Mardin: Kasımiye Medresesi, Deyrülzafaran Manastırı

Güneydoğu gezi notlarına devam ediyorum. Gece Mardinde ne yapılır, nerede yenir yazılarını sona bırakıyorum ve Mardin’in içini değil ama civarını gezidiğimiz ikinci günümüzle devam ediyorum.  Bu arada biz Hilton Garden In’de  kaldık. Mardin’e giden herkes tarihi bir konakta kalınmasını tavsiye ediyor ancak biz zaten yer bulamadığımız için seçme şansımız da olmadı. Yine de Hilton’dan çok memnun kaldığımızı söylemeliyim. Özellikle yorucu bir gün geçirince gece rahat bir yatakta uyumak çok önemli. Diğer seçenekleri denemediğimiz için değerlendirme yapamıyorum ama biz otelden memnun kaldık.

Yola çıktıktan sonra ilk durağımız Kasımiye Medresesi oldu. Mardin’in güneybatısında devasa bir yapı olan Medrese’nin içerisinde Cami ve zaviye de bulunuyor. Yapımının Artukoğulları döneminde başladığı ve Akkoyunlular döneminde, 15. yüzyılda tamamlandığı kabul ediliyor. İnşaatın uzamasının nedeni Moğol saldırıları imiş. Akkoyunlu hükümdarı Cihangir’in oğlu Kasım’ın burada öldürüldüğü söyleniyor. Kasım’ın kızkardeşi onun kanlı gömleğini duvarlara sürdüğü için o tarihten bu yana duvara su döküldüğünde yeniden kanlar aktığı rivayet ediliyor.

Kasımiye MedresesiBuradan gördüğünüz demirli pencelerelerden Mezopotampa ovası büyük haşmeti ile karşınızda. Ben servis araçları ve tur otobüsleri tam pencerelerin önüne park ettiği için resmini çekmek istemedim.

kasımiye medresesiÖnünüzde uzanan manzarada hem ovayı hem de Mardin’i görebiliyoruz.

Kasımiye MedresesiMedresedeki havuzlara dikkat edin doğum, çocukluk, gençlik, yaşlılık ve ölümü sembolize ediyormuş. Suyun kaynadığı yer doğum ve çocukluğu, durgun ve kıpırtısız duran bölüm gençliği anlatıyor. Gençlikte zamanın hiç akmıyor gibi hissedilmesinden esinlenilerek suyun bu sakin bölümü gençlikle eş tutulmuş. Suyun döküldüğü nokta ölümle özleştirilmiş. Ölüme yaklaştıkça zamanın hızlı geçmesi gibi burada da su hızla akarak kayboluyor.

Kasımiye MedresesiBu arada belki hatırlarsınız budan bir kaç yıl önce Cemil İpekçi Mardin’de bir defile düzenlemek istemiş ve pek çok tartışma ortaya çıkmıştı. Kasımiye Medresesi o defilenin düzenlendiği yer. Webde ararsanız ilgili fotoğraflara ve haberlere ulaşabilirsiniz.

Kasımiye MedresesiBuradan Deyrülzafaran Manastırına doğru yola çıktık. Manastır halen ibadete açık bir ibadethane. Süryani Ortodoks cemaati açısından en önemli merkezlerden biri.  M.Ö. 4000 yılından bugüne dek ayakta kalmış bir yapı burası. İçerisi çiçek gibi. Bir kafe ziyaretçilere hizmet veriyor. Ziyaretçi sayısı çok olduğunda gruplar halinde sıra ile içeri alınıyorsunuz. İçeride bir müze mağazası var. Her türlü Manastırı korumak ve yaşatmak üzer kurulmuş bir de Dernek var.  Süryaniler’in atalarının Asurlular ve Aramiler olduğu söyleniyor. Tarihte Hıristiyan yukarı Mezopotamya halkı olarak anılıyorlar. Binyıllardır burada yaşayan bir halk.

Deyrülzafaran Manastırı

Deyrülzafaran ManastırıTüm Manastırın su ihtiyacı burada açılan iki kuyudan karşılanıyormuş. Biz orada iken manastırda inzivaya çekilen bir Rahibi de görme şansımız oldu aşağıda gördüğünüz avluda. Hıristiyan inancında papazlar normal sosyal hayata karışıp, evlenip çocuk sahibi olabilirken,  rahipler manastırda yaşıyorlar.  Deyrülzafaran Manastırı mardin Metropoliti tarafından yönetiliyor. Metropolit Ortodoks Hıristiyanlarda Patrik’ten sonra gelen bir makam.

Deyrülzafaran Manastırı

Deyrülzafaran Manastırı

Deyrülzafaran ManastırıManastırın içerisinde  Kubbeli Kilise,  Meryem Ana Kiliseleri ve  Azizler Evi’nin yanısıra bir de güneş tapınağı bulunmakta.   Güneş tapınağının M.Ö. 4000 yılından kaldığı söyleniyor. Aşağıda gördüğünüz güneş tapınağının tavanı. Tüm yapıyı oluşturan taşların arasında herhangi bir harç vesaire kullanılmamış. Taşlar verev kesilerek sıkıştırılmış ve doğal bir kilit sistemi oluşturmuşlar. Yerin altındaki bu tapınağın üzerindeki taşların ağırlığının 500 ton olduğu söylendi bize. İnanılmaz değil mi? 500 tonu duyunca insanın içine bir ürperti doluyor. Hem etkilenerek hem de acaba ben buradayken çöker mi diye korkarak inceliyorum duvarları.Güneş tapınağıSağ tarafta gördüğünüz minik pencere güneş ışığının içeri girebildiği tek nokta. O zamanlar sabah güneş doğarken burada ayin yapılır, zaman zaman da yine aynı yerdeki sunakta tanrıya kurban adanırmış. Bu güneş mabedini daha sonra Romalılar bir kaleye çevirmişler.  Romalılar bölgeden çekilince Aziz Şleymun bazı azizlerin kemiklerini buraya getirterek kaleyi manastıra çevirmiş. Bu olaydan sonra manastırın ismi Mor Şleymun olarak anılsa da 15. yüzyıldan sonra Manastır’ın etrafında yetişen zafaran (safran) bitkisinden dolayı Deyrulzafaran (Safran Manastırı) olarak anılmaya başlamış.

IMG_20140518_095701Manastırın Azizler Evi denilen bölümünde Manastır’da görev  yapan patrik ve metropolitlerin mezarları yer alıyor. İnanışa göre Mesih İsa’nın yeryüzüne  doğudan ineceği rivayet ediliyor. Buna göre burada gömülen metropolitler, İsa’yı karşılayabilmek için oturur durumda ve yüzleri doğuya dönük olarak gömülüyorlar.

Süryaniler el sanatlarında çok ileri gitmişler. Taş ustalığı, ahşap oymacılık, telkari bunlardan bizim orada gözlemleyebildiklerimiz. Aşağıda gördüğünüz kürsü 500 yıllık el yapımı  bir Metropolit Kürsüsü. İki kanadını gördüğünüz kapı da öyle.

Deyrülzafaran Manastırı

Deyrülzafaran Manastırı2003 yılına kadar yıkık halde kalan Manastır daha sonrasında İstanbul’da yerleşik Süryaniler tarafından restore edilerek bugünkü haline kavuşturulmuş. Bu etkileyici Manastırdan sonra bu defa bir başka inanılmaz şehre doğru yola çıktık: Dara. O güne kadar adını bile duymadığım inanılmaz bir antik şehir. Sonraki yazıda Dara’dan devam edeceğim. Huzurlu ve barış dolu günler dileğiyle.

Reklamlar

Hakkında Epicurious
Épice kelimesi Fransızca baharat manasına gelir. Baharat hayatın tadı tuzudur. Rengarenktir, lezzetlidir, insanı farklı çağlara, farklı diyarlara götürür. Epicure ya da Türkçe söylemek gerekirse Epikuros, İ.Ö. 300 yıllarında Atina’da bir felsefe okulu kuran filozoftur. Mutluluğa giden yolu aramıştır. Hayattan alınan hazın kaynağının ise en üstün iyilik olduğunu söyler. Genelde gününü gün eden haz dışında bir şey düşünmeyen insanlara Epikurosçu denir. Ama bu bir yanılgıdır. Epikurosa göre en büyük mutluluk kaynağı ruh dinginliğidir. Curious ise meraklıdır…. Araştırır, okur, didikler, sorgular… Epicurious bu üç kelimeyi birleştiren bir kelime oyunudur. Bu bloğun yazarı ise bu üç kelimede de kendinden birşeyler bulur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: