Bir önceki yazıyı dizilerle devam edeceğiz diye bitirmiştim ama karşıma öyle bir şey çıktı ki sözümü tutamadım. Rastgele izlediğim bir müzik videosunda duyduğum ses beni benden aldı desem yeridir. Lianne’nin yumuşacık sesinin kulaklarımda bıraktığı tat gerçekten doyumsuz. Sesi biraz Feist, biraz Nora Jones tadında sanki.. Bal gibi ya da çikolatalı sufle gibi.. Yoğun, doygun ve mutluluk verici.
Kendisi ülkemizde henüz pek bilinmiyor. Ekim ayında Later… with Jools Holland‘a çıkana kadar İngiltere’de de pek bilinmiyormuş. 5 Aralık 2011′de BBC tarafından 2012′nin sesi oylaması için aday gösterilmiş. Adele de aynı oylamada 2008 yılının sesi seçildikten sonra dünya çapında üne kavuşmuştu hatırlarsanız. Lianne oylamadan birinci çıkamamış ama benim gönlümün birincisi oldu bile.
23 Ağustos 1989′da Londra’da doğan Lianne’nin babası Yunan, annesi Jamaika asıllı. Babasından gitar ve klavye çalmayı öğrenen bu yetenekli hatun ilk bestesini 11 yaşında yapmış. Ben bayıldım bu hatuna… Acele tarafından sizinle de paylaşmak istedim
Herkese günaydın. Bulutlar, yağmurlar, çakan şimşekler, mevsim normallerinin altında seyreden sıcaklıklar moralimizi bozamıyor. Çünkü bu pazartesi de içimizde güller açarak başlıyor. Baştan peşin peşin söyleyelim bu haftamız nefis geçecek
Bugünkü konuk sanatçımız Eliza Sophie Caird. Sahnelerde ise My Fair Lady müzikalinin unutulmaz karakteri Eliza Doolittle ile aynı adı kullanıyor. Bence bu takma isim kendisine çok da yakışıyor
15 Nisan 1988 tarihinde Londra’da doğan Eliza sanatçı bir ailenin sekiz çocuğundan biri! Babası oyun yazarı ve aynı zamanda Royal Shakespeare Company’de Onursal Direktörü. Bir müzikal oyuncusu olan annesi ise 1994 yılında İngiltere’yi Eurovizyon Şarkı Yarışmasında temsil etmiş. Daha henüz yolun epeyce başındaki Eliza bence gerçekten de umut vaadediyor. Şarkıları dinleyenlere kesinlikle kendini iyi hissettiriyor. Bugün için Eliza’dan seçtiğim parça Skinny Genes… Albümün geri kalanını da dinlemeniz temennisiyle sizleri eğlenceli bir kliple başbaşa bırakıyorum…
Gelen sonbahara hiç de aldırmadan hareketli şarkılar dinlemeye devam ediyoruz. Bugün Imelda May günü. Kendisi benim çok sevdiğim İrlandalılardan biri. Imelda Mary Higham adıyla 1974 yılında Dublin’de doğmuş. Çok küçük yaşlardan itibaren müzikle ilgilenmiş. Şimdiye kadar çıkardığı 3 albümü var. İlk albümü No Turning Back’i 2005′te çıkarmış. Bu albüm çok ses getirmemiş. İkinci Albümü Love Tattoo 2008′de piyasaya sürülmüş ve İrlanda’da listelerde 1 numaraya kadar yükselmiş.Üçüncü albümü Mayhem ise İrlanda’da 1 İngiltere’de 7 numaraya yerleşmiş.
Imelda’nın harika bir sesi var. Öyle ki sanki Elvis Presley’in kadın versiyonu diyesim geliyor bazen dinlerken… Aslında bu benzetme çok da sebepsiz değil. Zira yaptığı müzik rock, blues ve country müziğinin birleşimi. 1950′lerde blues ve country müzikten esinlenilerek ortaya çıkan erken rock’n roll dönemine rockabilly deniyormuş. Rockabilly rock ve hillbilly (country) isimlerinden türetilmiş. Kral Elvis de bunun ilk örneklerini veren sanatçılardan biri olmuş.
Şimdilerdeyse bizim Imelda 1950′lerden kalma bu güzel tarzın nefis örneklerini veriyor bizlere. Tarzı ve kıyafetleri de 1950′leri aratmayacak şekilde tasarlanmış. Yüksek bel etekler, bedene oturan kıvrımları ortaya çıkaran elbiseler… Biraz daha dedikodu isterseniz gitaristi Darrel Higham ile evli olduğunu ve vejetaryen olduğunu da söyleyebilirim.
Şimdi sizleri son albümüne adını veren Mayhem ile başbaşa bırakıyorum ancak albümü edinip dinlemenizi de mutlaka tavsiye ediyorum. Tainted Love coverı cidden çok hoş
Her güne bir müzik diye bir seri yapardım ben bir zamanlar. Amacı beni müzik tembelliğinden kurtarıp her günü farklı seslerle geçirmemi sağlamaktı. Sonra iş, güç, tatil, tembellik bahaneleriyle yazamaz oldum bu müzik yazılarını. Şimdi hazır kış gelmişken bu güzel alışkanlığıma geri dönmek ve o gün ne dinliyorsam elimden geldiği kadar sizinle paylaşmaya devam etmek istiyorum.
Bugün huzurlarınızda Caro Emerald var. Ya da Caroline Esmeralda van der Leeuw mu deseydim? Bu oturaklı ismin sahibi olan güzel sesli kızımız 1981 doğumlu Hollandalı bir caz vokali. Aslında sadece caz demek de hata olabilir zira bana daha çok mamboyu çağrıştırıyor gibi geldi. De Phaaz gibi bir tarzı var desem abartmış olmam sanırım.. Çok enerjik, çok pozitif, hani özellikle böyle karanlık bulutlu, yağmurlu günlerde dinleyince içinizi açacak cinsten şarkılar söylüyor… 2009 yılında ilk önce Back it up isimli bir single çıkarmış, ardından 2010 yılında ise Deleted Scenes from the Cutting Room Floor adlı albümü piyasaya sürülmüş. Dinleyince ben neden daha önce keşfetmedim Caro’yu diyeceksiniz. Zira bu yetenekli kadını bana tanıtan Adam’a ben defalarca teşekkür ettim O yüzden şimdi lütfen bilgisayarınızın sesini yükseltin ve dinleyin.
Daha önceki bir yazımda sizlere Kimbra’dan bahsetmiştim. Bu defa henüz güneşin tam olarak ısıtamadığı iliklerimizi sonuna kadar ritmi ve renkleri ile ısıtacak yeni Kimbra şarkısını paylaşıyorum sizlerle. Buyrun buradan dinleyin Kimbra’dan Cameo Lover…
Yazdığım müzik yazılarına şöyle bir göz gezdiriyorum ve diyorum ki ben kadın, caz vokal seviyorum. Bir de dinlediğim pek çok sanatçının ne güzel ki Türkiye’ye geldiğini ancak maalesef ki İstanbul’da konser vererek uçup gittiğini görüyorum. Bugün yine bir İskandinav caz vokalle karşınızdayım. 25 yaşında, güzel mi güzel, yetenekli mi yetenekli bir İsveçli. Nisan ayında Babylon’da konseri olacak ancak ben büyük ihtimalle gidemeyeceğim. Gidebileceklere tavsiye ediyor ve bir hoşluk olarak klibi İstanbul’da çekilen Game Over şarkısı ile sizi başbaşa bırakıyorum.
Bugünkü konuğumuz 1990 doğumlu Kimbra Johnson. Kendisinin daha bir albümü bile yok! Ancak çoktan kendine bir hayran kitlesi oluşturmuş, almış, yürümüş bile. Vows adlı albümünün 2011′in ilk yarısında çıkması bekleniyor. Sanırım tam da bu yüzden hakkında çok fazla bilgiye ulaşmam da mümkün olmadı. O yüzden şimdilik internette dolanan videoları ile idare ediyorum. Bu hatunun müziği o kadar hoşuma gitti ki sizinle paylaşmadan edemedim. Sizin için seçtiğim şarkı Settle Down. Haydi dua edelim albümü bir an önce çıksın da daha iyi tanıyalım kendisini!
Lady Gaga. Ya da gerçek adı ile Stefani Joanne Angelina Germanotta. 1986 doğumlu yeni diva. Fazla söze gerek var mı bilmiyorum. Pek çoklarının dediği gibi günümüzün Madonnası demek çok yanlış değil sanırım.
Born This Way ilk duyduğumdan beri benim dinlemekten vazgeçemediğim ve hala sıkılmadan dinlediğim bir şarkı. Daha albüm çıkmadı ama albüme adını verern şarkı çoktan patladı. Haftaya enerjik bir başlangıç yapmak için en güzeli… O zaman dinleyelim!
Bugüne facebook sayesinde daha dün gece keşfettiğim çok cici bir kadın vokalle başlıyoruz. Kar yağdı, üstüne hava bir de dona çekti bizi ısıtacak bir şey lazımdı. Bulundu: ZAZ!
1 Mayıs 1980 doğumlu İsabelle Geffroy…. 2007 yılından bu yana dünya onu Zaz ismi ile tanıyor. Ben de dünden beri hayıflanıyorum neden ben daha yeni keşfettim diye! Müzikle tanışması 5 yaşında girdiği konservatuarda aldığı solfej, keman, piyano gitar dersleri ile oluyor Zaz’ın. 11 yaşına kadar konservatuara devam ediyor. Ardından Bordeaux’ya taşınıyorlar. Müzikle yeniden haşır neşir olmaya başlaması 2000 yılında kazandığı burs ile gittiği CIAM ’da oluyor. 2001 yılında ilk grubu olan Fifty Fingers’da solistlik yapmaya başlıyor. Bunu izleyen dönemde caz, bask, endülüs, latin, küba, afrika ritimlerini harmanlayan çeşitli gruplarda solistlik yapıyor.
2002 yılında latin-rock grubu Don Diego’nun solisti oluyor. Zaz ismini de bu dönemde alıyor. İsabelle’e göre ZAZ A’dan Z’ye müziğin tüm sesleri demek ya da tam tersi yani Z’den A’ya.
2006 yılında Paris’e taşınıyor ve pek çok cafede, kabarede, piyano barda şarkı söylüyor. Daha özgür çalışmak istediği dönemlerde Montmartre sokaklarında da şarkılar söylüyor. Normalde sokak müzisyenleri saatte 20-30 euro civarında kazanıyorken, yetenekli kızımız saatte ortalama 450 euro kazanıyor! Sokakların divası 2007 yılında prodüktör ve besteci Kerredine Soltani ile tanışıyor. Soltani o dönemde hafif kısık sesli bir kadın vokal arayışı içinde olduğundan Zaz’ı bulunca kaçırmıyor. Tanışmalarının ardından da Zaz için “Je veux”yü besteliyor.
Mayıs 2010′da Zaz’ın ilk albümü çıkıyor ve Ocak 2011 itibarı ile de 20 ülkede 500.000 albüm satan bir sanatçı oluyor. Yakın zamanda ParisMatch dergisi tarafından yılın en iyi çıkış yapan sanatçısı seçilmiş. Nasıl ama… nefis değil mi? Kendisini en kısa zamanda doğru düzgün bir konser salonunda kanlı canlı dinleyebilmeyi diliyorum ve bir şarkısı beni kesmediği için iki şarkısını birden aşağıda paylaşıyorum. Lütfen dinleyin ve dinlettirin!
Je veux- sözleri de çok güzel klibi de melodisi de…
Zaz à Montmarte : Les passants- Tıpkı Montmarte sokaklarında çaldığı zamanlardaki gibi
Epeydir her güne bir müzik projemize ara vermiş görünüyoruz. Aslında hemen her gün farklı bir müzik dinlemeye devam ettim ancak malum Brüksel yazıları nedeni ile araya bir şey almak istemedim.
Hala Brüksel hakkında yazacak çok şey var fakat ben bu yazacaklarımı biraz daha ileriki bir tarihe ertelemeyi tercih ettim. O yüzden şimdi biraz müzik!
Bu karlı buzlu Ankara gününde hepinize çok iyi gelecek bir ses, çok hoş bir albüm. Stacey Kent’ten Raconte Moi yani “Anlat Bana”.
Stacey 1966 yılında New Jersey’de doğmuş. 1997 yılında çıkardığı ilk albümden bu yana çok sayıda albüme imza atmış.
Bugün Stacey’in son albümü Raconte Moi’dan seçtiğim şarkı La Vénus du Mélo. Buyrun dinleyin…
Son Yorumlar