Can Oba- Sirkeci’nin Sürprizi

Yeni bir hafta kapıda.  Saat 10 olmuş ve hatta geçmiş bile. Ben klasik pazar pozisyonumu almış kanepede yayılırken, elimde bilgisayar, karşımda televizyon açık bu haftasonu gidip yemeklerini yeme şansına eriştiğimiz Can Oba‘yı düşünüyorum. Hem de hiç bir planımız yokken.

Geçen hafta Cuma günümü İstanbul Kongre Merkezinde geçirip, sıkı bir baş ağrısına tutuldum.  İşimiz bitip de kendimizi dışarı attığımızda ilk işim Chocolate’da bol bol su içip, bir de apranax’ı mideme göndermek oldu.  Neyse baş ağrısı azalınca, aslında başlangıçta aklımızda hiç de yokken kendimizi bir taksiye attığımız gibi Sirkeci’nin yolunu tuttuk.   Akşam saat 18.00 gibi Can Oba’ya varıp masamıza yerleşmiştik bile.  Girişi, dış cam dolaptaki mezeleri, özellikle de rendelenmiş bekleyen havuçları ve salata malzemelerini görünce  bir hayal kırıklığı mı yaşayacağız acaba diye düşünmeye başladım. Oysa adres ve restoranın ismi tastamam doğru idi.

Derken, aydınlık yüzlü, mavi gözleri ışıl ışıl bir adam çıkageldi. Merhaba “Ben Can Oba” sizin aşçınızım, hoşgeldiniz dedi.  İlk önce bize bir balık çorbası tavsiye etti. Bu arada bizim midemiz birbirine yapışmış olduğundan önce bir başlangıç tabağı yollamayı da ihmal etmedi.  Huzurlarınızda Köfte ve Ciğer Terin. Köftenin nefis bir sosu var. Ciğer dilimlerinin arasında gördükleriniz ise armut dilimleri…

Can ObaHem lezzet hem de sunum açısından hiç de Sirkeci’deki basit, turistik bir kebapçıda yiyeceğiniz lezzetlere benzemiyorlar.  Bu ilk tabaktan sonra balık çorbasını beklerken biz de hem etrafı incelemeye, hem de meraklanmaya devam ettik.

Ve yaklaşık 5-6 dakika sonra önümüzde bu tabak duruyordu…. Tanrım rüyada mıyım, yoksa cennete geldim de haberim mi yok? Bu sıradan balık lokantalarında gördüğümüz bir balık çorbası değil. Bu başlıbaşına bir öğün. Tadını anlatmaya kelimeler bulamıyorum ve gidip yeniden bu çorbayı tadacağım zamanı iple çekiyorum.

Can Oba- Balık ÇorbasıYemekler geldikçe masamıza uğrayan Can’la sohbet etme şansını da bulduk. İşini keyifle yaptığı o kadar belli ki,  onu Sirkeci’deki bu lokantaya sürükleyen macerasını dinlerken gözlerindeki parıltıya aşık olduk. Michelin yıldızlı restoranlarda, iyi şeflerle çalışmış. Annesinin sağlık durumu nedeniyle Türkiye’ye dönmüş. Pek çok ülkede, hatta kıtada yemek yapmış, hala kendini geliştirmek dahası yeni aşçılar yetiştirmek isteyen bir şef. Ben yaptığı balık çorbasını çılgın hesaplar ödeyerek kalktığımız İstanbul restoranlarının hiç birinde yemedim henüz.  Bizim camekan dolapta gördüğümüz standart mezeleri, kebapları bırakın başkaları yesin. Siz ısrarla bu balık çorbasını isteyin.

Biz aslında balık çorbasıyla bile doymuşken, söylediğimiz ana yemekler geliverdi masaya. Birimiz ciğer, diğerimiz mantar soslu bonfile istemiştik.

Ciğer şimdiye kadar hiç yemediğim tarzda bir ciğerdi ve ağır olmasına karşın nefisti. Bonfile mantar sosuyla birleşince damağımda gerçekten taze, hatta hiç de ağır olmayan bir tat bıraktı. Hatta kremalı mantarı sosu yemeği ağırlaştırır mı diye düşünürken daha bile hafifletti.

Can Oba- Ciğer

Can Oba- Mantar Soslu BonfileEmin olun, porsiyonlar o kadar büyük ki bizim şimdiye kadar yediklerimizle dört kişi rahat rahat doyardı.  Bu tabaklardan sonra iyice yavaşlayarak, midemizdekileri sindirmeye çalıştık. Çünkü çikolatasını, dondurmasını bile kendisi yapan Şef Can Oba’nın tatlılarından yemeden buradan gitmeye niyetimiz yoktu.  Bu arada tadına bakalım diye getirdiği falafele de bayıldığımızı söylemem lazım. Sanırım Lübnan’da bile bu kadar iyisini yemedim.

Arada içtiğimiz, sodaların ardından midemiz biraz yatışınca, bakın masaya neler geldi. Böğürtlenli mus ve cevizli, fındıklı çikolatalı bir şey, Adını unuttum gitti ancak kasesi bile çikolatadan yapılan bu tat bizi kendimizden aldı.Can Oba- Böğürtlenli mus ve ÇikolatalıÜzerine gelen limonlu cheese cake de inanılmaz ferahlatıcıydı.

Can Oba- Limonlu Cheese CakeBiz mide fesadı geçirerek sofradan kalktığımızda, bu kadar leziz yemeklerle dolu bir sofrada, Can Oba’nın msafiri olduğumuz için çok mutluyduk. Gelen hesap ise bu yemekler göz önünde tutulduğunda devede kulak gibiydi.

Yemekler bittikten sonra kendisini masaya da davet ettik.  Uzun uzun sohbet de ettik. Ancak oradaki konuştuklarımızı burada yazmayıp, keşfetmek üzere size bırakıyorum.

Boşverin 5 yıldızlı restoranları, beklenmedik bir planla uzanıverin Sirkeciye ve gidin bulun Can Oba‘yı. Onlarca kebapçının arasında tutunmaya çalışan bu yetenekli, şahane aşçıya destek olun. Hem ağzınız bayram etsin hem de o çıktığı bu zorlu yolda güç kazansın.

Reklamlar

Hakkında Epicurious
Épice kelimesi Fransızca baharat manasına gelir. Baharat hayatın tadı tuzudur. Rengarenktir, lezzetlidir, insanı farklı çağlara, farklı diyarlara götürür. Epicure ya da Türkçe söylemek gerekirse Epikuros, İ.Ö. 300 yıllarında Atina’da bir felsefe okulu kuran filozoftur. Mutluluğa giden yolu aramıştır. Hayattan alınan hazın kaynağının ise en üstün iyilik olduğunu söyler. Genelde gününü gün eden haz dışında bir şey düşünmeyen insanlara Epikurosçu denir. Ama bu bir yanılgıdır. Epikurosa göre en büyük mutluluk kaynağı ruh dinginliğidir. Curious ise meraklıdır…. Araştırır, okur, didikler, sorgular… Epicurious bu üç kelimeyi birleştiren bir kelime oyunudur. Bu bloğun yazarı ise bu üç kelimede de kendinden birşeyler bulur.

One Response to Can Oba- Sirkeci’nin Sürprizi

  1. Limon kabugu says:

    Tatlilar harika gorunuyooo

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: