İspanya, Barcelona

Benim 1997 yılından beri tuttuğum bir seyahat defterim var. Ta ilk yurtdışı gezilerimden beri orada gördüklerimi bir deftere not etmeyi alışkanlık haline getirmiştim aslında ama daha sonra uzunca bir süre bu alışkanlığımı terk ettiğimi aradaki bir takım ülkelere ilişkin elimde hiç bir not olmamasından anlıyorum. Pişman olmak için çok geç o yüzden en iyisi bari elimdekileri kurtarayım ben dedim ve eski seyahatlerimi buraya yazmaya karar verdim. Dün gece bilgisayarımda resimlere bakarken 2004 yılında gittiğim 10 günlük İspanya tatilinin resimlerini görünce, bu tatil sırasında aldığım notları daha önce “msn spaces”e aktardığımı hatırladım ve dedim hemen şunları toparlayıp buraya yazmalıyım.

İspanya gezisini planladığım sırada, Londra’da öğrenciydim. Christmas tatilinde Londra’da kalıp o zamanki erkek arkadaşımı 15 metrekarelik yurtodamda ağırlamak zorunda kaldığım için ruhuma daraltılar bastığını ve çocuğu uçağa bindirip de Türkiye’ye gönderdikten sonra dünya varmış diyip, kuşlar kadar hafiflediğimi hatırlıyorum. Bunun tabi bir sürü sebebi var.

Bir kere 3 haftalık tatilin tamamını Londra’da geçirmiş olmak delilikti bence. Yol o kadar kısalmışken önceden planlayıp New York’a gidebilirdim. İkincisi bütün tatil kavga ettiğimiz için benim için ilişki zaten bitmiş oldu. Ancak çocuk sonuçta Londra’da benim evimde misafir olduğu için uçağa bindirmeden önce bir de terk etmeyip bari deyip, sakız gibi sünen bir ayrılık süreci yaşamış oldum. Üstüne üstlük yılbaşı gecesini yabancı bir şehrin sokaklarında, bu şehir Londra bile olsa, sevgili ile yalnız geçirmenin pek de eğlenceli olmadığını da anlamış bulundum. Yılbaşı arkadaşlarla geçirilecek bir gece , ya da tek başına evde TV, pijama, terlikle.

Neyse Christmas tatilini böyle ıskalayınca, ben sinir oldum tabi. O yüzden daha okul başlar başlamaz ben bu defa Easter tatilini planlamaya başladım. Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir sözünü dikkate alarak, rotayı İspanya’ya çevirdim. O zamanki erkek arkadaşıma da sen benimle İspanya’ya falan gelme, biz seninle tatilde anlaşamıyoruz dedim. Peki ama kiminle gidecektim?

Acilen yurttaki flat arkadaşlarım arasında bir anket yapıp bizim Malezyalı kızı kafaladım. Böyle olunca geriye tatili planlamak kaldı. Açtım Easy Jet’i 40 Pound’a Londra- Barcelona gidiş Madrid dönüş uçak biletini hemen aldım, otelleri de ayarladım. Tatil rotası konusunda bizim Malezyalı ile biraz çekiştik, ben sadece Barcelona ve Madrid’le yetinmeyip aynı zamanda Granada, Cordoba, Sevilla artık allah ne verdi ise gezmek istiyordum, bu da en az 2 haftalık bir tatil demekti. Bu tatilden sonra da Londra’ya dönüp sınavlara çalışmam gerekiyordu. Neyse bizim Malezyalının pintiliği tutup, sadece Barcelona ve Madrid’e gidelim deyince, sınavlardan kalıp, burslu okuyup da okulu bitiremeyen tek öğrenci ünvanına da erişmek istemediğim için tamam dedim.

Tatile gitmeden 1 gün önce elimdeki fotoğraf makinesinin Gaudi’nin muhteşem eserlerini çekmek konusunda kifayetsiz kalacağını da görüp acil tarafından Amazon’da bir araştırma yapıp hemen kendime bir fotoğraf makinesi aldım. Bu arada Barcelona -Madrid arası uçak biletlerimizi gitmeden 1 hafta önce aldığımız için 1 saatlik uçak yolculuğuna 60 pound para bayıldık. Yine de toplam yol parası şu anda Türkiye çıkışlı uçuşlara verdiğimiz paranın sanırım dörtte biri falan oldu.

Neyse havaalanında benim taşıdığım pasaport için İspanya’ya vize gerekmediğini görevlilere anlatana kadar epey acı çektim. Hatta öyle ki az daha uçağı kaçırıyordum. Neyseki akşamın geç bir satinde kazasız belasız Barcelona’ya indik ve kalacağımız hostel’ı bulduk. Biz biraz dinleniriz, ertesin günde tabana kuvvet bütün gün yürürüz diye düşünmüşken, hostel’ın bulunduğu sokağın bir motorcu cenneti olduğunu anlamamız çok sürmedi. Bütün gece sanki yattığımız odanın ortasından Harley Davidson, Kawasaki, Honda, Yamaha marka motorların geçtiğini hatta ezileceğimizi dalan düşündük. Motorcular yorgun düşüp evlerine dönünce biz de gün ağırana kadar 1-2 saat kestirebildik.

Ertesi sabah muhteşem Barcelona ile tanıştık. Kocamannnn caddeler, sahil, palmiye ağaçları, sanki İzmir. Ne de olsa başka başka açılardan da olsa ikisi de Akdenize bakıyor. İzmir’den en büyük farkı mimarisi. Gaudi gibi deli deli mimarların yaptığı sıradışı evler, inanılmaz güzellikte ferforje balkon demirleri, bol bol turist, İspanyollar, Katalanlar ve her yerde dalgalanan sarı kırmızı bayrakları.

Çok zevkli bir şehir Barcelona. La Rambla en turistik ve marinadan yukarıya dogru uzanan büyük caddeni adı. Alışılanın aksine bu caddede yolun ortası yayalara ayrılmış, trafik ise ortadaki bu yaya kaldırımının iki yanından akıyor, iki yanı cafeler barlar çiçekçiler pandomim sanatçıları hediyelik esya satan dükkanlar restoranlarla dolu burası.

La Rambla

Liman tarafından baslayarak yukarı dogru yürüyünce ulaşılan ilk meydan Placa Catalunya. Buradan yol ikiye ayrılıyor, bir yandaki cadde Passeig Garcia. Passeig Garcia’ya özellikle dikkat cekiyorum çünkü Gaudinin yaptığı pek çok ev burada… Casa Battlo ve Casa Mila (diğer ismi La Pedrera) burada. Her iki evin de içi gezilebiliyor.

Casa Battlo
Casa Mila
Casa Mila

Özellikle Casa Battlo’da gezerken insan bir akvaryumdaymış hissine kapılıyor. Evin içi mavi bir ışıkla kaplı. Son derece ferah ve iç açıcı. Maalesef bu evin içinde resim cekmek yasak ancak kartpostal almak mümkün.

Passeig Garcia üzerinde sabırla yürümeye devam edince Fontana ve Lessepo metro durakları arasındaki Carolines sokakta Casa Vicens’i de görmek mümkün. Bu evin icini gezmek mümkün değil ama bahsettiğim caddeler o kadar güzel, apartmanlar o kadar özenle yapılmış ki, sadece Gaudi değil ama neredeyse Barcelonalı bütün mimarlar özene bezene çalışmışlar. Demir işlemelere ve vitraylara çok dikkat lütfen.

Bir de tam olarak nerede olduğunu hatırlayamadığım ama yine ferforjeden yapılmış kapısına ve bacalarına bayıldığım Guell Pavillion var.

Guell Pavillion
Guell Pavillion
Guell Pavillion

Görülecek bir diğer yer La Rambladan sonraki diğer önemli cadde olan Via Laietana üzerindeki sokaklardan birinde yer alan Palau de la Musica. Ben bu müzik sarayının içini ancak kartpostallarda görebildim. Bilet alınıp Konser seyretmek bahanesiyle gidilip hem konser dinlenebilir hem de bu fırsattan istifade bu müzik sarayının her köşesi incelenebilir ya da sabah cok erken saatte gidilip bilet alınarak rehber esliğinde de gezilebilir. Bunun için sanırım randevu almak ya da erkenden orada olup isim yazdırmak gerekiyor. Kartpostallardan içerisinin rengarenk ve inanılmaz satafatlı olduğu anlaşılıyor. Zaten binanın dışı da çok süslü.

Sagrada Familia, Gaudi’nin başlayıp bitiremediği katedral. Mutlaka görülmeli! Son derece farklı bir katedral, vitraylarının renkleri birbirine bu kadar yakışmış bir katedral hiç görmemiştim. Katedralin her yerine bezenmiş heykellerin her biri ayrı ayrı resmi çekilmeye değer gerçekten de.

Sagrada Familia
Sagrada Familia

Şehir merkezinin biraz dışına çıkıp, biraz da merdiven çıkmayı göze alırsanız Park Güell görülebilir. Çocuklar için Gaudi tarafından yapılan bir park bu. Parktaki şekerleme gibi duran evlerden her an Hansel ve Gratel masalındaki çocuk yiyen cadı fırlayacakmış gibi duruyor. Tabi bir de meshur bukalemun heykeli var.

Park Guell

Barcelonadaki baska ilginç bir sey ise Liman tarafındaki Deniz müzesi. Bu müzede İnebahtı deniz savasında Osmanlı donanmasını yenilgiye uğratan Don Juan’ın kocaman kalyonunu sergiliyorlar. Ummadığı bir anda insanın karşısına tarihinin bir parçasının çıkması çok garip bir his oluyor, gemiyi görüp kulağımda audio rehberle savaşı bir de tarihin diğer tarafından dinleyince epey tuhaf hissettiğimi hatırlıyorum.

Liman ya da marina tarafında ki bir diğer görülebilecek yer Barcelonetta dedikleri plaj. Hava kosulları müsade ederse keyifli bir öğleden sonra güneşin altında mayışarak geçirilebilir. Tabi La Rambla’nin liman tarafında sona erdiği meydandaki kocaman bir sütun üzerindeki Kristof Kolomb heykelini de unutmamak lazım.

Hımmmmmm, mutlaka görülmesi gereken cokkkk önemli baska bir yer daha var. La Rambla üzerinde limanı arkanıza alıp yukarı doğru yürürken caddenin sol tarafında bir pazar yerinin giriş kapısını göze çarpıyor. Bu pazar cidden olağanüstü. Meyvelerden, sebzelerden insan gözlerini alamıyor. Peynirler, zeytinler, şarküteri ürünleri, kuruyemişciler, balıkçılar yanyana dizilmişler. Deniz ürünleri konusunda cidden aşmışlar.Pazar yerinde uzun bar taburelerine oturup yemek yenebilecek yerler de var. Biz bunlardan birinde Barcelona’daki son günümüzde inanılmaz bir öğle yemeği yedik. Tadı hala damağımda. Özellikle yedigim bir balık yemeği aklımdan hiç çıkmıyor. Havyarımsı ufacık balık yumurtalarından yapılmış bir yemekti. O ufacık ve aslında cidden vıcık vıcık görünen balık yumurtalarını tavada kavurup üzerine yumurta kırdılar, üzerine biraz da acı sos, hayatta hayal edemeyeceğim bir tat çıktı ortaya. Bir daha Barcelonaya gidersem baska bir yer aramaktansa bütün yemeklerimi bu küçük ayak üstü bistroda yemeye karar verdim o gün.

Barcelona’da Pazar Yerinde Yemek
Barcelona’da Pazar

Son bir sey. Barcelonada inanılmaz bir Picasso müzesi var… Özellikle Picasso’nun Velasquez’in Las Meninas tablosunu kendi yorumuyla yeniden yaptığı resme bayıldım. Herkesin görmesi şiddetle tavsiye olunur.

Çok uzun bir yazı oldu Barcelona kendi başına, artık Madrid başka zamana 🙂

Reklamlar

22 thoughts on “İspanya, Barcelona

Add yours

  1. Kızkardeşimin 3 yıl yaşadığı Barcelona’yı azbuçuk bilen biri olarak şunu söyleyebilirim;kısa bir turistik seyahat için çok verimli geçmiş. En sevmediğim şey turistik bir şehrin en turistik yerlerinde dolaşmak ve yöresel yemeklerle ilgisi olmayan yemeklere dünyanın parasını vererek o şehir hakkında yorum yapmaktır. Bu anlamda Barcelona’ya gelen herkes La Rambla’da dolaşacak,kabul ama o pazara girip , ki adı La Boqeria’dır , orada dolaşmak ve yemek yemek yapılacak en “Katalan” şeydir. Benim favori mekanım Pinotxo Bar’dır. Uygun fiyata güzel Tapas yemek isteyen herkese tavsiye ederim. Yakında ben de bir Barcelona yazısı yazacağım 🙂

  2. Seyahat kısa idi ve üzerinden çok zaman geçtiği için yazarken kim bilir daha ne detayları unutuldu 😦

    Ama senin İspanya yazılarında unuttuğumdan da fazlasını bulacağımı düşünüyorum. Sabırsızlıkla bekliyorum. 🙂

  3. Yok canım beklentini o kadar yüksek tutma.Benim çizgim belli,bu çizgi dahilinde 1 haftaya sığdırabildiğim kadar yer gezeceğim 🙂

    1. 7 günde en az 7 restoran yazacağnı hesap edersek bu bile benim beklentimi fazlası ile karşılayıp, ağzımın sularının akmasına yetecektir. 🙂

  4. 7’de 7 iddialı bir rakam ama elimden geleni yapacağım.Araya daha genel 1-2 yazı da serpiştirmeyi düşünüyorum,La Boqeria gibi. Tavsiye varsa alabilirim.

  5. Benim aklımda en çok yer eden yemek kesinlikle La Boqeria’da yediğim yemek. Onun dışında Limandaki bir restoranda ve La Ramblas üzerindeki bir Tapas Bar’da bir şeyler yediğimizi hatırlıyorum. Ama iz bırakmamışlar bende. O yüzden senin tavsiyelerini merakla bekliyorum.

    1. Barca bize epeyce iyi davranmıştı aklımda kaldığı kadarı ile. O yüzden bu tanımlamayı haketmez diye düşünüyorum 🙂 Hatta Barcelona’da daha fazla kalmayıp 3 günü Madrid’de harcadığıma üzülmüştüm ne yalan söyleyeyim.

      Benim aklımda güneye de inip Granada ve Cordobayı da gezip, biraz daha lokal hayatın içine karışmak vardı ama olmadı. O yüzden senin güney İspanya yazılarını da merakla bekliyoruz.

  6. Benim programımda 2 gün Barcelona,kalan zamanda Malaga var. Malaga’dan Marbella ve Sevilla planları yapıyorum.Bakalım, kısmet 🙂

    1. O zaman sadece yemek yazısı değil, başka şeylerden bekleriz senden 🙂 Biraz da tarih, mimari… ne dersin…

      1. ben sadece genel yazılar yazarım(örnek Alaçatı), caddelerden ve güzel binalardan örnekler,birkaç detay vs. Eğer özel bir şeyler çıkarsa yazacak yerim yok.Bunları yayınlayacak bildiğin tanıdığın biryer var mı? 🙂

    1. Aklında bir şey var da söylemiyor gibisin… çıkar baklayı ağzında bakalım 🙂

    1. Diyorsun ki konuk yazar olayım 🙂
      Ama biz konuk sanatçı kabul etmiyoruz malesef.. Forma sadece Fenerbahçe forması kabul ederdim ama o da var zaten evde 🙂
      Bence bir blog daha açmalısın… çok büyük keyifle okunacağına eminim 🙂 Er ya da geç başka tarz yazılar da yazmak isteyeceksin çünkü 🙂

  7. Olmadi, FB zemini de bana yakismaz. Ama misafir sanatci almama prensibi cok hain yazilarla sana geri donecek 🙂 bu sefer zeytinyagi ile de kurtulamazsin 🙂

    1. Bir sürü hayranın, okuyucun, takipçin var hadi bana acımıyorsun onların suçu ne 🙂

  8. Haklisin, son gunlerin en populer ve zevksiz esprisini yapayim: “milyonlarin sucu ne?” 🙂

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑

%d blogcu bunu beğendi: