Hong Kong Gezi Notları- 2

Hong Kong’daki ikinci sabahımda kahvaltı ettikten sonra metroya binip Lantau Adasının yolunu tutuyorum. Metroya binerken bastığınız Octopus Kartını bir de inerken okutuyorsunuz. Böylece bilet ücreti mesafeye göre hesaplanarak hesabınızdan düşüyor. Sıkıntısız bir şekilde adaya ulaşıyorum ancak bu yolcuğuğun en heyecanlı kısmını oluşturan ve Büyük Buda Heykelinin yer aldığı tepeye yapılacak 25 dakikalık teleferik yolculuğu yalan oluyor. O hafta teleferikleri bakıma aldıklarım için yaklaşık 45 dakika otobüs kuyruğunda bekledikten sonra tepeye çıkan bir otobüse binebiliyorum. Yol nerede ise 1 saat sürüyor. O yüzden benim gibi yarım günde gezer gelirim ben Büyük Budayı diyenlerdenseniz yanılma olasılığınız yüksek.

Tepelerin arasından dolaşarak kah sahili gören kah aralarda kaybolup giden bir yoldan geçerek sonunda Büyük Buda’ya varıyoruz. İşte karşınızda bütün haşmeti ile duruyor. Bu dünya üzerindeki açık havada yer alan en büyük bronz Buda heykeli imiş. Aslında tarihi çok eski değil. 1993 senesinde yapımı tamamlanan heykel 34 metre yüksekliğinde ve yaklaşık 268 basamak merdiven çıktıktan sonra heykelin yerleştirildiği tepeye ulaşıyorsunuz.

Büyük Buda

Budanın havaya kaldırdığı sağ eli üzüntülerin acıların dindirilmesi, açık şekilde dizinin üzerine koyduğu sol eli ise bağışlamayı sembolize ediyormuş.

Giant Buddha

Heykel bir nilüfer yaprağı üzerinde oturuyor ve 6 farklı küçük bronz heykelle çevreleniyor. Bu küçük tanrıça heykelleri Buda’ya çiçek, tütsü, kandil, merhem, meyve ve müzik sunuyorlar sunuyorlar. Tüm bu sunulanlar hayırseverlik, ahlaklılık, sabır, azim, meditasyon ve aklı simgeliyormuş ve bu niteliklerin her biri nirvanaya ulaşmak için gerekli imiş.

offerings of the six devas

offerings of the six devas

Büyük Buda heykelinin hemen biraz ilerisinde Po Lin Manastırı var. Fotoğrafta arkada görünen az katlı kırmızı kiremitli yapı Manastır binası.

Six delvas and Po Lin Monastery

Benim gibi turist tipi ziyaretçilerin yanında çok sayıda insanın dua etmeye meditasyon yapmaya geldiklerini de görüyorum. Budaya meyve bağışlayanlar çoğunlukta, özellikle portakal ve mandalina.

Po Lin Monastery

Po Lin Monastery

Po Lin Monastery

Po Lin Monastery

po Lin MonasteryManastırı gezdikten sonra dönüş yolunda bir ok gözüme çarpıyor ve başlıyorum yürümeye. Hoş hafiften biraz tırsmıyor da değilim çünkü ağaçların arasından giden bir patika yolu. Bir süre sonra karşı yönden gelen benim gibi turist kılıklıları görünce rahatlıyorum. 10-15 dakikalık bir yürüyüşten sonra bakın karşıma ne çıkıyor. Burada açıp açıp kapatan hava ve daha sert esmeye başlayan rüzgar karşısında ıssız ve sessizlikten de biraz ürktüm ne yalan söyleyeyim. Ahşap sütunların üzerinde dualar metinleri yazılı imiş.

wisdom path lantau

wisdom path

Burada bir de kelebek çarpıyor gözüme. Bir süre elimde kamera ile kovalıyorum, ama yetişemiyorum. Bir süre sonra serinleyen havanın da etkisiyle geri dönüyorum, otobüs durağındaki sıraya giriyorum ama bastıran yağmurdan kurtulamıyorum. Yağmur gerçekten de bir anda tepemizden kovayla su boşaltıyorlarmış gibi yağmaya başlıyor. Resimden belli oluyor mu bilmiyorum ama herhangi bir şemsiyenin bu yağmurdan sizi koruması mümkün değil sırılsıklam oturuyoruz koltuklarımıza. Lantau- RainUzun bir yolculuğun ardından otelime dönüyorum. Otel ben yokken bir uyarı notu bırakmış: “TAYFUN GELİYOR, PENCERELERİNİZİ VE PERDELERİNİZİ KAPALI TUTUN DEĞERLİ EŞYALARINIZI CAMDAN UZAK BİR KÖŞEDE MUHAFAZA EDİN” yazıyor notun açıklamalar bölümünde. İlk kez bir Tayfun’un ortasında kalmışken merakla bekliyorum acaba nasıl oluyor diye. Ertesi gün On Bin Buda Manastırı ziyaretimin suya düştüğünü anlıyorum bir yandan da! Gerçekten öyle de oluyor. Ertesi günü yaklaşan toplantıları da düşünerek otel odasında çalışarak geçiriyorum.

Ancak 2 gün sonra hava yeniden günlük ve güneşliğe dönüyor ve hatta bir akşam Hong Kong Adasının güney ucunda bir plajda barbekü partisi yapıyoruz. Kumsalda oturup, şakalaşıyoruz. Etler nefis, bira şahane…. En güzeli de kafalar rahat, endişesiz ve huzurlu…

beach party hong kong

Reklamlar

Hakkında Epicurious
Épice kelimesi Fransızca baharat manasına gelir. Baharat hayatın tadı tuzudur. Rengarenktir, lezzetlidir, insanı farklı çağlara, farklı diyarlara götürür. Epicure ya da Türkçe söylemek gerekirse Epikuros, İ.Ö. 300 yıllarında Atina’da bir felsefe okulu kuran filozoftur. Mutluluğa giden yolu aramıştır. Hayattan alınan hazın kaynağının ise en üstün iyilik olduğunu söyler. Genelde gününü gün eden haz dışında bir şey düşünmeyen insanlara Epikurosçu denir. Ama bu bir yanılgıdır. Epikurosa göre en büyük mutluluk kaynağı ruh dinginliğidir. Curious ise meraklıdır…. Araştırır, okur, didikler, sorgular… Epicurious bu üç kelimeyi birleştiren bir kelime oyunudur. Bu bloğun yazarı ise bu üç kelimede de kendinden birşeyler bulur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: