Bozcaada’da… (2)

Nerede kalmıştık? Sanırım Bozcaada içerisinde kısa bir tura çıkacaktık… Ayazma plajında denize doyamasak da sık sık girip serinlemenin ardından, tekrar yola koyulduk. Amacımız rüzgar güllerini görmek  üzere adanın Polente Feneri tarafını ziyaret etmekti.  Yakın zamana kadar Polente Fenerinin yanına kadar çıkmak mümkünken şimdilerde özellikle rüzgar güllerinin insan sağlığına zararı nedeniyle turların ziyaretine kapatılmış. Sahilden yola devam ederken bir yandan bağların içinden geçiyoruz. Hatta yolda durup hafiften bağ hırsızlığı da yapıyoruz. Bağlar genelde karışık. Tek bağda yan yana farklı cins üzüm bulabiliyorsunuz. Adam bir bıcak yardımı ile olgunlaşmış bir salkım çavuş üzümünü kesiveriyor, afiyetle götürüveriyoruz:)

Bağlar, ada üzümleri ve şarapçılığın ada tarihinde çok önemli bir yeri var. Cenevizliler zamanında basılan paraların üzerindeki üzüm salkımları da bunun bir göstergesi. Karasakız (kuntra), Vasilaki, Papaz Karası ve Çavuş adanın bilinen ünlü üzümleri. Azra Erhat yazdığı Mavi Yolculuk kitabında, çıktıkları bir mavi yolculuk esnasında erzak almak için uğradıkları adadan bir kasa çavuş üzümü almak için büyük bir savaş verdiklerini anlatıyor. O zamanlar adanın bütün çavuş üzümü içeride bir salkımı satılmaksızın doğrudan İstanbul’a gidermiş. Şimdilerde ise Ada merkezindeki minik pazardan taze üzüm alıp plajda buz gibi denizden çıkmış, güneşin altında kururken atıştırmak mümkün. Biz öyle yaptık 🙂

Adanın bağcılık tarihinde bir de üzücü olay var ki gerçekten çok şaşırtıcı. Kemal Pilavoğlu isimli bir ticani tarikatı lideri 60’larda buraya sürgün gelmiş. Tarikat üyesi olan müridleri ile adaya gelen Pilavoğlu, adadaki şarap üretimini yok etmek amacıyla, bağları birer birer satın almaya başlamış. Böylece 100 bin bağ çubuğu yok olmuş. Daha sonrasına karısının ihbarı ile çocuk istismarından suç üstü yakalanan Kemal hoca, hapse girdikten 6 ay sonra ölmüş ve çok şükür ki şarapçılık da ölmeden bugünlere kadar gelmiş.

Ada’da Talay, Çamlıbağ ve Corvus‘un bağları ve satış mağazaları var. Önce tatmak sonra almak mümkün. Bir de bilgi Amerikan Başkanı Obama geldiğinde kendisine Corvus şarapları ikram edilmiş.

Rüzgar Güllerini (modern yel değirmen 🙂 görüp burada bir kadeh ada şarabını, ezine peyniri eşliğinde yudumladıktan sonra Ada merkezine geri döndük ve rehberimizle birlikte 4 kişi ada sokaklarını turlamaya başladık. Normal sezonda turların minimum 30 kişiyle yapıldığını düşününce bu özel tur çok da hoşumuza gitti.

Adanın merkezi Çınaraltı Kahvesinin olduğu meydan. Burası bir nevi buluşma noktası. Kocaman çınar ağacının gölgesindeki masalar hiç boş kalmıyor. Oturup, çayını kahvesini içen Ada sakinleri her daim burayı şenlendiriyor.

Bu kahve tur boyunca bizim de buluşma noktamız oluyor. Bilginiz olsun servis ağır… Zaman yavaş akıyor burada Ada’nın her yerinde olduğu gibi… Börekleri güzel, peynirli ve patlıcanlısı cidden özel…

Sonra başlıyoruz Rum mahallesini gezmeye…

Sokaklar bakımlı, çiçeklerle bezeli, çer çöp yok, zaten Ada’da naylon poşet kullanmak yasak. Pansiyonlar, sanat galerileri, hediyelik eşya satan dükkanlar yan yana sıralanmış…

Ada’da bir de Bozcaada yerel tarihi müzesi mevcut.. Müzeyi gezmenizi tavsiye ederim. İçerisi gerçekten de Bozcaada’da günlük yaşama ilişkin pek çok obje ile dolu…

Adadaki restoranlardan biri var resimde,  ara sokaklarda gerçekten çok hoş mekanlar var… Asma yaprakları gölge etmiş kimisine, beyaz örtüler serilmiş masaların üzerine, samimi sohbetler için beklemekteler bizi…

Şimdi gelelim adanın en bayıldığımız bir iki nefis lezzetine…

Adada tek bir fırın var…Adı Çiçek Ekmek Fırını…

Bu Fırın adanın tüm ekmek ihtiyacını karşılayan tek fırın. Bütün halk ve restoranlar ekmeklerini buradan alıyorlar. Vahitin yerinde tadına baktığımız çeşit çeşit ekmeğin hepsi bu fırından. O kadar beğendik  ki 10 Tahıllı ve tam buğday ekmeklerinden ikişer tane alıp İstanbul’a getirdik.

Fırın sadece ekmekleri ile değil aynı zamanda çıkardığı damlasakızlı ve bademli kurabiyelerle de çok ünlü. Ağızda dağılan kurabiyeler, kavala kurabiyesinin çok benzeri. Almadan ve tatmadan sakın gitmeyin.

Fırının karşı duvarı da pek süslü 🙂

Gelelim bir başka Ada lezzetine… Bu defa ünlü Ada Cafe’deyiz… Yediğimiz Ada böreği ve ahtapotlu mücver bana kalırsa vasatın üzerinde değildi.. Ancak burada oturup mutlaka bir koruk suyu, bir de gelincik şerbeti içmek lazım… Sıcak havada böylesi yok gerçekten de…

İşte koruk suyu.. limonata benzeri… çok daha az şekerli…

Bu da gelincik şerbeti…

Ve tabi bir de domates reçeli meselesi var.. tadı kireçte kabak tatlısına benziyor… daha önce yediğim havuç reçelini de andıran bir tadı var… adanın en ünlü dükkanı burası… Simyon Salto’nun dükkanı.. Domates reçelinin mucidi… İlk üreticisi… Simyon Salto aynı zamanda adanın Rum cemaatinin de başkanlığını yapmış uzun yıllar boyunca…. Bu yıl Nisan ayında hayata gözlerini yummuş.

Gelelim adanın balık dışındaki bir akşam yemeği alternatifine… Adadaki tek akşamımızda her ne hikmetse benim canım makarna çekince aldık soluğu Bakkal’da.

Bir güzel neniz ürünlü makarna, yanına da rokalı parmezanlı salata…

Sonrasında Talay şatış mağazasından aldığımız buz gibi bir şişe blush şarapla sahile… Ne mutlu bize:)

Ertesi gün Ayazma plajna yaptığımız ikinci ziyarettensonra akşam saatlerinde feribottaki yerimizi alıp İstanbul’a doğru yola çıktık. Bu defa Adanın kalesini gezemedik ama feribottan resimlemeyi de unutmadık…

Hoşçakal Bozcaada… En kısa zamanda yine görüşmek üzere…

Reklamlar

Hakkında Epicurious
Épice kelimesi Fransızca baharat manasına gelir. Baharat hayatın tadı tuzudur. Rengarenktir, lezzetlidir, insanı farklı çağlara, farklı diyarlara götürür. Epicure ya da Türkçe söylemek gerekirse Epikuros, İ.Ö. 300 yıllarında Atina’da bir felsefe okulu kuran filozoftur. Mutluluğa giden yolu aramıştır. Hayattan alınan hazın kaynağının ise en üstün iyilik olduğunu söyler. Genelde gününü gün eden haz dışında bir şey düşünmeyen insanlara Epikurosçu denir. Ama bu bir yanılgıdır. Epikurosa göre en büyük mutluluk kaynağı ruh dinginliğidir. Curious ise meraklıdır…. Araştırır, okur, didikler, sorgular… Epicurious bu üç kelimeyi birleştiren bir kelime oyunudur. Bu bloğun yazarı ise bu üç kelimede de kendinden birşeyler bulur.

2 Responses to Bozcaada’da… (2)

  1. dilek says:

    merhaba Bozcaada ile ilgili olan yazınızı okuduktan sonra mutlaka gitmeye karar verdim.Bozcaada zaten hep aklımdaydı ama sizden sonra kesin gidilecek yerler arasında yer aldı benim için.teşekkürler

  2. Bozcaada Otelleri ‘ne Bu Siteden Ulaşıp Bozcaada Hakkında Bilgi Alabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: