadisler verelim…

Ankara büyük bir kazı alanına dönüşmüş bu sıralar. Ne zamandır devam ettiğini bilmediğim Hoşdere Caddesindeki çalışmalar hayatımı kararttı desem azdır. Özellikle de sürekli dışarıda oradan oraya gezinmem gerekince bu kazı ve inşaat olayının şehrin çeşitli yerlerinde devam ettiğini gördüm.  Caddelerin bazen araç trafiğine açık, bazen kapalı olması ve neye göre ne zaman açılıp kapandığının belli olmaması da beni epeyce zorladı. Sürekli dışarıda yemek yemek zorunda kalınca, epeyce bir Ankara mekanını da yeniden ziyaret etmiş oldum.

SushiCo

İlk akşam Sushico da bir yemek yedik ve bana sanki sushico günden güne kaliteyi bozuyor gibi geldi… Birlikte yemek yediğim arkadaşım sıkı bir Sushico hayranı olmasa büyük ihtimalle ben tercihimi başka bir restorandan yana kullanırdım diye düşünüyorum ama kısmet olmadı.

Kebap 44

Bir başka akşam yemeğini yıllar boyunca önünden geçip de içine hiç girmeyi nedense aklıma getirmediğim Kebap 44’te yedim. Amerikan Büyükelçiliği’nin hemen yanı başındaki bu kebapçıya daha fazla ilgi  göstermek gerekmiş aslında. Kıymalı pide porsiyonu Kebap 49’u aratmayacak kadar büyüktü, üstüne yarımşar porsiyon ikram ettikleri kuzu şiş de gerçekten çok lezzetliydi. Mekan saat 10’da kapanıyor bilginiz olsun ancak yemekten sonra getirdikleri karpuz ve Türk kahvesi de ciddn bu yemek için güzel bir final oldu.

Yelken Kulübü

Ankara’da Yelken Kulübü olur mu? Olurmuş meğer. Ben de şaşkınım. Sadece üyelerine değil dışarıdan gelen misafirlere de açık bir işletme burası.  Ankara’nın bozkırlarına bakan terasında leziz deniz ürünleri ile güzel bir akşam geçirmek isterseniz bir deneyin derim. Facebook sayfaları da var. Adres ve irtibat bilgilerine bu sayfadan ulaşabilirsiniz.

James Cook

Bizim çok severek gittiğimiz publardan biridir James Cook. Ancak bu defa istediğimiz atıştırmalıklara patatesi biraz fazla dayamışlar gibi geldi. Bizim orada olduğumuz gece maç yayını nedeniyle epey kalabalıktı ama servis her zamanki gibi iyiydi.

Pilavcı Bekir Usta

Bizim geçen yıl kıştan bu yana müdavimi olduğumuz ve ne zaman Bestekar Sokak, Tunalı civarındaki mekanları şenlendiriyor olsak, içki sonrası mutlaka uğradığımız bir adres Bekir Usta. Tam Bestekar Sokakla, Bülten Sokak’ın kesiştiği yerde Kebap 49’un önünde gece yarısına doğru bulabilirsiniz kendisini. İddia ediyorum böyle pilav İstanbul’da yok! İstanbul’lu tavuk pilavcıları alınmasın bana. Saatler gece yarısına yaklaşırken İstiklal Caddesinde satılan pilav nohutlar bırakın Bekir usta’nın pilvının eline su dökmeyi yanından geçemez. Hala yemedi iseniz çok şey kaçırıyorsunuz. Piavı ayrı güzel, nohutu ayrı, tavuk eti ayrı, turşusu apayrı….

Cafemiz

Yıllardır Cafemiz’e gitmiyordum..  Üniversite yıllarımızın çok büyük bir çoğunluğu haftalık Cafemiz ziyaretleri ile geçti ancak belki de seçenek arttığı için daha sonrasında o kadar sık gitmez olduk Ankara’nınbu güzel kafesine.  Sanki yılların acısını çıkarırcasına hem bir akşam tatlı- kahvesi hem de bir sabah kahvaltısı için 2 kez uğradım bu hafta Cafemiz’e. Kahvenin sunumu, tadı, telvesi yerinde, yanındaki damla sakızlı dondurma şahane. Kahvaltı da ise beni kırmayıp, sahanda yumurta yerine menemen ikram ettiler. Çok keyifliydi.

 

 

Big Chefs- İran Caddesi

Big Chefs ne zaman İran Caddesine taşındı bilmiyorum. Daha önce hep akşam yemekleri için gitmiştim, Çayyolu ve Çukurambar’daki şubelerine ise Brunch’a gitmiştim. Sabah kahvaltısı  bence vasatın altındaydı… Aslında hiç konduramadım kendilerine hatta yanında getirdikleri tostun ekmeğini çok garipsedim… Kahvaltıdan sonra söylediğim limonata nefisti… O kadar da büyüktü ki bitiremedim.

Son olarak size bir de müjde vereyim. Bizim müdavimi olduğumuz TekTekçi  Alaçatı’dan sonra Ankara’ya da açılıyor… Açıldığında ihmal etmeyin nedeyin… Bahse giriyorum seveceksiniz 🙂

Bu aralar izlediklerim.. sinema ve tiyatro…

Epeydir izlediğim çok sayıda film, izlediğim tiyatro oyunları ve  keşfettiğim yeni müzik var.. Ancak artık vakit bulamamaktan mı yoksa konsantrasyon eksikliğinden mi nedendir bilmem bir türlü yazıp da sizinle paylaşamıyorum!  Yazamadıkça birikiyor bu da garip bir huzursuzluk yaratıyor bende…. O nedenle her biri belki de ayrı ayrı yazılmayı hak eden bu cicilerin hepsini birden, daha fazla bekletmeden, kendi eleştirilerim beraberinde beğeninize sunuyorum…

Sinema

İlk film Tim Burton’ın Big Fish‘i. Masalla gerçek arasında gidip gelen ve size kendinizi iyi hissettiren, hayatta hikayelerin önemini bize hatırlatan çok güzel bir film…  Big Fish’i şimdiye kadar nasıl olup da izlemediğime şaşırırken hemen ardından izlediğim Secondhand Lions  da tarz olarak Big Fish’e çok benzer çıktı. Eğer, güzel bir pazar günü, sakin bir akşam, gün, öğleden sonra geçirmek istiyorsanız, bu iki filmden birini hiç gözünüzü kırpmadan alın izleyin derim! Her ikisi de mutluluk ve ılık  hislerle dolu bir zaman dilimi geçirmeyi garanti ediyor sizlere!

Üçüncü önerim Pleasantville! Amerikan orta sınıf muhafazakarlığını, hoşgörüsüzlüğünü çok keyifli bir şekilde eleştiren bu filmi yıllarca önce televizyonda izlemiştim. Geçenlerde Adam’la birlikte film izlemeye karar verdiğimiz bir akşam, bir filmi o, bir filmi de ben seçtim.  Pleasantville benim seçimimdi. Yeniden izlemek gerçekten de büyük keyif oldu. Bu da çok tavsiye edeceğim başka bir yapım!

Dördüncü film önerim Woody Allen’dan geliyor! Midnight in Paris’i sanırım izlemeyen kalmadı. Bence gerçekten de çok güzel bir film yapmış Woody abimiz. Ancak bugün benim size önereceğim film: Match Point. Şans, aşk, mantık, şehvet, başarı, hepsinin üzerinde sizi düşünmeye sevk eden bir film. Paris’te Bir Gece Yarısı kadar eğlenceli bir film olduğu söylenemez! Ama Woody tarzını sevenlerin beğeneceğini düşünüyorum.

Tiyatro

Bu sezon başladığından bu yana üç oyunu/müzikali izleyebildim. Bunun devamını getirebileceğimi umuyorum. Gerçekten de Tiyatro benim için kış mevsiminin olmazsa olmaz aktivitelerinden biri! Bu sezon izlediğim ilk oyun Barış oldu.

Aristofanes’in komedya olarak yazdığı oyunlardan biri olan Barış günümüz siyasetine de epeyce dokunduran bir oyun. Sonunun iyi bağlanmadığını, diyaloglar arasında kopukluklar  olduğunu düşünmekle birlikte yine de eleştirel boyutunu görmek açısından bile izlemeye değer diyorum.

İzlediğim ikinci oyun Sırça Kümes!  

Tennessee Williams hikayesinden Can Yücel’in yaptığı çeviriyi oyunlaştıran Jason Hale gerçekten çok iyi bir iş çıkarmış. Sırça kümes iki yıldır izlediğim en iyi ADT oyunuydu. Topu topu 4 karakteri olan, Büyük Buhran yıllarında  oğlu ve kızı ile birlikte yaşayan bir annenin ve evlerine misafirliğe gelen delikanlının hikayesini anlatan oyun, diyaloglar, kurgu, dekor ve oyunculuk açısından beni benden aldı.  

Bence Amanda yani anne rolündeki Meltem Keskin Bayur kesinlikle muhteşemdi. Ben çok zamandır hiç bu kadar iyi bir oyunculuk izlememiştim! Laura yani evin sessiz, içine kapanık kızı rolündeki Gülin Ersoy da, farklı hayalleri olan uzak diyarlar görmek isteyen ağabey Tom da harikaydı. Öyle ki oyunun birinci perdesinin biraz sıkılarak izlediğini itiraf eden Adam bile oyun bittiğinde çok beğendiğini söyledi. Ben zaten gözümü bile kırpamadım! Aslında sadece bu oyun için bir yazı yazmayı çok isterdim ancak eğer ben doğru zamanı bulmayı beklersem sezonun biteceğinden korktuğum için  burada hemen özetleyeyim istedim. Lütfen acele tarafından gidin ve izleyin diyorum. 

Üçüncü olarak üzerinde ahkam keseceğim gösteri bir müzikaldi. Nerede ise 2 yıldır kapalı gişe oynayan ancak benim daha yeni görebilme şansına eriştiğim Fosforlu Cevriye!  

Yaklaşık 3 saat süren bu müzikal nedense beni çok sarmadı. Sebebi gereksiz uzunluğundan mı yoksa yardımcı rollerdeki oyuncuları baş rollerden daha fazla beğenmiş olmamdan mı bilemedim. Bazı yerlerde sahneler arası geçişlerde gerçekten kopukluklar olduğunu da düşünüyorum. Dekor son derece iyiydi ancak kullanılan ses sistemi bence olması gereken kadar iyi değildi!  Özetle bu oyun beni kesmedi… 

Yeni filmlerde ve oyunlarda görüşmek ve güzel bir hafta dileğiyle!

Kıtır Üst Kat-Ankara

Kıtır tüm Ankara’lıların mazisinde yer etmiş, şimdiye kadar çekilmiş en popüler Ankara filmi olan “Aşk Tesadüfleri Sever”e ev sahipliği yapmış Ankara mekanlarından biri. Kıtır’ı ne kadar yazsak boş ancak  tam da onun üst katına eski Yakamoz’un yerine açılan Üst Kat’ı yazmak bence hoş… Çok güzel konum, çok güzel yemekler, çok güzel dekorasyon ve hızlı servis desem siz de bu mekanı test etmek istemez miydiniz? Alkollü içecek fiyatları son gelen ÖTV zammını dikkate alınca gayet makul düzeyde.  Porsiyonlar ve aldığımız hizmetin kalitesi ise en azından beni Üst Kat’ın müdavimi yapacak ölçülerde.

Üst Kat’a her oturduğumuzda, ne sipariş verirsem vereyim başka masalara giden tabaklara bakmadan edemiyorum…  Henüz hiç denemediğim Fajitaları inanılmaz kokuyor mesela… Altın soğan’ını ve kalamar tavasını çok övüyorlar.  Onları da henüz denemedim. İlk gittiğimizde Cajun baharatlı tavuk yemiştik Adamla birlikte… Resimleri yok ancak gerçekten nefisti. Özellikle biranın yanında çok güzel gitmişti.

Başka bir gidişimizde şu aşağıda gördüğünüz nefis biftekli quesadillayı hiç acımadan mideye indiriverdim.  Sonuç yine müthişti…  Üstelik resimde  gördüğünüz 18,75’lik şarap seçenekleri bence çok akılcı olmuş. Koca şişeyi içmek istemediğiniz zamanlarda, ne zaman açıldığı, hangi koşullarda saklandığı belli olmayan şişelerden servis edilen kadeh şarap yerine uçak yolculuklarından aşina olduğumuz bu minik şişeler benim çok hoşuma gitti. Hatta neden bunlar süpermarketlerde de satılmıyor acaba diye düşündüm!

Biftekli Quesadilla

Bugün yolumuz Üst Kat’a bir kez daha düştü.  Servis Üst Kat kupaları ile birlikte masalarda bekliyor…

Servis

Yemekle birlikte masaya gelen ekmekler çok taze ve ekmekten çok poğaça kıvamındalar… Öyle ki bir pubda değil de restoranda karşınıza çıkması daha olası cinsten! Hani yani neredeyse zeytinyağına bandıracağım… Nefis…

Ekmek

veeee…. benim tahinli ızgara tavuğum… Bu da müthiş… sadece patatesler yumuşamıştı, çıtır çıtır değildi… Aceleye geldiğini düşünüyorum çünkü daha önceki denemelerimde bu tarz bir şeyle karşılaşmamıştım!

Tahinli Tavuk Izgara

Bu da söylediğimiz diğer  tavuk yemeği…

Ardından benim dondurmalı brownie’m ve yanında cafe latte…

Dondurmalı Brownie

Cafe Latte

Bu en son resmini gördüğünüz cafe latte beni en çok mutlu eden şeylerden biri oldu. Zira Ankara’nın çok daha lüks pek çok kafesi  kahve seçenekleri, sunumları ve lezzetleri açısından sınıfta kalırken ben Üst Kat’ın kahvesini çok lezzetli buldum. 

Peki bir daha gider miyim? Evet giderim, bıkana kadar menünün tamamını deneyip bitirene kadar hem de! 

Ankara’dan Konser ve Festival Haberleri…

Sonbaharın ve pastırma sıcaklarının dün itibarı ile sona ermesinin ardından çok özlediğimiz Ankara ayazına kavuştuk! Bu ayaz öyle bir ayaz ki iliğimize işleyip, yüzümüzü kesip, kıpkırmızı eden cinsten!  Böyle havalar özellikle de erken batan güneş ile birleşince bir çoğumuz için kabusa dönüşür. Genelde çoğunluğa katılmakla birlikte kış mevsiminin de kendine göre üstünlükleri olduğunu düşünüp, severim ben. Çünkü kış festivallerin, tiyatronun, konserlerin mevsimidir. Yazın mavi denize bakarak, ince efil efil kıyafetlerle rahatlayan bünyelerimiz kışın yumuşacık sıcacık yünlüler, pamuklularla sarılıp sarmalanıp güzel müzikler, oyunlar, filmler izleyerek huzur bulur, zenginleşirler. Hatta belki de kış bu anlamda hepimiz için daha dingindir diyebiliriz. 

İşte siz de kışın Ankara’da yapacak ne var ki diye kıvranıyorsanız ruhunuza ilaç gibi gelecek festival  ve konser haberleri:

1- Geçen yıl ilki düzenlenen Başkent Şarap Festivali’nin 2.si bu yıl Karum’da 25-27 Kasım 2011 tarihleri arasında düzenleniyor. Festivale ilişkin bilgilere buradan ulaşmanız mümkün. 

2-      17-24 Kasım 2011 tarihleri arasında  Ankara’da ilk kez düzenlenecek olan Kuir festivaline ise Büyülü Fener Sineması ev sahipliği yapıyor. LGBT ( Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Transseksüel ve Travesti ) temalı filmlerin yer verildiği festivalde bu yıl Altın portakalda ödülleri silip süpüren Zenne filmini izleme şansınız da var! Benim gibi siz de merak ediyorsanız haydi festivale… Detaylı bilgiler burada!

3- Son olarak bir de konser haberi… Hindi Zahra yeniden Ankara’da! Geçtiğimiz bahar ilk Türkiye ziyaretinde Ankara’da EskiYeni’de konser veren Zahra bu defa ODTÜ KKM’de. Biletler Biletix’de! 

Nefes Bar- Ankara

Eskiye nazaran dışarıda yemek yeme isteğimin köreldiği bir dönemden geçiyorum. O nedenle uzun bir süredir mekan yazılarına da ara vermiştim. Son 2  haftada Nefes Bar’a 3 kere gidince artık burası ile ilgili bir yazı yazmanın zamanıdır diye düşündüm.

Nefes benim Adam sayesinde keşfettiğim mekanlardan biri oldu.  Zira, bendeki Kızılay fobisi uzun yıllar boyunca buradaki yeme-içme, konser vs. gibi aktivitelerden uzak kalmama neden olmuştu. Geçen yıl ben bu anlamsız korkumu yenip de Kızılay’ın nimetlerinden faydalanmaya başlayınca ne yalan söyleyeyim Ankara’nın farklı ve renkli bir yüzüyle de tanışmış oldum.

Nefes Sakarya’nın salaş mekanlarından biri… Gündüz ve gece sürekli müdavimleri olan, hafta sonları akşam belli bir saatten sonra yer bulmanın nerede ise imkansız olduğu, genelde bir şeyler içmek için tercih edilen ancak bana kalırsa yemekleri de hiç fena olmayan, alternatif isimlerin konserlerini takip edebileceğiniz kendine özgü, samimi bir mekan. En büyük sorunu duman altı olması!!! Eğer bizim gibi erken saatlerde gidip sakin sessiz yemek yemeyi tercih edenlerdenseniz o kadar fazla dumana maruz kalmıyorsunuz ancak geç saate kalırsanız büyük ihtimal boğulma tehlikesi geçirebilirsiniz.  

Henüz burada bir konser dinlemek mümkün olmadı ancak yakın zamanda en azından birini izlemeyi umuyoruz. Mesela 30 Kasım’da bir Birsen Tezer konseri var ki başka bir mani çıkmazsa gitmeye değer diye düşünüyorum. Bu ay bir de dergi çıkarmaya başlamışlar Nefes’le aynı isimli. Duyduğumuza göre içerik bulmakta zorlanıyorlarmış. İlgilenenlerin dikkatine!

Neyse gelelim sadece, dün öğleden sonra üç kafadar oturduğumuz masa gecenin ilerleyen saatlerinde yeni arkadaşların da katılımı ile epeyce şenlendi. Sohbet, muhabbet derken ne kadar çok rakı içmişiz onu da pek anlayamadım, epeyce de çakırkeyif oldum, güzel oldum.

Şimdi gelelim bizim sofraya. Nefes’in sumaklı soğanlı roka salatasına biz bayılıyoruz. Mekanın içerisindeki ocakta pişirdikleri sıcacık lavaş ekmekle o kadar iyi gidiyor ki insan kendinden geçiyor! 

Bu sefer yavaş yavaş demlenmeyi tercih edeceğimiz için söylediğimiz yoğurtlu patlıcan salatası ve beyaz peynir. Ben beyaz peyniri çok beğendim ancak patlıcan salatasının sarımsaklı yoğurdu biraz beklemişti sanki! Yine de güzeldi.

Ben akşam yemeğini salata ile geçiştirmek istediğim için ana yemek söylemedim ama Adam geleneği bozmayarak yine alabalık söyledi. Gerçekten de nefis bir lezzet. Cozurdayan tereyağının sesi ve kokusu bile iştah kabartmak için yeterli, soğan ve patatesin de tadına diyecek yok! 🙂

Özetle sigara dumanına tahammülünüz varsa, Filistin Caddesinde, Park Caddesinde, Tunalı’da, Bahçeli 7’de yemek yemekten bıktı iseniz bir de buraları deneyin derim. Özellikle öğleden sonraları garip, huzurlu bir ortamı var bu Nefes Bar’ın. Tavsiye edilir!

Yeniler..

1- Zaz 22 Ekim’de Akbank Sanat Festivali için İstanbul’a geliyormuş. Hayranlarının takip edebilecekleri bir de facebook sayfası kurulmuş. Ben aşırı popülerliğinden dolayı Zaz’dan soğumadım dersem yalan olur. O nedenle konsere gitmek gibi bir niyetim yok ancak meraklıları için iyi bir fırsat.

2-Ankara’ya Jolly Joker Balans açılıyormuş. Web sayfası da buradaymış. Ankara’yı IF mecburiyetinden kurtarabilecek yeni mekanlar olması ne kadar iyi olur değil mi? Umarım düzgün bir yer olur ve umarım uzun ömürlü olur.

3- Bestekar Sokakta açılan David People‘da çalan müzikler felaket. Aynı mekan sanırım 3 ya da 4. defa isim değiştirdi bakalım bu defa tutturabilecekler mi?  Bira 6,5 TL gördüğünüz bira tabağı ise 14 TL.

4- Yıllardır önünden geçmeme rağmen oturup bir şeyler yemediğim Cafe Lins gerçekten de gidilesi bir yermiş. Tavuklu Fetuccinisi ve Peşmelbasını çok beğendim.

5-Son dönemde Kızılay’da güzel bir keşfimiz oldu. Neresi derseniz. FLZ Cafe. YKM’nin en üst katında havadar ve Kızılay Meydanı manzaralı bir mekan. Tavsiye edilir. Kızılayı ben hiç böyle görmemiştim 🙂

6-Şimdilik Epicurioustan haberler bu kadarmış. Arada yazamadığı zamanlarda yaptığı şeyleri toparlayıp yazmak istemiş. Ne kadarını toparlayabilmiş ona da çok emin değilmiş. Hatırladıkça yine yazacakmış.