Sonunda Matruşka:Bir tiyatro yazısı daha…

Ocak ayında yazdığım bir yazıda kendimce denemek istediğim, görmek, izlemek, gitmek istediğim şeylerin, yerlerin kısa bir listesini yapmıştım. Listedeki pek çok şeyi halen yapamamakla birlikte yavaş yavaş tamamlamaya uğraşıyorum. Bu tabi ki bir zorunluluk değil ancak görüp beğendiğim şeyleri yazmak zamanı daha doğru planlamamı da sağlıyor. İşte böylece Cumartesi akşamı epeydir izlemek istediğimiz Matruşka’da aldık soluğu.

Tiyatro Cafe olayının geçen yıl Limak Ambassadore otelinde başladığını duymuş ancak bir şekilde geçen yıl gitmek için fırsat bulamamıştık. Oyunun konusu hakkında bilgi sahibi olduğum için değil ancak, seyircinin masalarda oturarak ufak bir mekanda hem de interaktif bir şekilde oyun izlediğini duymak beni cezbetmişti. 

Tuncer Cücenoğlu’na ait olan oyun iki kişilik, nerede ise yok denilecek bir dekorda, gerçekten de evinizin salonu olabilecek bir mekanda geçiyor. Oyuncular televizyon dizilerinin sıkı takipçilerinin tanıyacakları kişiler. Ben pek iyi bir TV izleyicisi olmadığımdan ne Begüm Topçu’yu ne de Cantuğ Turay’ı tanıyamadım, ancak benden başka masadaki herkes gayet de iyi tanıdı kendilerini. Fox TV’deki Deniz Yıldızı dizisinde oynuyorlarmış ikisi de.

Oyun evli bir adam ile sevgilisi arasında geçen ilişkiyi eğlenceli bir dille ele alıyor.  Kurgusu çok güzel olmuş, çünkü sonu başta gösterip hemen ardından da ikilinin tanışma anından itibaren yaşadıkları olayları ve duygusal iniş çıkışları anlattılar bize. Ara ara dönüp seyirciye sordukları sorularla bizi de işin içine kattılar.

Oyuncuların her ikisinin de hakkını teslim etmek lazım, zira sadece oyunu ve seyirciyi değil aynıo zamanda arkadaki ses ve ışık efektlerini yönetenlerin yaptığı hataları da çok iyi yönettiler. Ayrıca, Begüm Topçu’nun bizim Ajda Pekkan’dan dinlemeye alışkın olduğumuz Palavra, Palavra şarkısını çok başarılı bir şekilde seslendirdiğini söylemek gerek.

Bir dezavantaj, yerlerin numarasız olması ve ilk gelenin bulduğu en iyi yere oturması sebebiyle bizim gibi oyuna son dakikada gelenlerin arka masalara kalması. Bu da eğimli olmayan düz bir zeminde özellikle yerde geçen sahnelerde oyuncuları görememenize sebep oluyor.

Ancak genele baktığımızda ben bu tiyatro cafe olayını beğendim, sevdim ve hoşça vakit geçirdim. O nedenle en azından bir kere gidip görmeniz için size de tavsiye ederim.

About these ads

Hakkında Epicurious
Épice kelimesi Fransızca baharat manasına gelir. Baharat hayatın tadı tuzudur. Rengarenktir, lezzetlidir, insanı farklı çağlara, farklı diyarlara götürür. Epicure ya da Türkçe söylemek gerekirse Epikuros, İ.Ö. 300 yıllarında Atina’da bir felsefe okulu kuran filozoftur. Mutluluğa giden yolu aramıştır. Hayattan alınan hazın kaynağının ise en üstün iyilik olduğunu söyler. Genelde gününü gün eden haz dışında bir şey düşünmeyen insanlara Epikurosçu denir. Ama bu bir yanılgıdır. Epikurosa göre en büyük mutluluk kaynağı ruh dinginliğidir. Curious ise meraklıdır…. Araştırır, okur, didikler, sorgular… Epicurious bu üç kelimeyi birleştiren bir kelime oyunudur. Bu bloğun yazarı ise bu üç kelimede de kendinden birşeyler bulur.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 119 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: