Macau’da bir gün: kumarhaneler ve tarihi şehir merkezi

Hong Kong’daki son günümüzde dönüş uçağımız gece yarısı olunca acaba ne yapabiliriz diye düşündükten sonra Macau’ya gitmeye karar verdik. Macau ve Hong Kong arasında nerede ise her saatte kalkan feribotlar var. Tıpkı Hong Kong gibi Macau’da Türk vatandaşlarına 30 güne kadar vizesiz giriş imkanı tanıyor. Pasaportunuzu yanınıza almayı unutmamanız ve girişte verdikleri kısa formu doldurmanız Çin’in bu özerk bölgesine de giriş yapabilmeniz için kafi.

Hong Kong nasıl eski bir İngiliz kolonisi ise Macau’da eski bir Portekiz kolonisi. Macau’nun beni cezbeden yanı o kadar gökdelenden sonra kendimi biraz daha Avrupa mimarisinin hakim olduğu bir yerde görme isteği idi. Öte taraftan Macau’nun asıl turistik atraksiyonu kumarhaneleri. Söylenenlere buradaki kumarhanelerde dönen paranın Las Vegas’ı dahi geçtiği söyleniyor. Kumarla arası hiç bir zaman iyi bir insan olmadım. Kumar oynama tutkusu benim pek anlayabildiğim bir duygu da değil. O nedenle kumarhane görmeye pek meraklı olmamama rağmen bir grup olarak çıktığımız kısa feribot yolculuğundan sonra ilk durağımız Venetian Macau oldu. Feribottan indikten sonra hemen limanın dışında gitmek istediğiniz kumarhanenin otobüsüne biniyorsunuz. Otobüsler ücretsiz. Biz de Venetian’ın otobüsünü bulup hemen biniverdik. Bu otel Las Vegas’taki aslının bir kopyası, ama sanırım kesinlikle daha küçüğü değil. Kumarhanelerin devasa boyutları ilk etapta insanı şaşkına çeviriyor. İçeriye girdikten sonra ise yön duygunuzu kaybetmeniz ve isteseniz de dışarı çıkamaz hale gelmeniz çok mümkün. Sigara içenler için ayrı bir bölüm yapmışlar. İstiyorlar ki yerinizden bir an için bile ayrılmayın. Sakın oyunu bırakmayın :) Aynı zamanda herşey o kadar detaylı düşünülmüş ki, çocuklar için Transformers sergisi, isteyenler için kocaman bir alışveriş merkezi, restoranlar ve tabi ki çeşit çeşit oyun masaları.

Venetian Macau- transformersKumarhane içerisinde fotoğraf çekmek yasak. O nedenle size fotoğraf gösteremiyorum. Ancak bol ışıklı bir ortam ve rengarenk kumar makinalarının bana pek cazip geldiğini de söyleyemem. Ancak Venedik gibi tasarlanan alışveriş merkezi pek şık. Venedikten ziyade bir film setinde geziyorsunuz gibi.

Venetian Macau

Venetian MacauBurada yeterince zaman geçirdiğimize inanınca doğru eski şehir merkezinin yolunu tutuyoruz. Hava inanılmaz sıcak ama bu grubun geri kalanını hafiften yıldırsa da beni yıldırmıyor. İşte şehrin tarihi merkezi ve senato binası…

Macau centre- Old SenadoBu manzaralar bana bir an için uzak doğuda olduğumu unutturuyor.

MacauYakın zamanda Hong Kong’daki şemsiyeli protestoları hatırladınız mı? Burada şemsiye yağmurun yanında güneşten korunmak için de sıklıkla kullanılıyor. Yani local insanlara karışıp gitmek isterseniz siz de açın şemsiyenizi, böylece kavurucu güneş ışınlarından da daha az zarar görürsünüz.

MacauHedefimiz St. Paul kilisesinin kalıntıları. Sokaklar epeyce kalabalık… Biz de kalabalıkla birlikte ilerliyoruz.

Macau

Just Married- Macau

Macau StreetsSokak yemekleri… Bu gördüğünüz yumurta tartı… Epeyce yağlı, içinde custard var gibi geldi bana ve yumurta tadı da epeyce hissediliyor.

egg tart

Macau Street Food

Macau Street Foodİşte Saint paul Kilisesinden bugüne kalan tek duvar… Unesco Dünya Mirası listesinde yer alıyor bu kalıntılar…

Ruin's of Saint Paul

St. Paul Kilisesi kalıntıları

Ruin's of St. Paul

Ruin's of St. PaulKilisenin yan tarafında bir park var. Bu parkın içindeki patika yolunu takip edip biraz merdiven çıkarsanız eski kalenin surlarına geliyorsunuz. Bu resimde Grand Lisboa Kumarhabesini topun ağzına koydum :)

Macau

IMG_2871Şehrin merkezi sıcaktan dayanılmaz hale gelince önce limana yakın bir bölgede gördüğümüz bir başka kalıntı ya yöneldik ancak sonra anladık ki burası eskiRoma kalıntıları tarzında yapılmış bir tiyatro, konferans vs. merkezi. Burada da bir düğün öncesi fotoğraf çekimi var. Eylül ayı Macaulular için en iyi düğün ayı olsa gerek :)

IMG_2878

IMG_2880Sonunda limana ulaşıyoruz ve içerideki restoranlardan birine ilişiveriyoruz. Yaşasın dim sum!

IMG_2885

IMG_2889

IMG_2887

IMG_2886Yemekten sonra yeniden feribota binerek Hong Kong’a geri dönüyoruz.. Hong Kong’da iken Macau’ya gelmek bu kadar kolayken değişik birşeyler görmek isterseniz böyle bir günlük geziyi de programınıza dahil edebilirsiniz. Biz bulamadık ama burada bir Portekiz lokantası bulup yemek yemek de değişik olabilir.

Hong Kong Gezi Notları- 2

Hong Kong’daki ikinci sabahımda kahvaltı ettikten sonra metroya binip Lantau Adasının yolunu tutuyorum. Metroya binerken bastığınız Octopus Kartını bir de inerken okutuyorsunuz. Böylece bilet ücreti mesafeye göre hesaplanarak hesabınızdan düşüyor. Sıkıntısız bir şekilde adaya ulaşıyorum ancak bu yolcuğuğun en heyecanlı kısmını oluşturan ve Büyük Buda Heykelinin yer aldığı tepeye yapılacak 25 dakikalık teleferik yolculuğu yalan oluyor. O hafta teleferikleri bakıma aldıklarım için yaklaşık 45 dakika otobüs kuyruğunda bekledikten sonra tepeye çıkan bir otobüse binebiliyorum. Yol nerede ise 1 saat sürüyor. O yüzden benim gibi yarım günde gezer gelirim ben Büyük Budayı diyenlerdenseniz yanılma olasılığınız yüksek.

Tepelerin arasından dolaşarak kah sahili gören kah aralarda kaybolup giden bir yoldan geçerek sonunda Büyük Buda’ya varıyoruz. İşte karşınızda bütün haşmeti ile duruyor. Bu dünya üzerindeki açık havada yer alan en büyük bronz Buda heykeli imiş. Aslında tarihi çok eski değil. 1993 senesinde yapımı tamamlanan heykel 34 metre yüksekliğinde ve yaklaşık 268 basamak merdiven çıktıktan sonra heykelin yerleştirildiği tepeye ulaşıyorsunuz.

Büyük Buda

Budanın havaya kaldırdığı sağ eli üzüntülerin acıların dindirilmesi, açık şekilde dizinin üzerine koyduğu sol eli ise bağışlamayı sembolize ediyormuş.

Giant Buddha

Heykel bir nilüfer yaprağı üzerinde oturuyor ve 6 farklı küçük bronz heykelle çevreleniyor. Bu küçük tanrıça heykelleri Buda’ya çiçek, tütsü, kandil, merhem, meyve ve müzik sunuyorlar sunuyorlar. Tüm bu sunulanlar hayırseverlik, ahlaklılık, sabır, azim, meditasyon ve aklı simgeliyormuş ve bu niteliklerin her biri nirvanaya ulaşmak için gerekli imiş.

offerings of the six devas

offerings of the six devas

Büyük Buda heykelinin hemen biraz ilerisinde Po Lin Manastırı var. Fotoğrafta arkada görünen az katlı kırmızı kiremitli yapı Manastır binası.

Six delvas and Po Lin Monastery

Benim gibi turist tipi ziyaretçilerin yanında çok sayıda insanın dua etmeye meditasyon yapmaya geldiklerini de görüyorum. Budaya meyve bağışlayanlar çoğunlukta, özellikle portakal ve mandalina.

Po Lin Monastery

Po Lin Monastery

Po Lin Monastery

Po Lin Monastery

po Lin MonasteryManastırı gezdikten sonra dönüş yolunda bir ok gözüme çarpıyor ve başlıyorum yürümeye. Hoş hafiften biraz tırsmıyor da değilim çünkü ağaçların arasından giden bir patika yolu. Bir süre sonra karşı yönden gelen benim gibi turist kılıklıları görünce rahatlıyorum. 10-15 dakikalık bir yürüyüşten sonra bakın karşıma ne çıkıyor. Burada açıp açıp kapatan hava ve daha sert esmeye başlayan rüzgar karşısında ıssız ve sessizlikten de biraz ürktüm ne yalan söyleyeyim. Ahşap sütunların üzerinde dualar metinleri yazılı imiş.

wisdom path lantau

wisdom path

Burada bir de kelebek çarpıyor gözüme. Bir süre elimde kamera ile kovalıyorum, ama yetişemiyorum. Bir süre sonra serinleyen havanın da etkisiyle geri dönüyorum, otobüs durağındaki sıraya giriyorum ama bastıran yağmurdan kurtulamıyorum. Yağmur gerçekten de bir anda tepemizden kovayla su boşaltıyorlarmış gibi yağmaya başlıyor. Resimden belli oluyor mu bilmiyorum ama herhangi bir şemsiyenin bu yağmurdan sizi koruması mümkün değil sırılsıklam oturuyoruz koltuklarımıza. Lantau- RainUzun bir yolculuğun ardından otelime dönüyorum. Otel ben yokken bir uyarı notu bırakmış: “TAYFUN GELİYOR, PENCERELERİNİZİ VE PERDELERİNİZİ KAPALI TUTUN DEĞERLİ EŞYALARINIZI CAMDAN UZAK BİR KÖŞEDE MUHAFAZA EDİN” yazıyor notun açıklamalar bölümünde. İlk kez bir Tayfun’un ortasında kalmışken merakla bekliyorum acaba nasıl oluyor diye. Ertesi gün On Bin Buda Manastırı ziyaretimin suya düştüğünü anlıyorum bir yandan da! Gerçekten öyle de oluyor. Ertesi günü yaklaşan toplantıları da düşünerek otel odasında çalışarak geçiriyorum.

Ancak 2 gün sonra hava yeniden günlük ve güneşliğe dönüyor ve hatta bir akşam Hong Kong Adasının güney ucunda bir plajda barbekü partisi yapıyoruz. Kumsalda oturup, şakalaşıyoruz. Etler nefis, bira şahane…. En güzeli de kafalar rahat, endişesiz ve huzurlu…

beach party hong kong

Hong Kong Gezi Notları-1

Uzak doğu yeni yeni ilgi alanıma giren bir coğrafya… Bu yıl bir toplantı sebebiyle  Hong Kong’a yolumun düşeceğini öğrendiğimde mutlaka bir iki gün önceden gitmem gerek diye düşündüm… Sonra biraz tereddüt ettim… Ama uçak biletini almaya sıra geldiğinde dedim ki kaçırma bu fırsatı. Geçen yıl yine iş için Tayland’a gittiğimde nerede ise toplantılar yüzünden otelden çıkamadan geri gelmiş, ama Allahtan şirketin düzenlediği bir sosyal aktivite sayesinde nefis bir yemek kursuna katılma şansına kavuşmuştum. Kafamda bir süre gelgit yaşadıktan sonra, uçuş günümü 3 gün öncesine çekerek,  Hong Kong’un yolunu tuttum.

Gelelim bir kaç pratik bilgiye. Hong Kong Çin’in bir özerk bölgesi ve Çin’den farklı olarak Türk vatandaşlarının 30 güne kadar vizesiz girebildikleri bir toprak. Para Birimi Hong Kong Doları. Benim gittiğim tarihlerde bir TL 3.4 Hong Kong doları idi. Hong Kong’a gelir gelmez yapılabilecek en iyi şeylerden biri bir Octopus kartı almak. Bu kart tıpkı Londra’daki Oyster gibi tüm toplu taşıma araçlarında geçerli. Hatta 7/11 magazaları gibi bir takım zincir mağazalarda da bu kartı kullanarak alışveriş yapabiliyorsunuz. Ben Lonely Planet’ın kitabı ile gezdim Hong Kong’u size de tavsiye ederim. Epeyce iyi bir kaynak oldu benim için.

Octopus card

Dört bölgeden oluşuyor Hong Kong: Hong Kong Adası, Lantau Adası, Kowloon ve New Territories. Benim otelim aynı zamanda Hong Kong’un iş merkezinin de yer aldığı Hong Kong Adasında. Tüm adalar arasında erişim çok kolay. Müthiş bir metro altyapısı, otobüs ve tekne ulaşım ağı kurmuşlar. Hava çok sıcak olmasa da nemden dolayı olan sıcaklığın 10 derece fazlasını hissediyor insan. O yüzden benim gibi nemden nefret eden biriyseniz ve Temmuz-Eylül aylarında Hong Kong’u ziyaret edecekeniz büyük olasılıkla havasından nefret edeceksiniz.

hong-kong-map

Cumartesi günü akşama doğru varıyor uçağım Hong Kong’a. O akşam hiç bir şey yapmadan otelde kalıp dinleniyorum ve bu sayede pazar sabahı erkenden uyanıyorum. Resepsiyondan Victoria Tepesine nasıl en rahat gidebileceğimin bilgisini aldıktan sonra yola koyuldum. Tepeye çıkmanın iki yolu var biri tramway ikincisi otobüs. Otobüslerde para da geçiyor eger kartınız yoksa, ancak bozuk para bulundurmanız lazım yanınızda. Zira otobüs şoförleri para üstü vermiyorlar. Ben otobüsle gidip tramwayla döndüm. Çoğunluk tam tersini tercih ettiği için epeyce uzayan tramway kuyruklarında bekleyip zaman kaybediyorlar. Oysaki Otobüsle giderseniz hem zamandan kazanırsınız hem de dönüşte tramwayda o kadar uzun bir kuyruk olmadığı için aynı manzaranın tadını çıkarabilirsiniz.

Tram to Victoria Peak

Victoria tepesinden manzara gerçekten de şahane. Kartpostallarda görebileceğiniz bir gökdelen manzarası. Biraz New York çakması :)

Hong kong 13

2014 bu manzara resmini çekebileceğiniz kulenin inşasının 20. yıldönümü imiş. O yüzden ziyaretçilerin anılarına kaydedebilecekleri, önünde resim çekip sevdiklerine not yazabilecekleri standlar  da kurmuşlar. Ben de adete uyarak kalp şeklinde bir kartta Adam’a ilanı aşk edip astım. Resmini de çekip ona gönderdim :) Bir nevi köprülere kilit asmak gibi bu tip adetler gün geçtikçe yaygınlaşıyor sanırım.

heart at Victoria Peak

Hong Kong 11

Tepeden görünen manzara sadece gökdelenlerle de sınırlı değil. Bana sorarsanız arka taraftaki tepeler, yeşiller ve maviler daha çekici… Tabi adada yerleşime uygun çok alan olmadığı için bizim TOKİ’ler misali her yere beton yığmaya devam ediyor Hong Kong’lular. Anlatılanlara göre 150 metre karelik bir dairenin aylık kirası 7000 Avrodan başlıyormuş. Yerleşim alanı çok dar olduğu için yerleşim yerleri hep çok çok ama çok katlı. Daireler küçük. Bu iklimde klimasız yaşamak da pek mümkün olmadığı için sokakta yürürken kafanıza klima suları damlamadan yürümek nerede ise imkansız. Nüfus yoğunluğu en yüksek yerlerden biri Hong Kong. Hong Kong’da her yer Taksim!

Hong Kong 12

Tepede manzarayı izleyip yaklaşık yarım saat 40 dakika kadar burada oyalandıktan sonra tramvayla yeniden şehir merkezine iniyorum.

tram from victoria peak

İndikten sonra şehrin Soho tarafına doğru ilerleyerek yaklaşık 20 dakikalık bir yürüyüşten sonra Man Mo Tapınağındayım. Bu Tapınak 19. yüzyıldan kalma bir yapı imiş.  Man Çince’de Edebiyat Tanrısı, Mo ise Savaş tanrısı anlamına geliyormuş. Tapınağa yaklaşırken yanan tütsülerin kokusunu da alıyorsunuz. İçerisi yanan mumların ısısı da katılınca hamamdan farksız. Uzun süre kalınca kan ter içinde kalmamak mümkün değil.

man mo temple 9

man mo temple 8

many mo temple 6Tapınaktan çıktıktan sonra deniz kıyısına inip Star Ferry’e binerek karşıya geçmek istiyorum. Denize doğru yokuş aşağı inerken Graham market’dan da geçmeyi ihmal etmiyorum. Sokak arasında kurulmuş bir pazar burası. Deniz ürünlerinin yanında az miktarda sebze de satılıyor.

Graham Market

graham market

graham marketFeribot istasyonuna gelince okları takip ederek Star Ferry’i buluyorum. Bizim Üsküdar- Kabataş motorlarının geçtiği kadar bir mesafeyi geçiyor Hong Kong’un bu ünlü Star Ferrysi. Bana sorarsanız İstanbul’da yaşayan biri için çok anlamlı bir tarafı yok. Ama gidince binmeden gelmeye de içiniz el vermez.

Star Ferry Hong KongStar Ferry beni Hong Kong’un  Kowloon tarafına getiriyor. Kowloon Hong Kong’un nüfus yoğunluğunu en yoğun olduğu yerlerden biri.  Ünlü markaların yan yana dizildiği geniş caddeler de.  Bu arada, Avenue of Stars denilen sahil yolundaki  Jackie Chen heykeli de burada. Yemek yiyecek bir yer arayışı içerisinde epeyce yürüyorum ama gönlüme göre bir yer bulamıyorum. Sıcak bastırdıkça bastırıyor bir yorgunluk çöküveriyor üzerime ve ben otele dönüp biraz dinlendikten sonra akşam üstü yeniden çıkmaya karar veriyorum. Dönüş düşündüğümden kısa sürüyor. Hong Kongluların metrosu olan MRT istasyonunu bulur bulmaz yaklaşık 15 dakiak içerisinde otelde oluyorum. Gerçekten nefis!

Akşam otelden çıkabildiğimde artık hava kararmış. Bu defa güzel bir yemek yiyip, ışık gösterisini izlemek üzere yeniden Kowloon tarafına geçiyorum. Bu defa MRT ile. Kendime gökdelen manzaralı güzel bir restoran bulup siparişimi veriyorum. Yemek güzel ancak bir tabak iyi et, sebze ve bir kadeh beyaz Yeni Zelanda şarabına ödenen para Türkiye’dekinden epeyce yüksek. Yaklaşık 700 Hong Kong Doları hesap geliyor önüme.  Bu yaklaşık 200 TL gibi bir rakam. Bence epeyce yüksek bir rakam!

hong kong dinnerYemekten sonra sahil yolunda yürüyüşe çıkıyorum… Amatör gruplar müzik yapıyorlar… Sahildeki ışıklandırmaların önünde fotoğraf çektiren pek çok insan var…

hong kong 17

Hong kong 14Ne olduğunu çözemediğim şu aşağıdaki tekne sanırım denizden Hong Kong turu yaptırıyor turistlere..

Hong kong 18Saat 8 gibi ışık gösterisi başlıyor. Çok ahım şahım bir şey değil ama işte turist olunca kitapta yazanları yapayım derdine düştüğünden dolayı insan bekleyip izliyor. Bakın Kowloon’dan Hong Kong adası geceleri nasıl görünüyor…

Hong kong 16Yeniden otele dönüyorum. Ertesi gün Lantau Adasında Büyük Budayı görmeye gideceğim. Dinlenmek lazım diye düşünüyorum. Otelde hemen uyuyamasam da biraz okuduktan sonra deliksiz bir uykuya dalıveriyorum.

Assos’ta bir haftasonu

Yaz bitti. Yavaş yavaş soğuyan hava, kışlıkların süslemeye başladığı vitrinler, yaklaşan yeni konser sezonu ve yeni bir çalışma yılı arefesindeyiz yine. Akşam fotoğrafları karıştırırken Ağustos’ta Assos’ta geçirdiğimiz bir haftasonu geldi aklıma. Uzunca bir koşturmacadan çıktıktan sonra gelen kısa bayram tatili ve baktıkça gülümseten fotoğraflar. Denizin turkuaz rengine baktıkça bakasım geldi,  sonunda da kendimi burada buldum. Bu yaz deniz kenarında geçirebildiğim naçizane 2 gün ile karşınızdayım. Evet sadece iki güncük. Deniz tatiline gitmeye vakit bulamadığım bir sene oldu bu sene. Alacağın olsun 2014. Çok çalıştırıp, az tatil yaptırdın ama yeni yerler görmek konusunda da bonkör davrandın. Hakkını yememek lazım.  Uzun lafın kısası bu Bayram tatili yine bir iş gezisi sebebiyle otomatik olarak 2 günlük haftasonu tatiline dönünce bana da açıp eski resimlere bakmak kaldı. Buyrun bakalım 2 gün 1 gece süren Assos gezisine.

Bir Cuma akşamı bu haftasonu nemli ve  sıcak İstanbul havası boğuşmaktan yorulduğumuzu hissedince acaba nerelere gitsek diye düşünürken gece yarısı kendimizi Deep Nature‘ın Assos turunda bulduk. Assos yaklaşık 20 yıl önce gördüğüm hep yeniden gidip Athena Tapınağının olduğu tepeden masmavi Ege manzarasına bakma hayalini kurup bir türlü denk getiremediğim bir masal kasabasıydı benim için. Gidince de çok yanılmadığımı gördüm.

Assos

assosŞu maviliği seyrederken bir tapınak bundan daha güzel bir yere kurulabilir mi diye düşünmeden edemiyor insan. O kadar sessiz sakin ve huızurlu ki şu bulunduğumuz nokta, arada gelip bu tepeden Ege denizine bakmak lazım gibi geldi bana. Bu tapınağın hemen aşağısında bir de Cami var. Gördüğüm en güzel manzaralı camilerden biri olabilir hatta.

Athena TapınağıTepeden aşağıya doğru inerken kazı alanlarını da görebiliyorsunuz.

AssosAntik tiyatro bütün görkemi ile burada duruyor.

AssosBehram’a doğru iniyoruz… sokaklar henüz çok sakin bizim gibi turistler dışında pek kimse yok…

Assos

AssosArdından da birer kahveyi yuvarlayıveriyoruz. Bayram seyran olmasa da bayram kahvesiymişçesine özenli bir sunum değil mi. Hem de damla sakızlı.

AssosSonra geliyor sıra deniz zamanına, ilk gün Kadırga koyunda ikinci gün antik limanda denize giriyoruz… Manzara her ikisinde de huzur verici, masmavi, bazen turkuaz.

Assos

assos

assos

IMG_20140719_101250

AssosBu arada bulmuşken bol karabiberli limonlu midyeleri de mideye yuvarlamayı ihmal etmiyoruz.

assosAssos’un içi şirin mi şirin… Çok fotojenik…

IMG_20140719_101540

AssosÖğle yemeğinde nefis bir barbun var. Yerken zevkten dört köşe oluyorum…

AssosBu hafta itibarı ile kaloriferi kış konumuna getirdik İstanbul’da. Bu resimlere baktıkça iç çekiyorum hafiften ama sırılsıklam nemli yaz sıcağını da pek özlemiyorum. Ne yalan söyleyeyim montlarımı, kaşkollarımı, kışlık ayakkabılarımı da epeyce özlemişim. Yine de yaz yaşanacaksa Ege’de yaşanmalı demekten kendimi alamıyorum. Bu mevsim için biraz geç kalmış olabilirsiniz ancak önümüzdeki yaz için Assos’u köşede bir yere not edin derim. Özellikle İstanbul’da yaşayanlar için ulaşımı çok güç de sayılmaz. Burada bir haftanızı masmavi yapabilir. Herkese iyi bayramlar :)

İstanbul Reinvented: Yazı İstanbul’da Geçirenlere Öneriler- Pier Lotiden Eyüp Sultan’a

Siz de ara ara tarihi yarımadaya yolunu düşürenlerden misiniz bilmiyorum ama benim uzunca bir süre gidip de Haliç’in öteki tarafı da gezinmezsem içim rahat etmiyor. Gezilecek görülecek o kadar çok şey var ki bazılarına birden fazla defa gitmeyi çekiyor canım… Mesela Ayasofya’ya taşındığımızdan bu yana 3 kez, Topkapıya 2 kez, Yerebatan sarnıcına da 2 kez gittim sanırım. Daha Aya İrini’de konser dinleyemedim. İstanbul Arkeoloji Müzelerini gezemedim. Balat sokaklarında sadece bir kez dolanabildim. Ama ufak ufak ucundan turlara devam ediyoruz bir yandan. Tabi bu yapış yapış sıcaklar izin verdiği ölçüde.  Bir Sabah Adamla bu haftasonu ne yapalım diye konuşurken sen karar ver bu haftasonu planına dedim. Adam’ın bana Pier Loti diyeceğini düşündüm bu anda içimden. Epeydir sözünü ediyordu gidelim diye ama bir türlü fırsat olmamıştı. İşin açıkçası o kadar meşhur Pier Loti’yi görmemiş olmak benim de içimde bir merak uyandırmıyor değildi. Sadece Haliç’in boğaza uzak manzarası bana çok çekici gelmiyordu  ki sonuçta çok da takılacak bir durum yoktu.

Adam Pier Loti’ye gidelim der demez atladık bir taksiye ve kendimizi 15-20 dakika gibi kısa bir sürede Pier Loti Tepesindeki çaybahçesinin kapısında bulduk. Burada yapabileceğiniz kahvaltı son derece basit ve yeterli:  tost, gözleme, çay :) Ağaçların gölgesinde hiç sıcaklamadan manzarayı izleyebiliyorsunuz. Gelenlerin çoğu yine tahmin edebileceğiniz gibi yabancı turistler…

Resminizi bugünden mi seçersiniz?

Pier LotiYoksa biraz eskitilmiş mi olsun?

Pier LotiBiz buradan manzarayı izleyip tostumuzu yedikten sonra, hemen bu çay bahçesinin yanından Eyüp mezarlığının içine doğru kıvrılan yoldan aşağı doğru yürümeye başladık. Yakın tarihli bildiğimiz tarzda mezarlıkların yanında çok eski taşların süslediği mezarlar da burada. Eski mezar taşları aslında hem çok güzeller hem de çok sadeler. Bir tepeden Haliç’e bakıyorlar.

mezarlar 6

mezarlar 8

mezarlar 89Aralarında üzerindeki yazıları okuyabildiğimiz mezar taşları da var. Aşağıda Bahariye Mevlevihanesinin Kudümzen başının mezarı. Kudüm mevlevi müziğinin dört ana enstrümanından biri imiş. 28-30 santim çapında davullara kudüm deniyormuş.

mezarlar 5Mezarlık o kadar yeşil ve huzurlu ki hem sessizce İstanbul’un karmaşasını bu sessiz sakin tepeden seyrediyor hem de şirin mi şirin kedi yavrularına ev sahipliği yapıyor.

eyüp mezarlığı1

eyüp mezarlığı

Yokuş aşağı indiğimizde Eyüp Sultan’a da gelmiş oluyoruz. Kılık kıyafetimiz uygun olmadığı için caminin ve türbelerin içerisine giremiyoruz ancak dışarıdan dört bir yanını dolanıyoruz.

eyüp sultan 3

eyüp sultan 5Burası Adile Sultan Türbesi… Adile Sultan II. Mahmut’un kızı.. Süslemeler nefis değil mi?

eyüp sultan 7Burası da III. Selim’in annesi Mihrişah Valide Sultan Külliyesi… Eskiden fakirlere yemek dağıtılan bir de imarethane varmış içeride… Bugün de Ramazan’da buraya aşevi kuruluyor. Dışarıdan görebildiğimiz kadarı ile içerisi gerçekten çok güzeldi ancak kapıdaki görevli anlaşılmaz şekilde giremezsiniz diyerek bizi bu güzel külliyenin bahçesine sokmadı! Benzer bir durum daha önce de Ankara’da Hacı Bayram’ı gezmeye gittiğimizde gelmişti. caminin yan tarafındaki sutunları resimlerini çekmek isteidiğimde adına güvenlik dene zat yanıma gelip çekemezsiniz vs. şeklinde birşeyler zırvalamıştı!!!! :)

eyüp

eyüpBuradaki kısa gezintimizi bitirdikten sonra yine bir taksiye atlayıp Zeyrekhanenin yolunu tuttuk. Burada planımız güzel manzaraya karşı soğuk bir şeyler içip ferahlamak ve güzelim Zeyrek Camii ya da Pantokrator Manastırını dışarıdan da olsa görebilmekti.  Cami maalesef şu anda tadilatta. Çok görkemli değil mi? Şimdiki Caminin adı olan Zeyrek aynı zamnda semtin de adı. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethettikten sonra okulun başhocası olan Molla Zeyrek Mehmet Efendi’nin ismini bu semte vermiş. Fetihten sonra kiliseler camiye, manastırlar ise medreseye dönüştürülmüş. İşte bu Manastır da Fatih Camii Medreseleri tamamlanana kadar Medrese olarak kullanılmış. Bizanslılardan kalan en muhteşem yapılardan biri olduğu ve maalesef çok zarar gördüğü ve şu anda devam eden restorasyonun aslında çok geç kalınmış bir çalışma olduğu söyleniyor. Bittiğinde yeniden ziyaret etmeyi bir kenara not ederek biz hemen Cami’nin yanında bulunan Zeyrekhane isimli restorana geçiyoruz. Zeyrekhane de Manastır yapısının bir parçası aslında o nedenle içerisi de mutlaka görülmeli. Ancak biz hava çok sıcak olduğu için içeriye girmeyip terasta gölge ve manzaralı bir yere kuruluyoruz.

Zeyrek Camii - Pantokrator ManastırıBuradan önünüze serilen manzara şöyle…

Zeyrekhane Zeyrekhaneyi ve arkasındaki Zeyrek Camiini restorasyondan sonra yeniden ziyaret etmek üzere diyorum. Çoktan saatler pazartesiye döndü bile… Bugün yazılar açısından çok bereketli bir gün oldu benim için… Daha sık yazabilmek dileğiyle herkese güzel bir hafta diliyorum.

İstanbul Reinvented: Yazı İstanbul’da Geçirenlere Öneriler- Ağva ve Şile’ye kısa bir kaçamak

Yakşalık 2.5 yıldır İstanbul’da olmama rağmen daha İstanbul’un hazinelerini karıştır karıştır bitiremediğim gibi, civarındaki gezi parkurlarına da adım atamamıştım. Bayram o kadar bereketli geldi ki bir sürü yeni yer görebilme şansına kavuşabilmemizin yanı sıra sonunda Ağva ve Şile tarafına da adım atabildik. Bayramın ilk günü Folklorik Turizmin Ağva Şile gezisine katıldık. Çok büyük bir beklenti ile gitmedik ama gerçekten de İstanbul’un Karadeniz ucundaki cici kasabayı görmekten çok keyif aldık.

Tur ile bir yerlere seyahat etmekten çok zevk almamakla birlikte aslında son dakika yapılan planlarda hayat kurtarıcı olduğunu da son bir kaç seferki deneyimlerimizde görüyorum. Bizim gibi kalk gidelim akıllı insanlar için fazla da bir şey düşünmeden hızlıca yola çıkabilme imkanı sağlıyor turlar. Tur şirketi eğer sizin dipdibe takılmanız konusunda takıntılı da değilse gerçekten çok eğlenceli oluyor. Zira böyle ortamlarda çok sosyal olduğum söylenemez. İki dakika önce tanıştığım insanlara hayat hikayemi anlatmak konusunda epeyce isteksizim. Tura bizim gibi katılanlar olduğu gibi orada yeni arkadaşlar edinip keyifle vakit geçirenler de var tabi. Yeter ki herkes kendi kafasına göre takılsın, herkes mutlu olsun.

Bir gece önce epeyce keyifle yediğimiz bir akam yemeğinin ardından Topless’ta çalan garip müziklerin eşliğinde Adamla birlikte birer içki daha yuvarlayıp evin yolunu tutmuştuk. Aslında tam bir sabahlara kadar eğlence modundaydık ki mümkün olsa ertesi gün gideceğimiz Ağva turunu bir sonraki güne ertelemeyi bile düşündük. Aslında iyi ki de öyle yapmamış ve eve nispeten vakitlice dönüp- saat 02.00 gibi!- ertesi sabah da turun hareket edeceği Mecidiyeköy Yapı Kredi Bankası önünde hazır olmuşuz. Yola çıktıktan sonra ilk işimiz yarım kalan sabah uykumuzu tamamlamaya çalışmak oldu. Kah gözlerimizi dinlendirerek kay hafifen uyuklayarak vardığımız Şile yolundaki Avcı köyünde bir kahvaltı molası verdik. Yemyeşil bir bahçede, ahşam masalar ve fokurdayan bir çaydanlık çay! Kahvaltıda ne getirdiklerinin gerçekten pek de önemi yoktu bizim için. Açık havada o yeşillerin arasında içtiğimiz çayın ne kadar lezzetli geldiğini anlatamam. Genelde evin çaycısı benimdir ama Adam bile benimle birlikte sabah sabah 3-4 bardak çayı deviriverdi. Bu minik bahçeli kahvaltı veren işletmenin köpekleri de bizimle birlikte kahvaltı ettiler. Uzun zamandır duymadığımız kadar horoz sesi duyduk sabahın ve bayramın geldiğini müjdeleyen.

avcı köyü şile yolu 3

avcı köyü şile yolu 4Kahvaltıdan sonra ilk durak noktamız Kilimli Koyu oldu. Yalçın kayalıklara çarpan dalgalar, serinliği tepeden bile hissedilen bir deniz.  Niye bilmem bu kadar sarp kayalıklarla çevrili olmasa da bizim aklımıza bundan 3-4 sene önce Amasra’ya yaptığımız seyahat geldi.

Ağva

ağva2

Ağva 4Hemen tepenin üzerindeki kafeteryada birer Türk kahvesi söyleyip anne babalarımızın bayramını kutladık. Hava o kadar sıcaktı ki  aşağıya kadar inip turkuaza dönen kıyıda yüzme hayalini de kurduk.

ağva 5Ancak görecek daha çok yer vardı Buradan kalktıktan sonra Ağvanın Göksu Deresi boyuna doğru yola çıktık. Ağvanın iki yanından da iki nehir geçiyor. Batı ucundan gecen derenin ismi Göksu, doğu ucundan geçen derenin ismi ise Yeşilçay. Göksu deresi tarafında oteller ve restoranlar yan yana sıralanmış vaziyetteler. Biz de öğle yemeğini alacağımız bu restoranlardan birinin önünden bir motora binerek yaklaşık yarım saat kadar süren bir nehir gezintisi yaptık.

agva 6

agva 7

agva 10

agva 12Bu gezintiden sonra önce Ağva merkeze geldik. Buradaki halk plajının doluluğuna şaştık kaldık… Çoluk çocuk denizde… çığlıklar havalarda uçuşuyor…

agva 13Bu arada Şile sınırlarında olduğumuz için şile bezinden yapılmış giysi satan dükkanlardan birinden lacivert efil efil bir lacivert elbise kapmayı da ihmal etmedim. Sokaklarda yaptığımız kısa bir yürüyüşten sonra sıcaktan buharlaşan bedenlerimizi yeniden tur otobüsüne attık ve yeniden Göksu deresindeki retoranın yolunu tuttuk. Öğle yemeğinde Çupra ya da Levrek seçenkerinin yanında köfte de dahildi tur programına. Biz tercihimizi balıktan yana yapıp yanına da birer duble rakı ile soframızı şenlendirdik. Ardından  Şileye doğru yola çıktık. Şile Ağva kadar sevimli olmamakla birlikte, Türkiye’nin en eski ve aktif fenerinin süslediği manzaralar burada da iç ferahlatıcı cinsten.

Agva14

Şile3

Şile2Şiledeki serbest zamanın ardından bu defa Saklı Göl denilen bir yapay gölete doğru yola çıktık. Havanın sıcaklığı Saklı Göl etrafındaki işletmelerde yakılan mangalın sıcağı ile birleşince üzerimizden dumanların tüttüğünü anlayabilirisniz.  Aşağıdaki resimde görünen sakin ve serin renkler nasılda yanıltıcı duruyor bir bilseniz.  Dondurmanız var mı sorusuna garsonun verdiği sıcak dondurmamız var cevabı bizi kahkahalara boğarken (Laf aramızda, evet topluluk içerisinde kahkaha atıyorum– çok güzel oluyor siz de denesenize! :)) biz sıcaktan erimiş şekilde  ülke olarak sıcak altında mangal yapma sevdamızın nedenlerini irdeledik. Bana sorarsanız en iyi mangal akşam serinliğinde yanan mangaldır!

saklı göl

İşte böyle bir yolculuğun ardından yeniden otobüsümüze binerek İstanbul’a doğru yola çıktık. Ben yolda daha önce İstanbul – Ankara uçaklarında başladığım  Zülfü Livaneli’nin Kardeşimin Hikayesi romanını  bitirdim. En iyi Zülfü Livaneli kitabı olmasa da yine de böyle yollar için güzel arkadaşlık etti bana. Yorgun argın vardığımız evde akşam kah kanepeye kah yatağa yayılarak dinlendik. Şimdiden diyorum ki darısı diğer İstanbul civarı gezilerine. Geziyle kalın…

İstanbul Reinvented: Yazı İstanbul’da Geçirenlere Öneriler- Grand Hyatt Havuz Keyfi

Booking.com’un bile bana güneşli bir tatile ihtiyacınız var diye emailler attığı bu günlerde suyun her çeşidi ile buluşabilmek benim için en büyük keyif. İster boğaza nazır oturalım, ister hamamlarda terleyelim ister vapura binip  adalara ya da boğazda gezintiye çıkalım ya da en kestirmesinden kendimizi bir havuza atalım. Karşıdan Avrupa yakasına taşındığımızdan beri her yer trafik her yer beton gerçeği ile bir arada yaşıyoruz maalesef. İşe ve diğer her türlü eğlence ve dinlence mekanlarına yakınlığından dolayı mahallemizden çok da şkayet edecek değilim ama her sabah ve her akşam yaptığımmotor/vapur gezintilerinin sona ermiş olmasından dolayı da içimde bir burukluk var.

İşte bu su ile haşır neşir olma isteğinin yine fazlasıyla depreşmiş olduğu bugünlerde İstanbul havuzlarına da göz geçdirmeye başlamıştım ki karşıma Timeout İstanbul’un güzel bir derlemesi çıktı. Bir akşam Galatasaray adasına yemeğe gidince buradaki kocaman olimpik havuzu gözüme kestirmiş oldum. Ancak gelin görün ki havuza gidelim diye kararlaştırdığımız gün bir aksilik olmasın diye Suadayı aradığımda tamamen dolu olduklarını söylediler. Burayı benim açımdan cazip kılan nokta nefis manzarasının yanında içeriye çocuk kabul etmiyor olmaları idi. Suada’dan umudu kesince diğer seçeneklere yöneldim. Tabi gönül ister ki Çırağan’a gidelim ama 4-5 saatlik bir havuz keyfine öyle astronomik bir rakam istiyorlar ki hiç üzerinde bile durmadım.

Sonrasında hem yine eve yakın olsun biraz da yeşillikler arasında olsun diyerek Grand Hyatt’ta karar kıldım. Adamla birlikte çıktık yola, zaten nerede ise yürüyerek 15 dakikada olabileceğimiz otelin kapısına taksi ile 5 dakikada vardık.

İlk önce  yer olmayabilir kontrol edip hemen size geri dönüyoruz dediler ancak gerçekten otel personeli o kadar  pratik ve zarif  ki yaklaşık 10 dakika içerisinde bizi havuzun nefis bir köşesine yerleştirdiler. Siz gelir gelmez, şezlonglarınıza tertemiz beyaz havluları serip, şemsiyenizi açıveriyorlar. Servis elemanları her daim civarınızda. Saatlerce garson aramanız gerekmiyor. Havuzun otel binasının karşısına düşen duvarını dikey bahçe yapmışlar. O yüzden aslında Taksimin göbeğinde bir beton hapishanesinde olduğunuzu hissetmiyorsunuz.. Üstelik otelin binası da yakındaki diğer oteller gibi tepenize zebellah şeklinde dikilmediği için gerçekten Antalya’da bir beş yıldızlı otelin havuz başında oturduğunuza inanıveriyorsunuz.  Soğuk bir şeyler içip biraz ferahladıktan sonra atıverdik kendimizi havuza.

grand hyatt

Havuzdan çıkınca kitap sefasına geçiverdim ben. Adam elinde tablet internette gezinirken evden çıkarken kütüphaneden çekip çantaya atıverdiğim Ayşe Kulin’in Füreyya romanına gömülüverdim. Kitap kendisi için ayrı bir yazıyı hakediyor ama o kadar keyifle aktı ki sayfalar, bir süre sessizce  hiç durmadan okudum. Zaten kitap çok da elimde kalmadan bitiverdi ağzımda bal gibi bir tat bırakarak.

Ayşe Kulin- Füreya

Gelelim Grand Hyatt ve havuz başı restoranı olan Gazebo’ya. Servis elemanları ve otelin bütün personelinin kibarlığının yanında buradaki lezztelere de bayıldık. Ben bir club sandwich söyledim, adam kuzu köfte söyledi. Her ikisi de çok lezzetli idi. Basit ve havuz başında tüketilebilecek yemekler bunlar ancak bu kadar basit lezzetlerin bu kadar damak çatlatması da takdire değerdi gerçekten. Taze sıkılmış buz gibi meyve suları da havuz başında bizi serinletmeye devam etti.

grand hyatt gazebo

Biz yaklaşık saat 6 gibi keyif içerisinde ayrıldık otelden. Hafta içi bir gün olduğu için giriş ücreti olarak iki kişi 180 TL verdik. Haftasonu fiyatlar biraz daha yukarı çıkıyor ancak hem İstanbul’un göbeğinde olup hem de tatil yapmak istiyorsanız gerçekten mantıklı bir seçenek.

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 119 takipçiye katılın