Bilkent Fish House-Ankara’da Bir Başka Balık Restoranı
20 Haz 2011 2 Yorum
Geçtiğimiz hafta sonlarından biriydi. Bir Pazar günü öğleden sonra… Adam’la oturmuş düşünüyoruz ne yapsak diye… Evde durmak istemiyoruz çünkü güneşin yüzünü gösterdiği nadir günlerden birindeyiz. Önceden bir planlama da yapmadık ki kalkıp yakın civardaki kasabalara, şehirlere gidelim, dağ deniz ya da antik şehir havası alalım. En kolayına kaçtık tabi. Daha önce gitmediğimiz bir restoran bulup yemek yiyelim dedik ve bu defa Bilkent Fish House’u seçtik.
Bilkent 1 Çamlık Sitesi’nin içerisindeki mekan sessiz ve sakin. Önündeki tenis kortları üyelerinin hizmetinde. Ağaçlar ve kuş cıvıltılarından başka bir şey duyulmuyor. Dolu olan bir iki masada herkes kendi halinde. Kimse kimse ile ilgilenmiyor. Müşteriler daha ziyade yakın çevrede oturan komşular. Amacımız sakin sessiz Ankara’da ama Ankarasız bir öğleden sonra olduğundan ilk izlenimimiz gayet olumlu.
Ufak bir rakı yanına da meze söylüyoruz öncelikle. Ekmek ve zeytinyağı içerisinde zeytinler geliyor masaya. Zeytinyağı güzel. Ancak ben çizik yeşil zeytin severim. Burada servis edilen zeytinler iri kıyım, iri çekirdekli yeşil zeytin. Ekmek sepetinde beyaz ve kepekli ekmeğin yanında bir de mısır ekmeği var. Adam mısır ekmeğini çok seviyor.
Sonra mezeler masaya teşrif etmeye başlıyor. İstanbul’da Radika’da yediğim levrek turşusunun tadı damağımda kaldığından olsa gerek benzeri bir tat olduğunu düşünerek marine levrekten bir porsiyon söylüyorum. Radika’daki ile aynı tat değil. Levrek turşusunun benim daha çok beğendiğim, daha keskin bir tadı vardı. Acaba levrek marine ve levrek turşusu farklı şeyler mi? Bilen varsa bana anlatır mı aradaki farkı? Ancak Ankara’da başka bir restoranın menüsünde benzeri bir şey görmediğim için söylediğime de memnunum. Belki de ben bilmiyorum. Ankara’da nerede levrek turşusu yenir bilen var mı?
Ardından bir levrek sarma söylüyoruz. Bana en farklı gelen lezzet bu oluyor. Zira yaprağın kendisi gerçekten çok lezzetli idi. Hem iri hem yumuşacık, damarsız. Fena bir tat değil levrek dolma. Yeni bir lezzet bizim için.
Sonra Adam’ın favorisi olan deniz börülcesi geliyor. Keşke sarımsağı ve zeytinyağı bol olsaymış diyoruz. Sanırım biz keskin tatları daha çok seviyoruz o yüzden bize göre ortalama bir deniz börülcesi bu.
Son mezemiz ezme. Hani düğünlerde, ya da toplu verilen yemeklerde önünüze karışık bir başlangıç tabağı getirirler. İçinde fava, beyaz peynir, ezme, zeytinyağlı biber dolması gibi bir takım mezeler muhakkak bulunur. İşte benim o ordövr tabağımda ezme illaki en sona bırakılan, çoğu zaman da hiç dokunulmayandır. Yoğurtlu meze sever biri olarak genelde restoranların çok iyi yapamadıklarını düşündüğüm ezme favorilerim arasında yer almaz. Burada da maalesef aynı kaderi yaşıyoruz.
Salata olarak kırmızı soğanlı roka salatası istiyoruz. Salatayı nasıl istiyorsanız öyle hazırlıyorlar. O nedenle menü ile sınırlı değilsiniz.
Ara sıcak olarak önce bir kalamaz ızgara söylüyoruz. Minicik kalamarlar üzerinde eriyen kaşar peynirle birlikte şişte ızgara edilmiş. Mesela azıcık daha masraflı olsa da kalamarın üzerine parmesan peyniri rendelense sonuç daha iyi olmaz mıydı diye düşünüyorum içimden. Ya da Trilye’de yaptıkları gibi kocaman bir kalamar parçasını cidden nar gibi ızgara edip getirseler önümüze.Kalamar minicik olduğundan hemen denemek hevesi ile midemizin derinliklerini boylamış olmalı ki fotoğrafını çekememişiz.
İkinci ara sıcağımız karides tava. İçerisinde mantar da var. Tereyağına ekmeğimizi bandırarak keyifle bütün güveci silip süpürüyoruz.
Ardından bir büyük levreği sonradan bize katılan Arya ile birlikte paylaşıyoruz. Balık güzel. Hava güzel. Sohbet güzel. Balıkla birlikte gelen ızgara sebze tabağı da güzel.
Ağzımız tatlandıkça bu defa haydi midemizin sınırlarını zorlayarak bir de tatlının tadına bakalım diyoruz ve çikolata fondü istiyoruz. Fondü yanında kocaman bir meyve tabağı, dövülmüş fındık ve cevizle birlikte geliyor. Fena bir lezzet değil ancak iki konuda daha çok dikkat gerek diye düşünüyorum. Birincisi daha iyi kaliteli bir çikolata kullanılması. Zira artık Türkiye’de de eritmek için kullanılabilecek iyi kalitede çikolata bulmak mümkün. ikincisi eritilmiş çikolatayı optimum sıcaklıkta tutabilmek için fondü kasesinin altına daha kuvvetli bir mum ışığı koyulması. Çikolatanın fokur fokur kaynamasını beklemiyoruz ancak ılık-soğuk arası bir sıcaklıktan daha yüksek bir ısıda tutulmasını sağlamak gerek diye düşünüyorum. Son olarak meyvenin yanı sıra kedidili bisküvi de fondü ile birlikte servis edilse ne güzel olur mesela. Ya da kurutulmuş portakal şekerlemesi veya her şeyi geçtim rulokat olsa mesela J Maalesef bu fondünün de resmini çekmeyi unutmuşuz.
Bilkent Fish House maceramız böylece sona eriyor. Yeniden gelir miyiz diye soruyoruz kendimize. Geliriz ancak bu defa abartmadan, bir balık bir salata birer kadeh bir şey içerek kalksak da aynı tatmini alacağımızı düşünüyoruz. Özellikle yaz akşamları çok abartmadan ağaçların altında sakin bir yemek için uygun bir yer. Şiddetle tavsiye etmesem de yazdıklarım ışığında deneyebilirsiniz diye düşünüyorum.





































Son Yorumlar