Tatil bitti bile… Bodrum’dan İstanbul’a

Tatil yine bitti. Hatta eve gelir gelmez valizi açtım, boşalttım,  bir makine çamaşırı makinede yıkadım ve astım. Evdeki malzemeleri değerlendirilerek bir tencere yemek yaptım ve halen bilgisayar karşısında yemekteyim. Bir hafta sokakta yemek yedikten sonra ev yemeği gibisi yok. Evimi özlemişim. Her ne kadar tatilden güzeli olmasa da ev başka bir şey.

Aklımda kimi karada kimi denizde katedilmiş kilometrelerce yol, keyifle okunmuş bir kaç kitap, deniz, güneş, kafaya yazılmış bir sürü not var. Ve tabi tatili yapıp döndüğüme göre yeni dönem kararları.  Bu tatil birimizi Instagram delisi, diğerini de Candy Crush Saga tiryakisi yaptı. Her şekilde anladık ki Internet’ten uzak durmak bizim için çok mümkün değil. Öte taraftan bu defa iş telefonuma hiç dokunmamayı başardım. Telefonum hala kapalı. Yarından önce açmayı da hiç düşünmüyorum.

Tatil yazılarına Ayvalık’tan başlamıştım. Geri kalanını en sondan başlayarak anlatacağım. O yüzden önce Bodrum.  Tatilimizin son 2 gününe denk gelen Bodrum ziyaretinde neden 11 senedir Bodrum’a gelmediğimi bir kez daha anladım, hatırladım ve karar verdim yazlığım olsa giderdim yeniden ama otelde kalıp, 3 öğün dışarıda yemek yiyeceksem, her gün denize girecek yer arayacaksam, iki kadeh bir şey içmek için deli gibi sıra bekleyip, kalabalıkla cebelleşeceksem ben bir daha Bodrum’a gitmem.

BodrumBodrum’a Datça’dan feribotla geçtik.  Yaklaşık 1 saat 45 dakika süren çok keyifli bir yolculuk oldu.  Feribot denizi geçerken deli gibi esen rüzgara rağmen indiğimizde Bodrum yanıyordu.  Kısacık bir yürüyüşle kalacağımız yere ulaştık. Kısacık yürüyüş bile bizi su gibi terletti.  Şehrin merkezinde ama bir o kadar sessiz sakin bir köşedeki Asmin Otel’i Bodrum merkezde kalacaklara kesinlikle tavsiye ederim. Biz çok memnun kaldık. Sanırım tatilin Bodrum bölümünün en memnun edici iki şeyinden biri de oteldi.

Otelde öğleden sonra bir şeyler atıştırdıktan sonra hem biraz havuz başında yattık hem dinlendik ve akşam için hazır olduk.  Çıkıp marinaya indik ve ertesi gün için bir tekne turu aramaya koyulduk. Ankaranın bağlarını çalmadıklarına yemin eden bir tekne ile anlaştık. Derken meydandan gelen bir müzik sesi bizi o tarafa doğru yöneltti ve müzik yapan ve adını yeni yeni duyurmaya çalışan grubun meydan konserinde nerede ise 2 saat kaldık. Arada onlarla muhabbet ettik. Bu arada biraları yuvarladık. Burada epeyce eğlenip kurtlarımızı döktükten sonra bu defa barlar sokağına daldık. Körfezde karşılaştığımız arkadaşlarla muhabetin ardından Adamik’e gidelim dedik. Demez olaydık. Böyle bir kalabalık gerçekten yok desem yeridir. 20 senedir pandik yememiştim. Burada o bile oldu.

Garsonların birine bira votka söyledik meğer o Adamik’in garsonu değilmiş. Adam tutturdu siz başka barın müşterisisiniz, burada oturamaz, barda duramazsınız diye. Dedim ben Sandoz istiyorum madem getir ben koyayım içkimi sizin bara. Nuh dedi Peygamber demedi Sandozumu getirmedi.  Sonunda biz yolumuza devam ettik. Barlar sokağından uzak tarafta bir başka bardan gelen müzik sesi hoşumuza gidince oraya yöneldik. Orada da Adam’ın ayağında sandalet var diye bizi içeri almadılar iyi mi 🙂 Sinirlenelim mi? Yoksa gülüp geçelim mi bilemedik. Özetle tipimizi beğenmediler. 🙂 Neyse sonunda zor bela kendimizi otele attık ve bir sürü tekila, bira ve votkanın ardından az buçuk uyuyup ertesi gün sabah saat erkenden kalktık, otelde güzel bir kahvaltı yaptık ve  yeniden limana gittik.

Bodrum FinkAklınızda olsun Bodrum marinadan  teknelerin bir kısmı 10.30 gibi hareket ediyor. Eğer ilk hareket edenler doldu ise sizi 11.30’a kadar bekletip ikinci tekneye alıyorlar. Bunun için aslında teknenin dolmasını sağlamak için bekliyorlar demek daha doğru olur. Ücret 25-30 TL civarında buna yemek de dahil. Ancak yemek adına çok bir şey beklemeyin. Ne Kaş’taki ne Datça’daki ne de Marmaris’teki tekne turları ile çok alakası yol burada verilen iki parça garip şekilde kızartılmış tavuk ve makarnanın. Bu arada fazla müşterisi olmayan teknemizin çalışanlarının yüzünden düşen bin parçaydı. Onlara hak vermek gerek ancak çay isteyen müşteriye demlendiğinde haber vermemek, buzdolabındaki tüm içeceklerin ılık olması da aslında en azından ekstralardan kazanabilecekleri parayı da minimize etti gitti.

BodrumBodrum civarından çok da uzaklaşmadan, Karaada, Meteor, Akvaryum ve adını hatırlayamadığım iki ayrı koyda daha durduk.

Bodrum tekne TurlarıEn güzel yanı şnorkelle balıkları izlemekti. Geri kalan vakitte de bol bol kitap okumaktı. Zaten güneş altında yatmayı oldum olası sevmeyen biri olarak ne Bodrum’da ne de başka bir yerde güneşlenmedim.

Bodrum tekne turu

Akşam yemeği için Orfoz’u aradık önce. sadece 19.00- 21.00 arasında yerimiz var dediler. O yüzden vazgeçip başka bir restoran arayışına girdik. Bu geceyi iki bölüme ayırarak bir masayı birden fazla defa satma durumu bana çok sinir bozucu geliyor.   Bu defa Gemibaşını aradık. Yerimiz var buyrun gelin dediler. Tekneden döner dönmez, sokaklar yeniden kalabalıklaşmadan saat 19.30 gibi restorana gittik. Oh ne güzel sakinlik, üstelik akşam serinliği de çökmüş.  Dünya varmış dedirten bir durum anlayacağınız.   Akşam yemeği için gidilebilecek gerçekten güzel bir restoran hatta öyle ki deniz ürününe doyuyorsunuz. Balık çorbasından, sübyeye, taramaya, ahtapot ve kalamara kadar herşeyine bayıldık. Bir küçük rakı ile birlikte 200 TL hesap ödedik. Ben yediğim yemeğin kalitesinden, servisten ve fiyat- kalite orantısından memnun kaldım.

Gemibaşı BodrumSanırım bu yemekten sonra sabah kalkınca ağzımızın tadını başka hiçbirşey bozmasın diye doğrudan soluğu havalimanında aldık. Aslında 23.05 uçağıyla dönecektik ama sabah kahvaltı ederken olabildiğince çabuk İstanbul’a dönme isteğimiz ağır bastı. Sonra THY’yi arayıp daha erken uçup uçamayacağımızı sorduk. Olur dediler ve biz de doğruca havalimanının yolunu tuttuk. İşte bizim kısacık Bodrum seyahatimiz böyle geçti. Sanırım bu benden okuyup okuyabileceğiniz ilk ve son Bodrum yazısı olacak ama yine de gideceklere Asmin Oteli ve Gemibaşı Restoranı tavsiye ederim.

Reklamlar

Hakkında Epicurious
Épice kelimesi Fransızca baharat manasına gelir. Baharat hayatın tadı tuzudur. Rengarenktir, lezzetlidir, insanı farklı çağlara, farklı diyarlara götürür. Epicure ya da Türkçe söylemek gerekirse Epikuros, İ.Ö. 300 yıllarında Atina’da bir felsefe okulu kuran filozoftur. Mutluluğa giden yolu aramıştır. Hayattan alınan hazın kaynağının ise en üstün iyilik olduğunu söyler. Genelde gününü gün eden haz dışında bir şey düşünmeyen insanlara Epikurosçu denir. Ama bu bir yanılgıdır. Epikurosa göre en büyük mutluluk kaynağı ruh dinginliğidir. Curious ise meraklıdır…. Araştırır, okur, didikler, sorgular… Epicurious bu üç kelimeyi birleştiren bir kelime oyunudur. Bu bloğun yazarı ise bu üç kelimede de kendinden birşeyler bulur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: