Tatil Yazıları 1: Palamutbükü- Knidos

Uzunca bir bekleyişin ardından 22 Ağustos sabahı önce otobüsle Datça’ya Datça’dan ise minibüsle Palamutbükü’ne vardık. Araba ile değil toplu taşıma araçları ile seyahat edeceğimiz uzun bir rotayı takip edecektik. O yüzden de ulaşım konusunda eziyet çekme ihtimali bizi korkutmasa da aklımızın bir köşesinde duruyordu. Ancak şunu söyleyebilirim ki, özellikle Ege ve Akdeniz kıyılarında her şey, hemen hemen tüm ekonomik faaliyetler turizm üzerine inşa edildiğinden olsa gerek, bütün seyahatlerimizde yeni insanlarla tanıştık, bize gerçekten yardımcı oldular  ve de pratik olarak  pek bir zorlukla karşılaşmadık.

Sabah Datça’ya indikten sonra atladık Otogarda Palamutbükü minibüsünü sorduğumda, az evvel çıktı durun arabanın şoförünü arayalım geri dönüp sizi alsın böylece boş yere burada bir saat beklemeyin dediler.  Böylece, benim için cidden güzel bir hoş geldiniz jesti ile tatil başlamış oldu. Palamutbükü’ne vardığımızda ise minibüsçü amca bizi tam kalacağımız Bük Pansiyon’un önünde indirdi. Datça-Palamutbükü minibüslerinin fiyatı kişi başı 6 TL fakat maalesef, akşam saat 7’den sonra Datça’dan minibüs seferi yok. Datça Merkez’de otogarın yanı başındaki Migros Taksi durağındaki taksiciler, aradığınız takdirde sizi 60TL karşılığında Datça’dan Palamutbükü’ne götürüyorlar. Ancak bana kalsa 60TL’yi taksiye vereceğinize Datça’da uygun bir pansiyon bulup orada kalmak çok daha mantıklı bir seçenek. Çünkü Datça’da da görecek çok şey var.

Neyse konuyu daha fazla dağıtmadan tekrar dönelim Palamutbüküne. Kalacağımız Pansiyonun ismi Bük Pansiyon idi. Odamız henüz hazır olmadığından yaklaşık 1-1,5 saat kadar odanın boşaltılıp hazırlanmasını bekledik. Boşaltıldıktan sonra ise mayolarımızı giyip kendimizi denize attık.


Palamutbükü’nün plajı taşlık, suyu serince ama güzel, berrak. Ufak bir koy olduğundan dolayı yapılaşma pansiyonlarla ve en fazla 2-3 katlı apart otellerle sınırlı. Hemen arkadaki Yaka Köy Muhtarlığına bağlı Palamutbükü. Pansiyonlarla denizi ayıran yegane şey sahil yolu. Hala mütevaziliğini koruyabilmiş bir mekan. Müdavimleri var. Kiminle tanışıp, konuştu isek 8-10 senedir Palamutbükü’nde tatil yaptıklarını öğrendik. Yani aslında pek çok insan buradaki pansiyonları devre mülk gibi kullanıyor desek yanlış olmaz. Zaten çoğu pansiyon sahipleri ile ahbap olmuş vaziyetteler.

Pansiyon ve apart otellerin pek çoğunun önünde kendi restoranları da var. Bütün gün kahvaltıdan başlayarak, öğle yemeği, atıştırmalık, sıcak soğuk içecek ihtiyacınızı bu restoranlardan gidermeniz mümkün. Fiyatlara bakacak olursak, mezelerin porsiyonu 5 TL, çiflik çupra ve levreği 12-14 TL, deniz levrek  ve çuprasının kilosu 35 TL, lagos ve orfozun kilosu ise 60-70 TL civarlarında geziniyor. 50 cclik bira 5TL, 1 duble rakı ise 7,5-8 TL civarında seyrediyor.

Biz ilk akşam yemeğimizi Bük Pansiyonun Restoranında yedik ve yediğimiz en lezzetsiz yemeklerden bir olduğundan dolayı tabağımızdakileri bitiremediğimiz gibi, verdiğimiz paraya da feci şekilde acıdık. Sofraya gelen kılıç şiş beni balıktan soğutacak kadar kötüydü. Kalamar bizim Balıkçıköy’de alıştıklarımızdan farklı bir tat ve kokuya sahipti. Onu da beğenmedik. Sofra’daki en elle tutulur şey deniz börülcesi idi ancak bu olay neticesinde Adam o derece sinirlendi ki, ertesi gün manavdan deniz börülcesi alıp kendisi pişirdi. Böylece bizim tatilde yemek denemelerimiz de başlamış oldu.

İlk günün akşamında pansiyondaki görevlilerden biri ile konuşup, Knidos’a gitmek istediğimizi söyledik. Görevli Palamutbükü’nden Knidos’a sefer düzenleyen Kaptanın arkadaşı olduğunu, konuşup, bizim için ertesi güne rezervasyon yaptırabileceğini söyledi. Biz memnuniyetle teklifi kabul ettik ve Kaptan’la telefon’da konuşup kişi başı 35 TL’ye Knidos Tekne Turu için anlaştık. Gelin görün ki, ertesi sabah teknenin yola çıkma saatine yarım saat kala, tekne turunun iptal edildiği haberi geldi. Epey sinir olduk ve siniri hafifletmek için, o günü de Palamutbükü’nde kah denize girerek, kah pinekleyerek geçirdik.

Bizimle aynı pansiyon’da konaklayan ve daha sabah Pansiyona giriş yapar yapmaz yanıştığımız İstanbul’lu cici bir çiftten Emel Sayın ve Şevket Altuğ’un yazlarını burada geçirdiğini öğrendik. Hatta 2 gün önce akşam sahilde yürüyüş yapan Emel Sayın’ı gördüklerini söylediler. Bunun üzerine sahilin doğu yakasına doğru bir yürüyüşe çıktık. Emel Sayın’ın kendisini göremesek de oturduğu 15-20 evden oluşan küçük ama ferah yazlık sitesini bulup içeride bir tur attık. İçeri girince hemen peşimize takılıp neye ve kime baktığımızı sordukları için de Emel Sayın’a bakıyoruz diyemedik… Neyse diyeceğim şudur ki güzel bir yazlık siteymiş… Satılık, kiralık falan da yokmuş.

Dönüşte, bizim Pansiyonun iki yanındaki Tuna Pansiyon-Restoran’ın önüne oturduk. Bir gece önceki yemek rezaletinden dolayı ben bu defa korka korka da olsa sırf tadına bakmak için bir kabak çiçeği dolması bir de bademli kabak istedim. Önümüze gelenler tatmin edici olunca bu defa biraz daha cesaretlenip bir de kalamar tava istedim. Kalamar da bizi hayal kırıklığına uğratmadı. Sakin sakin bütün günü Tuna’nın önünde geçirdik. Özetle Palamutbükü’nde her yerde yemek yenmez ancak Tuna’da kabak çiçeği, bademli kabak ve kalamar tava yiyebilirsiniz. Öte yandan gitmeden önce yaptığım araştırmalar neticesinde Kıvanç Restoran, Cafe Nostalgia, Badem ve Adamik’in yemek konusunda fena olmadıklarını da öğrendim.

Akşam üstü bu defa sahilin batı kıyısına doğru yürüdük. Yürüyüşün sonunda limana ulaştık. Dizi dizi pansiyonlar burada da sıralanıyordu. Yat limanında farklı bayrak çekmiş çok sayıda gemi var. Yabancı turistlerin de Bükün bu tarafına rağbet ettikleri görülüyor. Yol boyu badem, adaçayı, kekik ve incir satanları görüyorsunuz. İncirler, minik, sert ve yemyeşil, sanki olmamış gibi ama sonra bir ısırıyorsunuz, bal yedim sanıyorsunuz.

İkinci günün akşamı enteresan da bir şey oldu. Hafif bir akşam yemeği yedikten sonra, bir iki bira içtik. Ardından gece saat 12.00 gibi denize girip çıktık. Böyle basit basit anlattığıma bakmayın çünkü benim için gece denize girmek tam bir kabus. Suyun rengi mavi olmayınca gündüz vakti çok sevdiğim serin sulara gece ayağımı dahi sokmam mümkün olmuyor benim.

Sonrasında yat limanına doğru bir yürüyüşe çıktık. Limanda denize karşı bir süre  oturduktan sonra geri dönüş için yürümeye başladık. Biraz ileride, bir grup şen şakrak muhabbet ediyordu. Adam görünce tanıdı Fuat Saka’yı. Fuat Saka benim bildiğim ya da tanıdığım bir müzisyen değildi. Ancak oldukça tok sesli ve kimsenin bilmediği ve söylemediği türküleri farklı şekilde yorumlayarak söyleyen bir müzisyen olduğunu o gece sonunda ben de öğrenmiş oldum. Biz selam verince yanlarına davet ettiler, oturduk yanlarına, hem çalındı hem söylendi. İçkiler içildi.

Bu sırada orada tanıştığımız ve yine uzunca bir süredir yazlarını Palamutbükü’nde geçiriyora benzeyen abinin biri bize çok içilen gecelerin sabahında Palamutbükü kahvaltısı edildiğinden bahsetti. Palamutbükü kahvaltısı balıkçıların sabah avladıkları balıkların daha temizlenmeden doğrudan ızgara edilip yanında bir kadeh kırmızı şarapla servis edildiği kahvaltı imiş. Benim aklım söylenenleri çok kesmese de balıkçı köyünde akşamdan kalmalara ne yapılacağını en iyi balıkçıların bilebileceği düşüncesi ile uygulanabilirliğini çok da sorgulamadım. Ama bunun en favori sabah kahvaltım olmadığını söylemem gerek.

Son gün aslında tekne turu için Datça’ya gitmeye niyetli idik ki, bir gün önce tekne turunu iptal eden çocuk arayıp eresi gün teknenin kesin kalkacağını söyleyince Datça’ya kadar gitmeyip, Knidos’a daha yakın olan Palamutbükü’nden hareket etmenin daha mantıklı olacağını düşündük. Böylece, 3. gün sabah saat 10.45 gibi tekneye bindik ve uzunca süren bir yolculuğun ardından Knidos’a ulaştık.

Knidos

Şehir gerçekten de muhteşem bir konuma sahip. Bir yanı Ege’ye bir yanı Akdeniz’e bakıyor. Kalıntıların pek çoğu yurtdışına kaçırıldığı için 4000 kişilik amfi tiyatro dışında çok da bir şey göremiyorsunuz. Bu da üzücü oluyor tabi. O yüzden çektiğim resimler dışında biraz da bölgenin tarihinden bahsedersem, bilgiler aklımda daha iyi pekişir düşüncesiyle aşağıda kısa bir özet veriyorum.

Datça yarımadasının en uç kısmında Ege ile Akdeniz’in birleştiği noktada Tekir Burnu üzerine kurulan Knidos, antik dünyanın en zengin şehirlerinden biri imiş. Bulgulardan yaklaşık 5000 yıllık olduğu tahmin ediliyormuş. Efes’ten daha büyük bir şehir olmasına karşın hak ettiği ilgiyi göremediğinden bahsediliyor.

Knidoslular, şehrin karşısında yer alan ve bugün üzerinde Deve Boynu Feneri bulunan ada ile yarım ada arasındaki bölge öncelikle doldurulmuş ve arada sadece dar bir kanal bırakılmış. Zamanla ise denizin taşıdığı kumlarla ada ile yarım ada gerçekten birleşmiş. Böylece, iki ayrı denizde iki ayrı liman oluşturulmuş, daha korunaklı olan Ege tarafı askeri, daha büyük olan Akdeniz tarafını ise ticari liman haline getirilmiş.

Şehir birbirini dik kesen yolarda oluşan ızgara planına göre inşa edilmiş. Knidos’un en ünlü bölümü ise Afrodit tapınağının bulunduğu bölüm imiş. Tapınak iki limanı da tepeden görecek şekilde yuvarlak olarak inşa edilmiş. Deve Boynundan iki limanın arasında kalan dar yoldan gelen beyaz mermerlerden yapılmış sütunlu bir yol bu tapınağa çıkıyormuş. Tapınağın tam orta yerinde ise ünlü heykeltıraş Praksiteles’in çıplak Afrodit heykeli varmış.

Heykelin hikayesine baktığımızda, bu ilk çıplak Afrodit heykelini yapan Praksiteles, yonttuğu heykelin canlı gibi algılandığını fark edince, heykeli civardaki adalarda yaşayanlara satmak istemiş. Ama, heykel çıplak olduğu için kimse almaya cesaret edememiş. Ancak, Knidoslular heykeli görür görmez bunun kaçırılmaz bir fırsat olduğunu anlamışlar ve Heykeli, Afrodit Tapınağı’nın en güzel yerine koyarak, ticari bir zihniyetle kullanmaya başlamışlar. Afrodit Tapınağı, heykel sayesinde öteki tapınaklardan daha çok rağbet görür hale gelmiş ve bu çırılçıplak güzelliği seyretme isteği, Knidos’a akını bir kat daha artırmış.

Heykelin nerede olduğu maalesef bilinmiyor. Kaidesi ve basamakları pembe mermerden olan bu tapınağın yanı sıra aşağı şehirde birden fazla amfi tiyatro ve bir de 19.yy.da maalesef İngiltere’ye kaçırılan Demeter heykeli varmış. Ayrıca mevcut olan Büyük Tiyatro’nun taşları da 19. yüzyılda Kavalalı Mehmet Ali Paşanın Kahire’deki sarayına ve Dolmabahçe Sarayına taşınarak inşaat esnasında kullanılmış.

Şehrin en tepe noktalarından birinde karşılaştığım İtalyan turistler kendi vücutları ile harfleri oluşturarak Knidos yazarken benim de fotoğraflarını çekmemi istediler. Onların resmini çektim ama neden aynı resmi bir de kendi makinemle çekmedim diye de hayıflandım doğrusu.

Knidos’u bir yana bırakıp yeniden tekne turuna dönecek olursak eğer, 1 saatlik Knidos antik şehir gezi molası da dahil olmak üzere verilen toplam 3 yüzme molası ile gayet zayıf bir tekne turu idi. Knidos’ta verilen bu bir saatlik molanın biz yaklaşık 45 dakikasını antik şehri gezmek için harcadık. Geriye kalan 15 dakikada da kendimizi hızlıca suya atıp serinledik. Knidos ve yemek molasını verdiğimiz Domuz İni dışında durduğumuz bir diğer koy ise Akvaryum koyu oldu. Hemen hemen her tatil yöresinin mutlaka bir akvaryum koyu olmasından dolayı çok özellikli bir durum teşkil etmemekle birlikte denizin dibinin pırıl pırıl olduğunu ve çakıl taşlarının mozaik gibi ışıldadığını söylemem lazım. balıkları beslemek de çok dinlendirici ve mutluluk verici bir şeydi.

Dönüşte karşılaştığımız sert rüzgar ise günün adrenalin kaynağı oldu. Koca dalgaların üstünde tekne salıncak gibi sallandıkça benim de içim bir hoş oldu. Neyse ki sonunda sağ salim Palamutbükü’ne ulaştık.

Knidos’a giderken unutulmaması gerekenler:

  1. Knidos’a deniz yolu ile gidiyorsanız tura Datça’dan gidin, teknenizi kendiniz gözünüzle seçin.
  2. Tırmanırken kaymayacak bileğinizi sağlam tutacak bir ayakkabı alırsanız yerinde olur.
  3. Fotoğraf makinesini unutmayın unutursanız epeyce hayıflanabilirsiniz.
  4. Eğer denk getirebiliyorsanız akşam üstü gezmeye çalışın zira öğle vakti o kadar tepeye tırmanmak için hava çok sıcak oluyor.
  5. Tırmanırken yanınıza su almayı unutmayın.

Palamutbükü hakkında son söz:

Palamutbüküne bir daha gelir miyim? Dürüst olmak gerekirse önceliğim Türkiye’nin şimdiye kadar görmediği diğer yerlerini görmek olur. Bu yaz benim görebildiğim kadarı ile çocuklu ailelerin çoğunlukla tercih ettiği bir yer Palamutbükü, ayrıca bölgede Hayıtbükü, Ovabükü gibi başka bükler de mevcut. En azından bizim yaptığımız gibi 3 günü sadece Palamut büküne ayırmayıp, ikinci günün sonunda Datça merkeze geçerseniz daha hareketli ve tempolu bir tatil geçirmiş olursunuz. Eğer arabasız geliyorsanız servis saatlerine de dikkat edin.  Palamutbükü’nden Datça’ya minibüs saatleri şöyle 8.30/9.30/12.39/15.00/19.00. Ayrıca sabahları saat 07.00’de kalkan Muğla arabası ile de Datça ve Marmarise ulaşmak mümkün.

Sonuçta denizi güzel, havası çok nemli değil, begonvillerle yaz sonunda Palamutbükü çok güzel. Yaz başında özellikle bahar aylarında çiçek açan badem ağaçlarının altında da çok güzel olduğunu söylüyorlar. Kedisi, köpeği bol. Kahvaltı eden pansiyoncuların masalarının altında geziniyor bu kediler. Her yıl olmasa bile bir defa görülesi bir yer. Sanatçısı bol sofralardan birine de katıldınız mı gecelerinizin bol müzikli, şarkılı, türkülü, şiirli geçeceğine şüphem yok.  İşte bu duygularla Palamut’a bye bye diyerek Datça’nın merkezine doğru yollandık…

Hakkında Epicurious
Épice kelimesi Fransızca baharat manasına gelir. Baharat hayatın tadı tuzudur. Rengarenktir, lezzetlidir, insanı farklı çağlara, farklı diyarlara götürür. Epicure ya da Türkçe söylemek gerekirse Epikuros, İ.Ö. 300 yıllarında Atina’da bir felsefe okulu kuran filozoftur. Mutluluğa giden yolu aramıştır. Hayattan alınan hazın kaynağının ise en üstün iyilik olduğunu söyler. Genelde gününü gün eden haz dışında bir şey düşünmeyen insanlara Epikurosçu denir. Ama bu bir yanılgıdır. Epikurosa göre en büyük mutluluk kaynağı ruh dinginliğidir. Curious ise meraklıdır…. Araştırır, okur, didikler, sorgular… Epicurious bu üç kelimeyi birleştiren bir kelime oyunudur. Bu bloğun yazarı ise bu üç kelimede de kendinden birşeyler bulur.

8 Responses to Tatil Yazıları 1: Palamutbükü- Knidos

  1. oburcan diyor ki:

    Öncelikle bu güzel yazı için tebrikler. Bu “bük” olayı nereden geliyor acaba? Heryerin adı bük’lü!!

    • curiousglobalcat diyor ki:

      Merhaba tekrar,

      Öncelikle yazıyla ilgili güzel yorum için teşekkür ederim.🙂 Gelecek yazılarda da elimden geldiği kadar detay vermeye çalışacağım. Ama notları yazıya dönüştürmek epeyce zaman alıyor.

      Bük kelimesine gelince ben de daha önce Türk Dil Kurumunun web sayfasına bakmıştım. İlk manası dönemeç demekmiş. Öte yandan şu adreste http://www.datcadetay.com/datcakoylar.html bük kelimesinin Türkçede koy anlamına geldiği söylenmmiş. Dönemeç… koy… yakın sayılabilir ama yine de tam cevabı bulamadım. Elime daha detaylı bilgi geçerse yazarım.

  2. Selda Sayan diyor ki:

    merhaba…

    Bende palamutbükü-bozburun gezisi 24-30 eylül tarihleri arasında yaptım ve size teşekkür etmek için ancak yazabiliyorum.Çok teşekkür ederim çünkü gitmeden önce bu yazdıklarınız bana çok büyük rahatlıklar sağladı.Mesela datça dan tekne turuna çıksam mı diyordum,vazgeçtim.Sonra bozburuna nasıl geçeceğim endişesini pek yaşamadım öünkü mavi pidenin eski yerinde ineceğimi biliyordum.Geçerken uslu pansiyona bile baktım hatta yola çıkmadan önce aradım bile🙂

    ben de siz gibi palamutbükünden başladım.sizin pansiyonun yanındaki Aylin ahşap evlerinde kaldım ama orayı çok sevmedim.Gittiğimin 2. günü enson 7 ay önce yağman yapmur merhaba dedi bana,deniz çok dalgalıydı ama o da ayrı bir güzeldi,dalgalar köpük köpük hava güleşli falan güzeldi.bende o gün madem deniz yok diye eski datçaya gittim.ğalapmutbükündeki 3. günde de hemen yakınında ki akvaryum koyunda tüm gün denize girdim.hani şu sizin turla uğradığını koy.

    bozburuna 4. gün geçtim.konaklama için arkadaşımın önerdiği Karia bel de kaldım.İyi ki de orada kalmışım.şu bahsettiğiniz orfoz restaurantının yanında bir butik otel karia bel bir daha giderseniz orada kalın derim. hoş siz uslu yu biliyorum çok sevdiniz:) karia bel e tekne ile ulaşılıyor,tesis çok güzel,konumu çok güzel,insanları çok güzel.bir daha gitmeyi çok istiyorum.neyse karia bel de 2 gün kaldım.öyle çok sevdim ki hiç bozburuna geçmedim.denizi,sessizliği,manzarası,herşeyi çok güzeldi.hatta bir gün orada 3 saatlik bir tekne turuna katıldım ki o da çok güzeldi.çok güzel koylar var yakın mesafede ,mutlaka görülmeli.kısa zamanda gezilmesi de bir avantaj.

    böyle işte.bozburunla bitirdim tatilimi.kaş a geçmedim daha önce 2 kere gitmiştim,orayı da severim.en çok ta kekova ve limanağzını sevmişimdir.yani gezimizin tek bi farklılığı kaş ın bende olmamasıdır.

    yola çıkmadan önce datça palamut bükü minibüs saatlerini ararken buldum sitenizi ve inananın çok yardımcı oldu bana.gezerken bir çok yerde aaaa buranın fotoğrafını gördüm ben dedim🙂

    kendi adıma çok teşekkürüm.elinize sağlık çok güzel ve yararlı bir paylaşım olmuş.

    hiç pişman olmayacağınız güzel keyifli nice geziler dilerim🙂

    • Epicurious diyor ki:

      Verdiğim bilgilerin faydalı olmasına gerçekten çok sevindim:) Güzel bir tatil olmuş sizin için de🙂 Dediğiniz gibi Kaş dışında aynı yollardan geçip aynı yerleri gezmişiz. Karia Bel’i hiç duymamıştım. Dediğiniz gibi Uslu’dan vazgeçmem zor ama yine de göz atacağım.

  3. Ezgilerle diyor ki:

    Çok güzel yorumlar ve Makaleler görüyorum paylaşımlar için herkeze thxx

    Muhabbet türkülerinin mekanına bekleriz selametle…..

    http://turku-gunes.blogspot.com/
    http://www.facebook.com/pages/Muhabbet-turkuleri/110855138982990


           
     türkülerim mekanı

  4. Murat Özer diyor ki:

    Merhaba
    Sanırım yazınızı biraz geç okudum ama oldukça doyurucu bir yazı olmuş. Kaleminize sağlık. Palamutbükü’ne 2008 yılında gitmiş ve önümüzdeki 10 yıl için de tatil programımızdan çıkartmıştık. Deneyimlerimin ayrıntılarını http://ozermurat.wordpress.com/2013/04/05/datca/ linkinden de okuyabilirsiniz.
    Saygılarımla.
    Murat

  5. Geri bildirim: Tadı hala damağımda: Datça Aktur’da bir kaç gün | Karma has kicked my ass

  6. Anonim diyor ki:

    Yöre Halkının dışında herşey çok güzel. Yöre halkının gözü açılmış gelen misafirlere ingiliz turist muamelesi yapıyorlar. Bir küçük su bakkaldı 2 lira.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: