Koşturuyordum.

Sevgili blog; yoktum, yazamadım, koşturuyordum. Ansızın bir Pazar akşamı saat 9 civarında gelen telefonun ardından önce Brüksel’e sonra Lüksemburg’a sonra da İstanbul’a gidip, nerede ise 2 hafta kendi yatağımda uyuyamayınca rutin olarak yaptığım şeylerde aksamalar ortaya çıktı yine. Son bir aydır yazı yazamadım. Facebook’ta Farmville oynamaya başladım. Hatta yeni yeni poker’e sardırdım. Okey bile oynadım. Ama yazı yazamadım. Bir yerden başlamam lazım yeniden. O yüzden bari buradan başlayayım dedim bugün ben. Hani yazacaklarımı belli bir konsepte uydurmam da çok zor aslında çünkü üzerinden zaman geçtiği için her biri kopuk kopuk aklımdalar.

Brüksel ve Lüksemburg’la ilgili anlatacak çok fazla bir şey yok o yüzden ben doğrudan İstanbul’a geçmek istiyorum, IMF-Dünya Bankası Yıllık Toplantılarına. Feci yorucu geçen ve işle ilgili bölümlerini atlayarak tabi.

Toplantılar vesilesi ile İstanbul’un tüm otellerinin fiyatları tavana çekip krizin etkilerini hafiflettikleri kesin. Toplantıya katılan, katılmayan ama izleyen, organizasyona bir köşesinden bulaşmış herkesin birbiri ardına gezdiği resepsiyonlarda yenilen içilenin de haddi hesabı olmadığı da kesin sanırım. Yani ekonomi toplantısı hem ekonomiye hem de midelere katkıda bulundu.

Ben bir yandan İstanbul otellerinin her birini yakından inceleme fırsatı bulurken, bir yandan da Ankara’ya döndükten sonra Sheraton’da gittiğim bir resepsiyonda Ankara otellerinin İstanbul otelleri yanında sınıfta kaldığına karar verdim.

Niye mi? Tuvaletlerde küçük el havluları yok bir kere. Eh zaten Ankara otellerinde manzara da yok.

Neyse abartmadan sadede gelip Swissotel’de gördüğüm bardak tutucuları anlatmalıyım.
Şimdi kokteyllerde, resepsiyonlarda, açık büfe yemek verilen toplantılarda en büyük sıkıntınız nedir? Böyle davetlerde nedense bistro masa sayısı davetli sayısının ihtiyacını karşılamaktan uzaktır. O yüzden insanlar ellerinde tabak çatal bıçak bir yandan yemeye çalışırken içkilerini nereye koyacaklarını bir türlü bilemezler.

İşte bunun için tabakların kenarına kıskaçlı bardak tutucular iliştirmişlerdi Swissotel’de. İnterneti ısrarla arayıp taramama rağmen bir türlü bu yaratıcı tasarımın bir kopyasını bulmayı başaramadım. Ama bakın neler buldum.
14f

tabak

Reklamlar

Hakkında Epicurious
Épice kelimesi Fransızca baharat manasına gelir. Baharat hayatın tadı tuzudur. Rengarenktir, lezzetlidir, insanı farklı çağlara, farklı diyarlara götürür. Epicure ya da Türkçe söylemek gerekirse Epikuros, İ.Ö. 300 yıllarında Atina’da bir felsefe okulu kuran filozoftur. Mutluluğa giden yolu aramıştır. Hayattan alınan hazın kaynağının ise en üstün iyilik olduğunu söyler. Genelde gününü gün eden haz dışında bir şey düşünmeyen insanlara Epikurosçu denir. Ama bu bir yanılgıdır. Epikurosa göre en büyük mutluluk kaynağı ruh dinginliğidir. Curious ise meraklıdır…. Araştırır, okur, didikler, sorgular… Epicurious bu üç kelimeyi birleştiren bir kelime oyunudur. Bu bloğun yazarı ise bu üç kelimede de kendinden birşeyler bulur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: