Galata’dan Karaköy’e : Forneria vs.

Havanın 15 derece civarında seyrettiği bir Aralık günü.. Öğleden sonra… Galata’dan Karaköy’e doğru uzanalım diyoruz. Belli bir amaç yok ama açılalı aylar olan Forneria’da bir yemek yiyelim istiyoruz. Hava o kadar güzel ki, hafta içi bir gün masmavi gökyüzünün altında Istanbul’un bu en sevdiğimiz semtlerinde gezintiye çıkmak bize en büyük hediye. Taksiye atlıyoruz. Tünel’de iniyoruz. Hemen Galata Kulesine inen yokuştan aşağı yürümeye başlıyoruz. Tam kıvamında bir kalabalık var. İnsanlar üzerinize üzerinize gelmiyor. Az ileride Galata Kulesi yine bütün haşmeti ile karşımıza çıkıveriyor. Ne kadar baksam doyamayacağım, binlerce kare fotoğrafını çeksem bıkmayacağım bir güzellik bu karşımızdaki.

Galata KulesiSonra acaba Anemon Otelin tepesine çıkıp bir güzel kahve mi içsek diye düşünürken kendimizi otelin terasında kulenin hemen yanıbaşında bulduk yine. Elimizi uzatsak tutabileceğimiz kadar yakın duruyor kule. O kadar yakın ki hatta, terasa ilk çıktığımızda Minima’nın: “Eee Kule nerede?” demesiyle kahkahalara boğulmamız bir oluyor 🙂 O kadar dibimizdeki Kule uzaklarda arayınca görünmüyor haliyle 🙂

Galata KulesiBurada meydanı ve az uzaktaki Haliçi izlerken kahvelerimizi içiyoruz. Yeni yıl planlarını konuşuyoruz. Bu yıl biraz tasarruf yapmanın yerinde olduğuna karar veriyoruz. 10 sene sonra neler yapıyor olmak istediğimizi düşünüyoruz. Benim isteğim çok belli ve çok da standart aslında. İstanbul’da bir ev, sahilde yazlık bir ev, seyahat edebilecek kadar gelir. Aradaki boşlukları da o zamanki ben dolduracak tabi ki. Standart çalışma hayatına son vermek için kendime 10 yıl koydum. İstanbul’dan hiç kopmak istemiyorum. O yüzden burada bir evim olsun istiyorum.  Bu şehri o kadar trafiğine, kalabalığına rağmen gerçekten çok seviyorum. Burada hala İstanbul’u turist gibi geziyor olmamın da büyük etkisi olabilir aslında. Öte taraftan sahilde arada İstanbul’un kargaşasından bizi kurtaracak bir başka ev de güzel olmaz mı? Gidilip 3-5 ay kalınabilen. Sevdiğimiz insanlarla bir arada olunabilen. Ya seyahat ? Kim istemez ki yeni yerler görüp keşfedebilmeyi ?

Bu sohbetin ardından kalkıp ara sokaklardan birinden Tophane’ye doğru inmeye başlıyoruz.

Galata- Tophane

Galata TophaneYokuş aşağı Tophaneye doğru inerken bir sürü minik cafe ve dükkanın da önünden geçiyoruz. Sahile doğru yaklaşınca sola dönüp Karaköy’e yürümeye devam ediyoruz. İstikamet Forneria. Açılalı aylar olan Forneria. Haftaiçi bir öğleden sonra olmasının etkisiyle içerisi sakin. Oh mis! Bu ufacık restoranın öyle hoş bir havası var ki içeri girer girmez insanın içinin ısınmamasına imkan yok. Garsonlar ve servis müthiş. Tavandan sallanan sarkıt avizelere bayıldım.

Forneria

ForneriaAmacımız deneyebildiğimiz kadar çok lezzet denemek. Ancak siparişi verirken masamıza gelecek olan, şu aşağıda gördüğünüz gerçekten nefis aromalı tereyağın ve fırından çıkan sıcacık ekmekleri hesaba katmamışız! Aman tanrım dedirten bir lezzet bu ikisi. Can Oba’dan sonra İstanbul’da bu kadar iyi yemek yememişim diyorum. Emin olun sırf bu ekmek ve tereyağı için bile gidilir Forneria’ya.

Forneria

ForneriaÖnceden paylaşmak için bir somonlu açık sandviç söylüyoruz. Somon nefis, patates kızartmasının hem baharatı hem de çıtırı çok yerinde.

Forneriaİki farklı ana yemek söylüyoruz. Biri fırında beyaz peynirli ve domates soslu levrek… Fırında pişmesinin yanında servisin yapıldığı minik toprak kaplar da hem görüntü olarak içimizi ısıtıyor hem de gerçekten üzerinde dumanı titerek masanıza geliyor.

Forneria

ForneriaBu aşağıda gördüğünüz esmer bira ile marine edilmiş dana eti. Yemeğin tam adını hatırlamıyorum ama sanırım uzun yıllar hatırlayacağım tadı damağımda kalacak bir lezzet bu. İnanılmaz… Yanında getirdikleri yine tazecik fırından çıkmış ekmekleri etin suyuna bandırmaya doyamıyorsunuz. İnanılmazzzzzz!

Forneria

forneriaForneria’da o kadar güzel yedik ki, tatlıya midemizde yer kalmadı. Buradan kalkıp Muhit’te bir çay içmeye karar verdik. Muhit her zamanki gibi sıcak ve samimi. Kedi yavruları uyuyorlar sereserpe yan taraftaki koltukta. Bundan 7-8 ay önce gördüğümüz minik yavrular bunlar. Büyümüşler!

MuhitBuradan kalkıp Kağıthane The House of Paper‘a uğrayalım diyoruz. Sokaklar detaylar sürekli poz veriyor bize.

Kadıköy

KaraköyKağıthane’de Yılbaşı için komik şapkalar, maskeler vardır diye düşünüyoruz. Bir maske beğeniyorum. Ellerinde yeterli sayıda maske olmadığı için sipariş vermek istiyorum. Fiyatı ne kadar dediğimde, bir tanesi 38 TL dediklerin kibarca teşekkür edip, kalsın diyorum. Kağıt bir maske her ne kadar el emeğ olsa da 38 TL biraz garip bir fiyat değil mi? Minima akşam beni arayıp maskelerin Migros’ta 1.5 TL’ye satıldığını söylüyor. Tabi bu da bir tercih meselesi. Herkese saygımız sonsuz. Maskeleri alamasak da Yılbaşı gecesi şişelerimize giydirmek için fırfırlı elbiseler alıyoruz.

Kağıthane the House of paperİşte bir gün Galata-Karaköy hattında böyle geçti. Yılın ilk haftasonu çabuk gelecek 🙂 Herkese güzel bir Perşembe ve Cuma diliyorum.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: