Kısa kısa Dublin (2)

Dublin’in yayalara ayrılmış caddesinin ismi Grafton. Bu caddede hemen hemen tüm büyük mağazaları bulabileceğiniz gibi, cafe ve restoranlara da rastlıyorsunuz. Özellikle Grafton’ı kesen sokaklarda tüm dünya mutfaklarını tadabileceğiniz restoranlar mevcut. Dublin’de geleneksel bir şey yemek istediğinizde aldığınız cevap İngiltere ile aynı : “Bizim mutfağımız diye bir şey pek yok, ama uzakdoğu, İtalyan, Fransız ne ararsanız hepsi var. Eğer illa geleneksel bir şey yemek istiyorum diyorsanız sizi Temple Bar tarafına alalım.:) Grafton ve civarında pek çok sanat galerisine rastlamak da mümkün.

Ara sokakların renkleri gerçekten olağanüstü… Güneş olmasa da aydınlık sokaklar…

Grafton’ın sonuna kadar yürüdüğünüzde karşınıza bu defa St. Stephen’s Green çıkıyor. Burası gerçekten de muhteşem bir park!

İçeri girdiğiniz anda soluduğunuz havanın değiştiğini fark ediyorsunuz.

Bu kadar gezinin ardından bir bira içip soluklanmak isterseniz, Liffey kıyısına yakın olan Temple Bar bölgesine uğrarayabilir, geleneksel İrlanda müziği eşliğinde biranızı yudumlayabilirsiniz.

Benim Dublin maceram bu kadar. Liffey’i göremedim. Guinness’in ve Jamesson’ın imalathanelerini gezemedim. Pub Crawl yapamadım. Bütün bunlar daha düşük tempolu olmasını dilediğim bir Dublin ziyaretinde yapılması gerekenler listemde duruyor. İrlandalılar gerçekten de çok güler yüzlüler. Yolda haritaya bakındığınızı görüp size yardım edeyim mi diye soran pek çok insan var. Onun dışında ne zaman birine bir şey soracak olsanız mutlaka güler yüzle cevap veriyorlar. Ancak bu sizi kandıramayacakları manasına gelmesin.

Son bir hikaye ile bu yazı dizisini tamamlayalım 🙂

Otelden havaalanına gitmek üzere taksi çağırmaları için resepsiyon’un yardımını istediğimde, otel taksi durağı ile 23 euroluk anlaşmalı bir fiyatları olduğunu söyledi. Bu fiyatı uygun bulmadığım takdirde, taksimetreyi açtırabileceğimi de ilave etti.

Ben otele 23 euronun benim için uygun olduğunu söyleyip taksiyi çağırttım. Yolda taksimetreyi kullanmayacağı halde açık bırakan şoföre de bir şey demedim. Havaalanına yaklaşık 500 metre kala taksimetre 20 Euroyu gösterirken şoför kaşla göz arasında bir kablo ile otomobile bağlı olan aleti benim göremeyeceğim uzak bir noktaya sürükledi! İneceğim yere geldiğimizde ben 23 euroyu uzatınca da şaşırdı. Kendi iddiasına göre 35 euro ödemem gerekiyordu! Karşılığında ben o zaman oteli arayalım diyince 23 Euroyu alıp ortadan yok oldu. Aklınızda olsun. Şehir merkezinden bindiğiniz taksinin havaalanına 20 eurodan daha fazla tutmayacağını unutmayın!

Reklamlar

Hakkında Epicurious
Épice kelimesi Fransızca baharat manasına gelir. Baharat hayatın tadı tuzudur. Rengarenktir, lezzetlidir, insanı farklı çağlara, farklı diyarlara götürür. Epicure ya da Türkçe söylemek gerekirse Epikuros, İ.Ö. 300 yıllarında Atina’da bir felsefe okulu kuran filozoftur. Mutluluğa giden yolu aramıştır. Hayattan alınan hazın kaynağının ise en üstün iyilik olduğunu söyler. Genelde gününü gün eden haz dışında bir şey düşünmeyen insanlara Epikurosçu denir. Ama bu bir yanılgıdır. Epikurosa göre en büyük mutluluk kaynağı ruh dinginliğidir. Curious ise meraklıdır…. Araştırır, okur, didikler, sorgular… Epicurious bu üç kelimeyi birleştiren bir kelime oyunudur. Bu bloğun yazarı ise bu üç kelimede de kendinden birşeyler bulur.

2 Responses to Kısa kısa Dublin (2)

  1. kirphi says:

    Dublin cok guzel gorunuyooo…renkler harika…listeme ekledim 🙂

    • Epicurious says:

      Sen kesin daha önce gitmişsindir diye düşünmüştüm… Beğendiğine sevindim.. 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: