Lübnan Gezi Notları 1: Giriş

Döndüm.  Dün gece saat 03.30’da indik İstanbul’a. Uyudum, uyandım, hafif bir kahvaltı ettim. Bugün  de izinli olmanın verdiği rahatlıkla  çamaşırlarımı yıkadım. Buzdolabındaki kabakları rendeleyip soteledim. Hatta bir de kurufasulye pişirdim. Aklım hala Lübnan’da. Daha dün bu saatlerde Beyrut’ta Gemmayzeh’de oturduğumuz nefis İtalyan restoranındaki kikirtilerimiz kulağımda.

Kirphi ile çıktığımız yolculukta, az zamanda çok yer görebilmek için  yoruduk ve uykusuz kaldık, tabanlarımızın sızlamasını geçirecek buzlu su kovaları hayal ettik, ama ölesiye değdi geçirdiğimiz her bir saniyeye. Bırakın beni hayal kırıklığına uğratmayı Lübnan beklentilerimin üzerinde bir mutluluk yaşattı bana. Genellikle bir gördüğüm yere bir kaç istisna dışında yeniden gitmeyi istemem aslında. Lübnan da Londra’dan sonra o istisnalardan biri oldu. Daha şimdiden yeniden gitmeyi istiyorum. Bu sefer daha az tarih, daha az Lübnan içi seyahat ama daha çok Beyrut istiyorum.

J'aime BeyrouthKüçücük bir ülke. Öyle ki Ankara’dan İzmir’e gidene kadar boydan boya geçip geri dönebileceğiniz kadar küçük. 10.000 kilometre karelik yüzölçümünü Türkiye’nin 780.000  kilometre karelik yüzölçümü ile kıyaslayınca ne kadar ufak kaldığını tahmin edersiniz. Nüfusu 4 milyon civarında bunun 2 milyonu Beyrut’ta.

Tarih boyunca hiç barışa doyamamış, o yüzden hep göç vermiş. Daha önce gördüğüm tek Arap ükesi Kuveyt’ti Beyrut’un Kuveyt’le yakından uzaktan alakası yok. Bize çok daha yakın. Uyum sıkıntınız taksi şoförleri hariç hiç yok. Herkes güleryüzlü. Humus sofraların baş tacı. Ancak 4 gün boyunca öğlen akşam humus yiyince biraz bıkkınlık veriyor insana. O yüzden sadece yerel lokantaları değil uluslararası mutfakları denemekte de fayda var.

Geçen Cuma havalimanında çıktığımızda günlük güneşlik bir havayla karşılad Beyrut bizi. Turla gittiğimiz için hazırda onları sundukları bir iki paket tur da varken onları değerlendirelim diye düşündük. İlk gün panoramik şehir turuna katıldık, öğleden sonra serbest zaman geçirdik. Daha sonraki günlerde sırasıyla Jeita Grotto, Harissa, Byblos,  Anjar, Baalbeck, Deil El Kamar, Moussa Castle, Sidon ve Tyre’yi gezdik. Kuzeyi, yani Trablusşam’ı göremedik. Kapalı olduğu için de Beiteddine Sarayı ve Beyrut’taki ulusal müzeyi ziyaret edemedik.

map_of_lebanon (1)

Ülke içerisinde epeyce seyahat ettik. Genellikle neşe içinde geçen bu yolculuklarda kimi zaman tedirgin de olduk ama hiç tatsız bir şey yaşamadık. Muz tarlalarının narenciye bahçelerinin yanından geçtik. Güvenlik kontrol noktalarından geçtik. Şehirlerin taş mimarisine ve insanların cana yakınlığına hayran kaldık.

Gitmeden önce her zaman yaptığım gibi Murat Belge’nin Başka Kentler, Başka Denizler kitabının 3. cildindeki Lübnan bölümünü okudum. Yanında Lonely Planet’in Suriye- Lübnan ktabını da katınca epeyce bilgi edindim. Bu arada daha önce Lübnan’a gitmiş o kadar çok blogger var ki onları okumak bile ülke hakkında epeyce bilgi verdi bize.

Lonely-Planet-Syria-LebanonElie Saab, Shakira, bu seyahat sırasında Lübnan asıllı olduğunu öğrendiğimiz ünlüler. Fairuz müzik kraliçeleri, Halil Cibran çok bilinen şairleri,  ama dürüst olayım  ben ne Cibran’ı tanıyorum ne de Fairuz dinliyorum. Ancak biraz araştırınca Fairuz’un pek çok şarkısının aslında bizim şarkıcılar tarafından seslendirildiğini de gördüm. Fairuz’un bu kadar çok sevilmesinin nedenlerinden biri de iç savaş sırasında ülkesini terk etmeyip, Beyrut’ta kalmış olması.

Sanırım en iyi bildiğim Lübnan’lı Amin Maalouf. Severek pek çok kitabını okuduğum yazar. Ancak Maalouf da iç savaş sırasında Fransa’ya kaçmış, Lübnan’da kalmamış. Amin Maalouf’un amcasının oğlu İbrahim Maalouf sık sık konserlere İstanbul’a geliyor.  Bir de yıllar önce izleyip beğendiğim Karamel filminin yönetmeni ve oyuncusu Nadine Labaki var.

Sokakta İngilizce ve Fransızca konuşan insanlara sıklıkla rastlanıyor. Özellikle de Üniversite öğrencileri buna büyük katkı sağlıyor. Şehir merkezinde taksiye bindiğinizde 10.000 Lübnan lirasına her yere gidebilmeniz lazım. Ancak özellikle Downtown ve otel taksicileri 10.000 lira yerine 10 dolar diyor daha aşağısına razı olmuyor. Bu kadar genel bilgiden sonra bir dahaki yazıda şehir turuyla devam edeceğiz.

Reklamlar

Hakkında Epicurious
Épice kelimesi Fransızca baharat manasına gelir. Baharat hayatın tadı tuzudur. Rengarenktir, lezzetlidir, insanı farklı çağlara, farklı diyarlara götürür. Epicure ya da Türkçe söylemek gerekirse Epikuros, İ.Ö. 300 yıllarında Atina’da bir felsefe okulu kuran filozoftur. Mutluluğa giden yolu aramıştır. Hayattan alınan hazın kaynağının ise en üstün iyilik olduğunu söyler. Genelde gününü gün eden haz dışında bir şey düşünmeyen insanlara Epikurosçu denir. Ama bu bir yanılgıdır. Epikurosa göre en büyük mutluluk kaynağı ruh dinginliğidir. Curious ise meraklıdır…. Araştırır, okur, didikler, sorgular… Epicurious bu üç kelimeyi birleştiren bir kelime oyunudur. Bu bloğun yazarı ise bu üç kelimede de kendinden birşeyler bulur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: