Siyaset üzerine düşünceler

Siyaset genel olarak üzerine yazmaktan hoşlanmadığüım bir konu. Bunun sebeplerine gelince ben gündemi sıkı sıkı takip edenlerden hiç olmadım. Gazete okumam. Televizyonu da Cnbc-e dışında pek seyretmem. Üstelik zaten Türkiye’de herkes siyaset analisti olduğu için ve genel olarak  üç beş kişi bir araya geldiğinde dahi siyaset konuşurken sert bir üslup benimsemekten  hoşlandıkları için sevmem. Medyanın aslında nasılda bazı şeyleri izleyicilere, okuyuculara pompalayabildiğini düşündüğüm, resmin bütününü görebilmek için işin iç yüzünü bilmek gerektiğini düşündüğüm için sevmem. Neticede, CNN televizyonunun haber yapmadığı hiç birşeyin dünyada haber olamadığı savı eğer doğru ise aslında hepimiz bir şekilde medya tarafından güdülüyoruz hissine kapılırım. İnsanların çoğunun siyasetle çok ilgili olmakla birlikte aslında televizyondan, gazeteden öğrendiklerini, okuduklarını kendi görüşleri olarak benimseyip, bu dost sohbetlerinde, kahvehanelerde, evde, işte, içki sofralarında büyük siyasetçi edasıyla konuştuklarını da düşünürüm.

Dünyada yaşanan hemen her gelişmenin domino taşları gibi birbirine etki ettiğini düşününce hiç birşeyi bana sunulduğu haliyle kabul etmemek konusunda içimde güçlü bir inanç da mevcut. Dönem değiştikçe insanların ve onların etki ettiği herşeyin değişip yeniden şekillendiği ortada. İklim bile değişmedi mi bu sayede. İnsanın tarihine baktığımızda bugünün bilgi ve iletişim teknolojileri sayesinde bu değişim ve dönüşüm sürecinin günümüzde büyük hız kazandığı da bir gerçek.

Türkiye’de gündemin sakin olduğu bir dönem olduğunu hiç hatırlamıyorum. Sonuçta 70 milyonu aşkın nüfusu ile büyük bir ülke. Ekonomik ve insani potansiyeli iyi değerlendirilirse çok sağlam adımlarla gerek dünyadaki gerekse de bölgesindeki konumunu çok ilerilere taşıyabilme kapasitesi olduğunu düşündüğüm bir ülke. Bunun dışında tıpkı benim gibi arafta kaldığını düşündüğüm de bir ülke. Bir klişe haline gelmiş olan kültürlerin bir arada eridiği pota, kültürler mozaiği betimlemesinin belki de en çok uyduğu ülke. Bu durumun artılarının yanında eksileri de var tabi. Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes Film festivalinde aldığı ödülün ardından söylediği gibi zaman zaman yalnız bir ülke. Ama bu yalnızlık duygusunu abartmanın da bir gereği yok bence. yalnızlık biricikliği de beraberinde getirebilir zannımca. İşte o yüzden nasıl bir sonuca varacağımız tamamen olaya nereden baktığımızla ilintili bir durum bence.

Bu günlerde Türkiye siyasetinin de büyük bir değişim süreci içerisinde olduğu konuşuluyor, yazılıyor, çiziliyor. Baykalın istifasının Türk siyasetine kaybettiği canlılığı kazandıracak kapılar açtığı söyleniyor. Değişim başladı deniyor. Değişim zaten 2002 yılında AKP iktidara geldiğinde başladı diye düşünüyorum ben. Statükonun yıkılmaya başladığı dönem, ister beğenilsin ister beğenilmesin Recep Tayyip Erdoğan ile başladı. Demokratik bir seçim sonucunda iktidara gelmiş yeni bir parti, yeni bir lider ve yeni söylemler.  Her iktidarın yaptığı iyi icraatlar da kötü icraatlar da bir aradadır. Kimsenin salt iyi ya da salt kötü olamayacağı gibi demokratik usulde seçilmiş iktidarların salt iyi ya da salt kötü olmaları beklenmez. Recep Tayyip Erdoğan’ın yakaladığı rüzgar değişim süreci açısından yeni fikirler üretemeyen, statükoyu koruyarak, aynı insanlar tarafından yönetilen siyasi partilerin oyun dışı kalmasına da sebep olmuştur. Çünkü tıpkı her insanın kararlarını verirken dinlediği bir sağduyu olduğu gibi toplumların da bir sağduyusu olduğuna inanırım ben. İşte zaten bu sağduyu demokrasinin  yeşermesini, serpilmesini sağlayacak en büyük dürtüdür kanaatimce.

Şu anda televizyon ekranlarından CHP Genel Kurultayı canlı olarak yayınlanıyor. Kemal Kılıçdaroğlu’na büyük bir ilgi, büyük bir destek  var. Ekşi sözlükteki tartışmalar, facebookta kurulan gruplar, karşılıklı atışmalar Kılıçdaroğlunu seven ya da sevmeyen herkesin damarlarındaki adrenalin oranını artırmış gibi görünüyor. CHP Türkiye’nin başbakanını seçiyor deniyor.

Peki bu gelişmelerin Türkiye’ye etkisi ne olacak? AKP gibi yeni çıkış yapabilecek bir partiye dönüşebilecek mi CHP. Başbakanın 2007 seçimlerini kazandığında yaptığı ilk konuşma hala kulaklarımda. Biz bütün Türkiye’yi kucaklayacağız. Hepinizin Başbakanı olacağım oy verenlerin de vermeyenlerin de. Kılıçdaroğlu’nun verdiği demeçlerde de benzer açıklamaları yaptığını görüyoruz.  Bir taraftan Recep Tayyip Erdoğan’ın 2007 seçimlerinden bu yana geçen yaklaşık dört senede  tüm kesimleri kucaklayıp kucaklayamadığını düşüne  duralım Kılıçdaroğlu’nun statüko sever CHP ile bunu başarıp başaramayacağını da ilerleyen zaman içerisinde göreceğiz.

Burada Türk siyasetinin milliyetçilik, Atatürk ve din  üzerinden siyaset yapmayı bırakıp günün gereklerine göre, ülkenin önünü açacak politikalar üretip üretemeyeceği, iktidarın yaptığı herşeyi okumadan, incelemeden araştırmadan yanlış olarak niteleyip nitelemeyeceği,  muhalefetin gerçekten muhalefet gibi davranıp davranamayacağı, siyasetteki sert üslubun kırılıp daha yapıcı eleştiriler yapılıp yapılmayacağı kimin iktidar olduğuından daha önemli bence.

Beklentiler yüksek, gördüğüm kadarı ile kendisini AKP’li ve CHP’li olarak tanımlayan herkes heyecanlı. Bir laf var zirveye çıktığın gün en güçlü olduğun gündür diye. Onu takip eden süreçte eğer beklentiler karşılanmaz ise engellenemez ve zorunlu bişr iniş süreci başlar. Bu nedenle CHP’nin bugün genel başkanını seçtikten sonra seçim kazanmış havasına girmeyip, somut adımlar atabilmesi gerekir aksi takdirde daha önce orta sağ ve orta sol partiler tarafından inşa edilen statükoyu söküp atan AKP’nin kendisine göre şekillendirdiği yeni statükonun yerine değişimi koyabilme şansı da ortadan kalkar.

Tüm bu düşünceler ışığında, yaşanan son gelişmelerin Türk siyasetine ihtiyacı olan olgunluğu ve sağduyuyu  kazandırabilmesi benim en büyük temennim. Seçimlere yaklaşık bir sene var. Hep birlikte izleyip göreceğiz.

Reklamlar

Hakkında Epicurious
Épice kelimesi Fransızca baharat manasına gelir. Baharat hayatın tadı tuzudur. Rengarenktir, lezzetlidir, insanı farklı çağlara, farklı diyarlara götürür. Epicure ya da Türkçe söylemek gerekirse Epikuros, İ.Ö. 300 yıllarında Atina’da bir felsefe okulu kuran filozoftur. Mutluluğa giden yolu aramıştır. Hayattan alınan hazın kaynağının ise en üstün iyilik olduğunu söyler. Genelde gününü gün eden haz dışında bir şey düşünmeyen insanlara Epikurosçu denir. Ama bu bir yanılgıdır. Epikurosa göre en büyük mutluluk kaynağı ruh dinginliğidir. Curious ise meraklıdır…. Araştırır, okur, didikler, sorgular… Epicurious bu üç kelimeyi birleştiren bir kelime oyunudur. Bu bloğun yazarı ise bu üç kelimede de kendinden birşeyler bulur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: