Porselen Aşkı…. Ayrancı Antika Pazarı ve bir Müzayede….

Son bir kaç aydır aklımda olup da bir türlü gerçekleştiremediğim bir şey var: Ayrancı Antika Pazarında bir gün geçirmek. Eskiden eskiye pek rağbet etmiyor olmamdan mütevellit yıllarca Ayrancı’da oturup da şimdiye kadar oraya uğramamışlardanım ben. Tam olarak ne zamandı çok hatırlamamakla birlikte sanırım Kütahya Porselen’in sanat koleksiyonundaki kahve takımlarını gördükten sonraki bir vakitte, dedim ki kendi kendime,  ben görüp beğendiğim kahve ve çay fincanlarını toplamalıyım. Öyle ki kendime her gün ayrı bir fincanda servis yapmalıyım. Mutfaktaki fincan dolabını açtığımda içim açılmalı, renk renk fincanlar bana göz kırpmalı. Hatta birbirinden farklı tabaklarım da olmalı. Sonunda olayı iyice büyütüp gümüş çatal bıçaklar hayal etmeye başladım.

İşte böyle başlayan merakım son günlerde yaptırdığımız toplantı salonuna aksesuar seçerken depreşti. Çiniler, altın-gümüş varaklar, küplar, ibrikler, duvar tabakları derken takvim çarptı gözüme. Önümüzdeki Pazar, Aralık ayının ilk haftasonu, yani yılın son Ayrancı Antika Pazarı dedim kendi kendime. Sonra internette gezinirken bir de müzayede çarptı gözüme. Almak  değil ama bakmak bedava dedim içimden. Şimdiye kadar hiç görmediğimi düşündüm. Tam da sırası dedim.  

Yani Pazar günü eskiye rağbet edeceğim ben. Merak edenler için, Ayrancı Antika Pazarı Ayrancı kapalı pazar yerinde her ayın ilk Pazar günü organik ürün pazarı ile yan yana kuruluyor. Ankara Antikacılığın düzenlediği müzayede ise saat 14.00′te Swissotel’de başlıyor.

Bir acı kahvenin 40 yıl hatırı var mıdır? Bu fincanlarda ikram edildiyse evet vardır

Türk kahvesini bir çocuklar sever bir de yaşı otuzu geçenler. Çocukken büyükler tarafından çok hoş karşılanmadığı için Türk kahvesi içmek benim için önemli birşeydi. Tabi ki şekerli olmalıydı benim kahvem. Nişanlımın kara olacağını umursamadan büyüklerin fincanları doldurulduktan sonra cezvenin dibinde kalanı çaktırmadan mideye indiriverirdim. Üstelik Türk kahvesinin pişirdikçe çoğalan bir şey olduğuna inanırdım. Nasıl mı? Bir cezveye 3 tatlı kaşığı kahve koyarsınız. Üzerine ölçerek 2 fincan su koyarsınız. Kahve hazır olup fincanlara koyulduğunda görürsünüz ki fincanlar ağzına kadar dolduğu halde cezvenin dibinde hala kahve var. Bu o yıllarda benim çözemediğim bir muammaydı.  Sonra erkenlik, lise, ve üniversite yılları boyunca Türk kahvesiyle pek aram olmadı. Ama yaş otuzu geçtiğinden bu yana özellikle de son 1 yıldır arada canım öğle yemeğinden sonra Türk kahvesi çekiyor. Ya da benim aklıma gelmese de Erol bey elinde kahve fincanıyla bana sürpriz yapınca mutlu oluyorum. Şimdi tabi kahveyi içtiğiniz fincan da önemli.  İşte tam da o yüzden Kütahya porselenin aşağıdaki fincanlarına bayıldım. Eskiden herşey daha sade olsun, düz beyaz olsun diyen ben altın kaplamalı fincanlarda kahve içmek istiyor şimdi. Yaşlanıyor muyum ne?

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.

Join 55 other followers