Black Swan-Natalie Portman’ın tek kişilik şovu

Tchaikovsky’nin ünlü balesinden sinemaya uyarlanan, bu yılın en iyi film dalında Oscar adayı Black Swan benim gibi gerilim filmlerinden hoşlanmayan biri için bile çok güzeldi. Daha önce bir kez izleme şansını bulduğum Kuğu Gölü balesi sinema diliyle buluşup da, filmin senaryosu balenin orijinal seyrinden ayrışınca gerçekten de tadından yenmeyecek bir kıvama gelmiş. Daha önceden Kuğu Gölünü izlememiş olanlara filmi izledikten sonra daha önce Devlet Opera ve Balesi tarafından da sergilenen bu ünlü balenin konusunu şu linkten okumalarını tavsiye ederim.

İtiraf edeyim Kuğu Gölü benim favorim olan bir bale değil. Müzikleri de nedense bana hep çok tek düze ve tıpkı filmin vermek istediği gibi gerilim dolu gelmiştir.  İşin uzmanı ve bileni olmamakla birlikte genelde Beethoven, Mozart gibi daha popüler kompozitörlerin müziklerini dinlemek bana her zaman daha büyük keyif vermiştir:)

Filmin konusunu anlatmak istemiyorum, kazara buradan okuyun da istemiyorum ancak sizin biraz daha merakınızı uyandırmak için şu ayrıntıları verebilirim:

Sahne geçişlerinde kullanılan yansımalar gerçekten çok başarılı. Davul gibi gerilmenizi sağlıyor. Aynalar, camlar, uzun ver karanlık koridor sahneleri bu hissi daha iyi duymanızı sağlıyor. Bu görüntülere ürperti, kalp atışı, nefes sesleri ve eklem çıtırtıları eşlik ediyor. Öyle ki filmin sadece sesini dinletseniz bir vampir filmi izlediğiniz kanısına kapılabilirsiniz.

Filmde Thomas Leroy’u oynayan Vincent Cassel ile Nina (Natalie Portman) arasından geçen bir replikte Thomas’ın şu sözleri aklımda farklı çağrışımlar yapıyor.

“Mükemmellik baştan aşağı kontrol demek değildir. Ayrıca zincirleri gevşetmektir.”

Mila Kunis’in oynadığı “Lily” ise filmde zevk, sefa ve hayat enerjisinin sembolü.  Yediği yemekten iştahla aldığı ısırıklar, attığı kahkahalar, cinsellik kokan tavırları, vücut dili ile çok davetkar. Lily bir nevi günahkar iken, Nina saf, ürkek bir beyaz kuğu. Sonradan beyaz kuğunun yaptığı siyah kuğu açılımı ile bu görüntü alt üst oluyor ancak siz filmin sonuna kadar neyin ne olduğunu da pek anlayamıyorsunuz.

Black Swan ile birlikte üç  Oscar adayı filmi izlemiş oldum. Inception’ı sevmemiştim.  The Social Network’ü ise başarılı bulmuştum. Akademi’nin kararı ne olur tahmin etmek zor ancak en azından Natalie Portman en iyi kadın oyuncu ödülünü alır gibi hissettim.  Bakalım neler olacak.

Reklamlar

Hakkında Epicurious
Épice kelimesi Fransızca baharat manasına gelir. Baharat hayatın tadı tuzudur. Rengarenktir, lezzetlidir, insanı farklı çağlara, farklı diyarlara götürür. Epicure ya da Türkçe söylemek gerekirse Epikuros, İ.Ö. 300 yıllarında Atina’da bir felsefe okulu kuran filozoftur. Mutluluğa giden yolu aramıştır. Hayattan alınan hazın kaynağının ise en üstün iyilik olduğunu söyler. Genelde gününü gün eden haz dışında bir şey düşünmeyen insanlara Epikurosçu denir. Ama bu bir yanılgıdır. Epikurosa göre en büyük mutluluk kaynağı ruh dinginliğidir. Curious ise meraklıdır…. Araştırır, okur, didikler, sorgular… Epicurious bu üç kelimeyi birleştiren bir kelime oyunudur. Bu bloğun yazarı ise bu üç kelimede de kendinden birşeyler bulur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: